Sedat Simavi'nin cebindeki siyanür

Semih Balcıoğlu'nun ilk karikatürü 1943 yılında yayımlanmış.

İSTANBUL - Semih Balcıoğlu'nun ilk karikatürü
1943 yılında yayımlanmış. 1946'da Akşam gazetesinde günlük siyasi karikatürler çizmeye başladığında ise sadece 18 yaşındaymış. Babıâli'nin hep beğenilen çizerlerinden biri olarak geçen uzun yıllarda nelere tanık olmamış ki. Neyse ki Semih Balcıoğlu oturmuş bu anılarını yazmış. 'Önce Çizdim Sonra Yazdım' adıyla Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan kitabında Balcıoğlu, yakın tarihimizin ünlü isimlerini bilinmeyen özellikleriyle ve olaylarla aktarıyor. Akşam gazetesinden, Hürriyet, Tercüman ve Akbaba'ya kadar birçok önemli
gazetede çalışan Balcıoğlu'nun anılarından Vala Nurettin, Cemal Nadir, Zeki Müren, Ahmet Emin Yalman, Falih Rıfkı Atay, Aziz Nesin, Nâzım Hikmet gibi dönemin bütün ünlü isimleri gelip geçiyor.
Yahya Kemal'e mali destek
Semih Balcıoğlu, akademi yıllarını aktardıktan sonra gazetelerde geçen günlerini anlatırken sık sık edebiyatımızın unutulmaz isimleri çıkıyor okurun karşısına. Bazen edebiyatçıların geçim çilesinin nasıl hiç değişmediğini gösteren hatıraları kahramanları olabiliyor bu isimler.
Yahya Kemal Beyatlı'nın sıkıntıda olduğunu duyan Haldun Simavi "Durup dururken para vermek çok çirkin olur. Her hafta cumartesileri bir şiirini yayımlar ve ayda 1000 lira veririz. Bu da bizim boynumuzun borcudur" diyor ve üstadın şiirleri Hürriyet'te yayımlanıyor. Orhan Kemal ise bir gün 'Bir yerden para aldım' diye Balcıoğlu'nu yemeğe davet ediyor. Ardından da kızıp söyleniyor. "Yahu şu işe bak, bir yerden para alınca sevinir olduk. (...) Şeytan diyor ki bunları utandırmak için al üç beş sandık portakal, gel şu Babıâli Meydanı'nda portakal sat..."
Örsan Öymen'in fedakârlığı
Askerliğini Polatlı'da yapan Semih Balcıoğlu, hafta sonları yaptığı Ankara ziyaretlerinden birinde Bülent Ecevit'in teklifiyle Ulus gazetesinde mizah sayfası hazırlamaya başlıyor. Tabii, Demokrat Parti iktidarı hemen harekete geçiyor ve Tahkikat Komisyonu kuruluyor. Balcıoğlu hâlâ asker ve bu, durumu daha da zora sokuyor. "Bir Cumartesi günü Ulus'a uğradım. Örsan Öymen masasının üzerine benim onlarca karikatürümü koymuş, onlara baka baka müsvette kâğıtlarına bir şeyler çiziyordu. 'Ne o, bizim meslek elden gidiyor mu?' dedim. Örsan her zamanki kahkahasını atarak, 'Ne haddime abi... Tahkikat komisyonu gazeteye bir yazı göndererek karikatürleri kimin çizdiğini sordu. Ben de benim adımı verin, Semih abinin çizdiğini bilirlerse askerliğini yakabilirler, dedim. Bunları neden çizdiğime gelince... Belki komisyonda bir şey çizdirebilirler diye elimi alıştırıyorum. Muhasebedeki bütün fişlerini de değiştirdim, kendi adımı yazdırıp imzamı attım. Bu hafta sayfaya ne çizmemi istiyorsun, sen yorulma artık, söyle yeter' dedi."
Simavi'nin siyanür şişesi
Balcıoğlu'nun anılarında, Akşam, Hürriyet ve Tercüman yılları önemli yer tutuyor. Küçük bir tüccar olan Kemal Ilıcak'ın nasıl Tercüman'ın sahibi olduğunu anlatan Balcıoğlu, Sedat Simavi'nin Hürriyet gazetesi teşebbüsünü bir ölüm kalım meselesi olarak algıladığını da oğlu Erol Simavi'ye referansla aktarıyor:
"Erol beye bir gün, 'Sedat bey de ne kadar erken öldü. Bir hastalığı falan var mıydı? dedim. Meğer bamteline basmışım. 'Nasıl ölmesin' diyerek hayatımda hiç unutmayacağım bir yanıt verdi: 'Dergiler çıkarken keyfimiz iyiydi. Her şey tıkır tıkır gidiyordu. Gazete fikri ortaya atılınca, iş değişti. İş dergi gibi değil tabii... Elde avuçta ne varsa gazeteye harcandı. Annemin mücevherleri, eşyalar ve Kanlıca'daki ev Emniyet Sandığı'na rehin kondu. Babam da (baş parmağını göstererek) şöyle bir cam şişe içine siyanür koydu ve pantolon kemerinin altındaki zula cebine o şişeyi yerleştirdi. Şayet gazete tutmasaydı, intihar edecekti. Bunu uzun süre taşıdı. Bu insanda nasıl tahribat yapar yahu? Buna vücut mu dayanır? Stresten öldü..."
Zeki Faik'in ihbarı
Günümüzde klasik kabul edilen birçok sanatçının yetiştiği 1940'lardaki Güzel Sanatlar Akademisi'ni anlatan Balcıoğlu, en şaşırtıcı sayfaları ünlü ressam Zeki Faik İzer için yazmış. Balcıoğlu, bir dönem okulun müdürlüğünü yapan İzer'in baskıcı uygulamalarını "İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra faşizm bitti gitti sanmıştık ama ne yazık ki kestirme yollarla Akademi'ye gelmiş" sözleriyle özetliyor. İzer'e dair aktardığı olaylardan biri ise şöyle: Akademi'nin başarılı öğrencilerinden Orhan Peker askere gidince, yedek subay okuluna arkasından bir mektup geliyor. 'Komünisttir, çavuş çıkması lazımdır' gibi Peker aleyhinde iddialar içeren mektubu yazan Zeki Faik İzer. Orhan Peker, kendisine mektubu gösteren komutanının önerisiyle İstanbul'a geliyor ve yine tanınmış bir isim olan Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan iyi bir referans mektubu alarak geri dönüyor, kendini ancak böyle temize çıkartıyor.