Scorsese'nun düşüşü ve yükselişi

Scorsese'nun düşüşü ve yükselişi
Scorsese'nun düşüşü ve yükselişi

?Zindan Adası?nın yönetmeni Martin Scorsese (solda) ve Leonardo DiCaprio (sağda).

Yakında Leonardo DiCaprio'nun rol aldığı 'Zindan Adası'yla sinemalara konuk olacak Martin Scorsese, 'Kariyerim bugüne kadar üç defa çöktü, sonra yeniden canlandı. Sanırım bu dördüncü yükselişim oluyor' diyor

LOS ANGELES - ‘Taxi Driver’dan ‘Kızgın Boğa’ya, ‘Sıkı Dostlar’dan ‘Köstebek’e heyecan verici filmlere imza atan yönetmen Martin Scorsese, yakında Leonardo DiCaprio’lu yeni filmi ‘Zindan Adası’yla (Shutter Island) karşımızda olacak. ‘Gizemli Nehir’in yazarı Dennis Lehane’in aynı adlı romanından uyarlanan ‘Zindan Adası’, şubatta Berlin Film Festivali’nde prömiyer yapacak, 12 Mart’ta da Türkiye’de gösterime girecek. Scorsese, DiCaprio’nun yanı sıra Mark Ruffalo, Ben Kingsley, Emily Mortimer, Michelle Williams, Patricia Clarkson gibi güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip ‘Zindan Adası’nı anlattı.
Önce hangisi geldi? Senaryo mu, kitap mı?
Önce senaryoyu, sonra kitabı okudum. Hikayesi ve kendi kendisini çözümleme şekli hoşuma gitti. Ana karakter inanılmaz bir yolculuğa çıkarken sorumluluk duygusunu kabullenmesi; suçluluk duygusuyla nasıl başa çıktığı; şiddet dürtüsünün üstesinden nasıl geldiği anlatılıyor. Böyle bir yaşam sürmenin nasıl bir şey olduğu ve verilen kararlar ilgimi çekti. Kendimizi daha iyi hissetmek için verdiğimiz kararları düşündüm. Böylesine büyük acılar çeken bir erkeğin de hikayesi ilginç geldi.
‘Zindan Adası’nın ruhsal rahatsızlığı keşfe çıkan teması için ne diyorsunuz?
Tam olarak ruhsal rahatsızlık diyemeyiz. Bana cazip gelen tarafı, algılama olayına ağırlık verilmesiydi. İnsanlarda kendilerine yönelik çok farklı algılama biçimleri vardır. Kimin hasta olduğu, kimin olabileceği veya sadece o gün kötü hissettiği tamamen algılamaya göre değişir.
‘Zindan Adası’nın yapımını besleyen esinlenmeleriniz nelerdi?
İzlediğimiz birkaç film oldu. Ekibime, Jacques Tourneur ‘I Walked With A Zombie’ ve ‘Cat People’ı gösterdim. İsimleri korkunçtur ama şiir gibi filmlerdir. Ayrıca Mark Robson’un yönettiği ‘The Isle of the Dead’ adlı bir başka film, tabii ki Roman Polanski’nin ‘Cul-de-sac’, ‘Repulsion’ ve kendi türünün en muhteşem örneği kabul edilen ‘Rosemary’s Baby’sini izledik. ‘Rosemary’s Baby’ öyle müthiş bir filmdir ki, sonunu bildiğiniz halde tekrar tekrar izlemeye doymazsınız. Çünkü meydana gelen olaylardan sonra geride kalanların nasıl davrandığını büyüleyici şekilde gösterir.
Leo(nardo DiCaprio) ile Mark’a (Ruffalo), ‘Laura’ ve ‘Out of the Past’ adlı filmleri de gösterdim. ‘Out of the Past’ın sonuna gelindiğinde Leo ayakta alkışlayarak, “Bugüne kadar gördüğüm en müthiş film” dedi.
Leonardo DiCaprio ile ortak çalışmanızın doğası yıllar içerisinde değişti mi?
