'Seks endüstrisini ben icat etmedim'

'Seks endüstrisini ben icat etmedim'
'Seks endüstrisini ben icat etmedim'
Galerist'teki kişisel sergisi için İstanbul'a gelen Julien Opie, insan dünyasının doğal görüntülerini resimlerine aktarıyor. 'Bunların hiçbiri niben icat etmedim, zaten sanat yargılamakla değil bakıp görmekle ilgilidir' diyen sanatçı şu sıralar Taksim Meydanı için bir proje üzerinde çalışıyor


DİDEM YAZICI

İSTANBUL - Sanat fuarları, müze mağazalarındaki kartpostallar, CD albüm kapakları, Londra Kraliyet Balesi, Blur, U2 ve Bryan Adams ile yapılan projeleriyle Julian Opie, çağdaş sanatın ‘renkli’ dünyasına ait önemli bir figür. Tate Liverpool, MoMA, British Müzesi gibi çağdaş sanatı domine eden kurumlarda yer alan Opie’de sanatın eleştirel yanı değil, formalist ve figüratif yaklaşımı belirgin. Sanatçıyla Galerist’teki sergisi vesilesiyle sohbet ettik.

Çalışmalarınızda yoğun olarak yer alan insan figürlerini, fotoğraf ve video görsellerinden seçip, yeniden üretiyorsunuz. Bu süreçten bahseder misiniz?
Ben gerçelikle çalışıyorum. Tanıştığım tüm bu insanlar, benim için, yürüyor, dans ediyor ya da öylece durup benim yönlendirmemi bekliyorlar. Gerçeklik ve esas üretim, sanat işi; süreç ise bunun arasında. Fotoğraf, bilgiyi bir ayna gibi aktarmanızı sağlayan çok kullanışlı bir yöntem. Bugünlerde fotoğrafları basmıyoruz dahi, dijital fotoğrafı bilgisayara yüklüyoruz. Ben de bu görsellerin üzerinde çalışıyorum. Fotoğraf tıpkı bir ayna gibi, görseli yanısıtıyor. Aslında fotoğrafları çok da kendim çekmiyorum, fotoğrafçılarla çalışıyorum. (Sergide yer alan heykelleri işaret ederek) Örneğin bunlar videodan, çünkü figür hareket halinde, fotoğraf iyi olmazdı. Kimi zaman bu görsellere aylar sonra dönüp, üzerinde çalışmaya başlıyorum.

Ve soyutlaştırıyorsunuz.
Şöyle ki, fotoğraftan ihtiyacım olanı alıp, kullanıyorum. Bu çok iyi oluyor, çünkü çok net. Geçmişte, sanatçılar ölçüler kullanmak zorundaydı, ama fotoğrafla gerçekten belirgin, çünkü çok kesin. Oldukça basit bir çizim yapabilirim, ama bana kalırsa, gerçekliğin niteliğini taşıyor.

Sergide yer alan figürler ağırlıklı olarak tek başına, başka bir figür ile iletişim halinde değil.
Aslında birden çok figürle oldukça sık çalıştım. İki dansçının dans ettiği bir seriyi yeni bitirdim. Aslında çok ilginç, çünkü geleneksel olarak dansta, erkekler zemini temsil eder ve kadın onun etrafında dalgalanan bir hareket olur. Bu kusur değil, erkeğin güçlü olup kadını mümkün olmayan pozisyonlara taşıması.

Bu çalışmalar sergide yer almıyor.
Bu hafta çiziyorum bu sözünü ettiklerimi. Sergide, evet gerçekten tek figürler var. Sanat tarihindeki bir çok görselde insanlar tek betimleniyor. Benim için uzun süre, birden çok insan çizmek kolay olmadı, özellikle bireyselliğin güçlü olduğu yüzlerde. Örneğin şimdi sana bakıyorum, burda biri daha olsa, bir tercih yapmam gerekir. Birine baktığında, göz göze geliyorsun ve bunu iki kişi ile yapamazsın. Böyle bir resme bakmak da kolay değil. Ama ikili bir heykel yapmak eğlenceli ve ilginç olabilir, daha karışık.

Neredeyse logo gibi işleyen, Julian Opie dendiğinde akla gelen görsel bir dil var. Bu yalın soyutlama dilinin en temel motivasyonu nedir?
Sanırım sadece, gerçekten gerekli olanı çiziyorum. Örneğin bir figürün hareketini vermek için, burnunu çizmeseniz de olur, ama belki ayaklarını çizmek gerekli. Çünkü ayaklar, oldukça ifadecidir, tüm figürdeki hareketin parçası.

