Sebat etmeden başarıyı yakalamak zor

Sebat etmeden başarıyı yakalamak zor
Sebat etmeden başarıyı yakalamak zor
Boğaziçi Ekonomi'yi dereceyle bitirdi, Yale'e gitmekten vaz geçip müziğe yöneldi. Üç şarkıdan oluşan yeni single'ını yayımlayan Funda Lena, "Müzik piyasasında yalnızsanız küçük adımlarla ilerlemeyi kabul etmelisiniz" diyor
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

Funda Lena, Boğaziçi Ekonomi ’yi de yüksek lisansını da dereceyle bitirdi. Hikayesi Yale Üniversitesi’nde devam edecekti ama o akademik kariyerini ve rakamları bir tarafa bırakıp mandolin, klavye, piyano, şan ve solfeji seçti. İlk albümü ‘Yol Ayrımı’ ve ikinci albümü ‘Yeniden’in ardından şimdi üç şarkılık single’ı ‘Evelallah’la tekrar karşımızda. Funda Lena, onu daha yakından tanımak isteyenler için hikâyesini anlattı. 

Boğaziçi Ekonomi’den dereceyle mezun olmuşsunuz. Parlak bir CV’yi bir kenara bırakıp müzik sektörüne girmenizin ardında bir aydınlanma mı var yoksa daha önce fırsat mı olmadı?
Bu durum bütün o akademik başarıyı elde ettikten sonra yaşadığım bir aydınlanma, bir kendimi sorgulama durumu değildi. Aslında ben daha üniversiteye başlarken bir gün mutlaka müziğe yöneleceğimi biliyordum. Fakat Türkiye ’de müzik piyasasının koşulları zor olduğu için daha 18 yaşımdayken direkt o yolu seçmeye cesaret edemedim. Hele de Boğaziçi Üniversitesi gibi bir okulda eğitim görme şansınız varsa, herkesin hayallerini süsleyen bu okulu elinizin tersiyle itemiyorsunuz. Konservatuvar hayalimiyse, kısmen de olsa, yüksek lisans yaptığım sırada üç yıl boyunca Müjdat Gezen Sanat Merkezi akşam okuluna devam ederek gerçekleştirmiş oldum. 

Ebeveynlerin hiç hoşlanmayacağı bir hikaye bu. Sizinkiler nasıl tepki verdi?
Annem, benim müzikle uğraşırken ne kadar mutlu olduğumu bildiği için üniversiteyi yarıda bırakıp müzik yapacağımı söyleseydim bile beni desteklerdi diye düşünüyorum. Babamsa biraz daha akademik eğilimli biri. Gerçekçi bir insan olduğu için, sanatın bir dalında başarılı olmamı her şeyden çok istediğini her zaman dile getirdi ama bunun çok zor olduğunun uyarısını da yaptı bana hep. 

R&B’yi etnik enstrümanlarla birleştiriyorsunuz. Böyle bir tarza olan yakınlığınızı nasıl keşfettiniz?
Etnik müziğe ilgim eskiden beri var. Halk müziğimizi, türkülerimizi de her zaman çok sevmişimdir. Popüler müzik çerçevesinde üretilen şarkıların içinde özümüze ait öğelerin kullanılması hoşuma gidiyor. Son yıllarda dünya müziğini takip ederken de en çok ilgimi çeken R&B ritimler ve altyapılar oldu. Sonuç olarak ikisini birleştirdim. Bunu en iyi şekilde uygulayabilmek için de Amerika’da Madonna, Beyonce, Britney Spears gibi dünya starlarına hit şarkılar düzenlemiş ve aynı zamanda da etnik müziğe hakim olan Mac Quayle ile çalıştım. Onun sayesinde başta hayal ettiğim sound’u da elde etmiş oldum. 

Daha önce iki albüm çıkardınız ancak bu albümler büyük kitlelere ulaşamadı. Bunun sebebi neydi ve şimdi durduğunuz noktada nasıl değerlendiriyorsunuz o albümleri?
Önceki albümlerde değişik tarzlar denemiştik. Belki biraz arayış dönemiydi benim için. Alaturka pop, senfonik pop, Latin, flamenko, tango gibi türler vardı albümlerimde. Türkiye’nin en iyi müzisyenleri çaldı kayıtlarda ve son derece iyi iş çıkarttılar. Fakat o zaman projelerin müzik yönetmenliğini ve şarkıların düzenlemelerini ben yapmadığım için eski albümlerim yüzde yüz benim hayallerimin ürünü değildi. Yeni şarkılarımsa tamamen benim kafamdakileri, benim fikirlerimi ortaya koyuyor. Bir de dünya sound’una daha yakın olması açısından beni öncekilerden bir adım daha öteye taşıdığını düşünüyorum. Büyük bir kitleye ulaşamamamın sebebine gelince, bağımsız bir müzisyen için kısa zamanda çok fazla yol kat etmek kolay değil. İyi bir çıkış yakalayabilmeniz için güçlü bir prodüktörle çalışıyor olmanız gerekiyor. Muhakkak ki istisnaları var ama normal şartlarda, eğer müzik piyasasında yalnızsanız küçük adımlarla ilerlemeyi kabul etmelisiniz. Zorluklarla karşılaştığınız, kimseden yardım göremediğiniz, kendinizi güçsüz hissettiğiniz zamanlar çok oluyor. Bu zamanlarda motivasyonunuzu düşürmeden üretmeye devam etmek gerekiyor. Benim gibi müzisyenler için sebat etmeden, mücadele etmeden çok büyük kitlelere ulaşmak gibi bir başarı söz konusu olmayacaktır. 

Amacınızın Türk popüler müziğinde yeni ve farklı şeyler yapılması için uğraş veren tüm müzik insanlarıyla aynı safta mücadele vermek olduğunu söylüyorsunuz. Müzik piyasasında durduğunuz noktayı bunun üzerinden biraz daha açar mısınız?
Türkiye’de popüler müzik piyasasının biraz kısırdöngü içinde olduğunu düşünüyorum. Genelde benzer ritmik altyapılar üzerine sıradan melodiler yazılıp dinleyiciye sunuluyor. Bu ortalamanın dışında, alternetif bir müzik ürettiğinizde, hele de yalnız başınıza mücadele eden biriyseniz, birileri sizi anlasa ve desteklese bile dışlayanlar ve yüzünüze kapıları kapatan da çok oluyor. Bununla birlikte halkın sevgisini kazanmış, dolayısıyla piyasada belli bir gücü olan müzisyenler arasında da alternatif ve müziğin gelişimine katkı sağlayacak işlere imza atan isimler var elbette. Ben de mantık olarak, müziğe bakış açısı olarak böyle müzisyenlerin durduğu yerde duruyorum ve her geçen gün kendimi daha fazla sayıda insana ifade edebilmeyi ve müzikal anlamda her geçen gün biraz daha fazla anlaşılmayı diliyorum.