İşbirliğimizin zaman içinde değiştiğini sanmıyorum. Daha yoğun hal aldı diyebilirim. Bu film Leo açısından zor oldu. Çünkü açığa çıkarılması gereken çok şey vardı ve açığa çıkarttıkça daha fazlası onu bekliyordu. Daha önce hiç aklımıza gelmeyen şeyleri bile denemek zorunda kaldık. Son derece karmaşık bir çalışmaydı. Leo kendisini bu projeye öylesine adadı ki, onun açısından o dünyada uzun süre yaşamak gibiydi.
Peki, orası yaşamak için iyi bir yer miydi?
Hayır, kesinlikle değildi. Ekibe teşekkür ettikten sonra evime gittim. İki ay boyunca da hiç kimseyi görmedim. Leo da gitmişti. Geri geldiğinde bazı sahneleri tekrar izledik. Ekrandaki görüntüye bakıp, “Oh o sahne, ne iğrenç gündü!” veya “Sanki cehennemde gibiydik” diye anılarını dile getiriyordu. Hatırlıyorum da çok zor ve ızdırıp verici bir gündü. Kusma sahnesinden tutun da, ormanda koşma sahnesine kadar her türlü zorluk vardı. Sanki klostrofobik dünyada iki acemi çaylak gibiydik. Ancak Leo devam etmekten hiç korkmadı ve başardı.
Filmlerinizin hepsinde çekim zorluğu boyutu var. Siz film yaparken hep zorluk mu çıkıyor?
Evet zorluk çıkıyor. Aslına bakarsanız diğer yönetmenlerin de başına birçok iş gelir ama hiçbir şey demezler. Bana gelince, şikayet etmeyi severim. İşin keyifli yanı da şikayet etmektir. Ama bazen gerçekten çok zor olduğu da bir gerçek. ‘Zindan Adası’ çekimlerinde sabahın 07.15’inde doğru mekan bulabilmek için kayalara tırmandığım anlar oldu. Tüm zorluğuna rağmen devam etmek gerekiyor. Ayrıca çok fazla rüzgar ve yağmur vardı. İnsanlar yağmurdan fazlasıyla etkilendiler.
Leonardo Di Caprio ile Michelle Williams’ın küller arasında göründüğü çok özel bir sahne var. Seyir için inanılmaz... Siz ne diyorsunuz?
Odadaki kül olayı senaryoda vardı. Kitaptan gelen bir detaydır. O sahnede gerçek kül kullandık. Farklı çeşitteki külleri test ederek en iyisini bulduk.
Leonardo’nun farelere karşı oynadığı sahne için ne diyorsunuz?
Fareler de senaryoda vardı. 100 fare kullandık, sonra birkaç tane daha ekledik ama o günkü sahnede 100 fare vardı. Leo’nun en zor günlerinden biri, hatta en zor haftasıydı. Özellikle elini bir farenin üzerine koyduğunda çok zorlandı. Farelerden biri ona dokununca Leo’nun öyle bir geri tepmesi vardı ki, hepsi gerçekti.
Kariyeriniz o kadar başarılı ki, kendinizi evde terliklerinizle emekli olmuş düşünebiliyor musunuz?
Evde zaten hep terlikle gezerim. İşin doğrusu ben hep çalışmak isterim. Ancak şu da var ki, kariyerim bugüne kadar üç defa çöktü, sonra yeniden canlandı. Sanırım bu dördüncü yükselişim. ‘The Departed’ı yaparken iyi bir gangster filmi yapmaya çalıştık. Çok fazla ticari başarı göstereceğini sanmıyordum. Sonuç iyi oldu. Umarım aynı şey ‘Zindan Adası’ için de geçerli olur.
Frank Sinatra ile ilgili biyografi filmi projeniz hâlâ gündemde mi?
Evet gündemde... Umarım yakında hayata geçiririz. Ayrıca HBO için ‘Boardwalk Empire’ı ve George Harrison ile Fran Lebowitz üzerine belgeseller yapıyorum.