İşlerinizdeki ‘kadın’ imgesinin kullanımından söz etmek istiyorum. Kimi çalışmalarınızda rahatsız edici bulduğum bir kullanım, örneğin ‘Sara Dancing Topless’ (Üstsüz Dans Eden Sara) filminde dolaysız bir anlatım söz konusu.
O muhtemelen yaptığım en ‘seksüel’ iş. O, bir seks işçisi, bir gece klübü striptizcisi ve bu her şehirde vardır. Bu, dünyanın ve insan dünyasının ve görüntüsünün bir parçası. Ben çeşitli insan görüntülerine bakıyorum, bale dansçıları, 18. yüzyıl resmindeki pozlar, sipariş portreler. Bunların hiçbirini ben icat etmedim. Seks endüstrisini ben icat etmedim ve yargılamıyorum, iyi ya da kötü olduğunu söylemiyorum. Doğa gibi, o sadece orada, sanki bir hayvanı görmek gibi. Bence sanat yargılamakla ilgili değil, belki de öyle, ama benim için öyle değil. Bence, yargılayıcı bir tavır aldığında, propaganda gibi oluyor. Bence sanat, incelemek, görmek ve bakmak üzerine.

Bu tür çalışmaların bir kısmı eleştirel, bir kısmı da kadını metalaştıran bir tavırla yapılıyor.
Bence bu oldukça dürüst, dünyayı çizmek istiyorum. Ne görürsem, onu resmetmenin bir yolunu buluyorum. Eğer bu filmim yaptığım en başarılı iş olsaydı ve herkes onu istiyor olsaydı, ve sadece bu tür işler yapıyor olsaydım, o zaman garip olurdu. Bu satması en zor olan filmlerden biriydi.

Sergide, daha önce hiçbir yerde sergilenmeyen yeni çalışmalar var.
Birçoğu yeni, her ne kadar bu iki heykel Kore’de bir sergide yer almış olsa da... Ve Bijou (cam heykeller) dışında sergide yer alan her şey yeni. Aralarında ilk defa uyguladığım tarzda işler de var, örneğin silütler. Bu tarz bir çalışmayı ilk defa sergiliyorum. Aynı zamanda, dört insanın yürüdüğü filmler. Her ne kadar uzun süredir yürüyen insan filmi yapıyor olsam da, bunlar çok farklı. Bunlarda ayakkabı, saç, elbise motifi var. Bir önceki yürüyen insan grubundan tamamiyle farklı bir çizimle yapıldı. Yani, oldukça yeniler ve nasıl olacak aslında ben de bilmiyorum.. Bunları göstermek çok heyecan verici. LCD ekranlarında gösterilen yürüyen insanlar, benim için çok yeni bir tarz, çizme biçimimi değiştirdim, figür çok daha detay içeriyor.

Neden daha detaylı bir anlatım tercih ettiniz?
Doğal bir gelişim. Çalıştıkça, farklı şeyler istediğini görüyorsun. Farklı şeylere bakıyorum. Son zamanlarda 17. ve 18. yüzyıl resimlerine sıkça bakıyorum, figürleri betimleme biçimlerini öğreniyorum. Oldukça heyecan verici, özellikle kumaşa, giyime dikkat ediyorum. Elbise, aslında bir şey eklemeden çizimi zenginleştiren bir öğe. Anlamını değiştirmiyorum, hala betimlenen insanın kendisi ama daha fazla öğe kullanarak daha anımsatıcı bir yol izliyorum.

Kamusal alandaki pratiklerinizden bahseder misiniz?
Dünyanın içinde çalışmayı seviyorum. Birçok sanatçı bundan hoşlanmıyor. Buna saygı duyuyorum, atölyelerinde çalışıyorlar, kendilerini asla CD kapağı, kamusal siparişler ya da kitap kapakları gibi projelere dahil etmiyorlar. Ben çizmeyi çok seviyorum ve onlarla bir şeyler yapmayı seviyorum, sergiler ve farklı seçeneklerle iş birliği yapmayı seviyorum.
Alsa ticari ve reklam işleri yapmıyorum ya da başkaları için tasarım... Ama eğer biri bir CD kapağı isterse, ben CD kapaklarını seviyorum. Eskiden sanatçılar, saray ve kilisede çalışıyorlardı, şimdi CD kapakları, pop grubun sahne tasarımında çalışıyorlar.

Kamusal alanla olan ilişkinizi biraz daha açar mısınız?
Kamulsal alan, müze ya da galeri gibi bir imkan. Galeri mekanı, içine girip unuttuğun bir alan değil, ben böyle olduğuna inanmıyorum. Bu yüzden burdaki tüm pencerelerin açılması için zorladım, normalde galeride pe ncereler kapatılıyor ve sadece beyaz bir ala n oluyor, bundan hoşlanmıyorum. Dışarda yer alan formlarla, içerdekilerin ilişki kurmasını istiyorum. Burda çoğu zaman binanın bir parçası olarak, birçok Roma ve Yunan heykeli var. Yani açık alanda çalışmayı seviyorum ama kolay değil. Şu an Taksim Meydanı için, kamu siparişi olan bir proje üzerine çalışıyorum. Bu sene olması gerekiyordu, sonunda yetki verildi ama henüz paraları yok sanıyorum.

Julian Opie sergisi, 29 Mayıs’a kadar Galerist’te görülebilir.





    ETİKETLER:

    Roma