Sen hep depresyonda kal!

Sen hep depresyonda kal!
Sen hep depresyonda kal!

Fotoğraf: Ebru Öncü

Frank Sinatra şarkılarıyla İstanbul'da hayranlarına keyifli anlar yaşatan Jay Jay Johanson, "Depresyondan kaçmam için sürekli üretmek zorundayım' dedi
Haber: SEDA GEZER / Arşivi

Cumartesi akşamını dışarıda eğlenmek isteyenlere oldukça bonkör davranan İstanbul'da dün gece, (6 Şubat) birçok kişi rotasını Ghetto'ya çevirdi. Yeraltından uzun zaman sonra çıkan ve renkli organizasyonlara imza atan şehrin böcekleri; Urban Bug, İsveç'in derin sesi Jay Jay Johanson'ı müzik severlerle buluşturdu. Konser alanı tıka basa doluyken, melankoliyle mutlu olan birçok insan birkaç saatliğine de olsa müziğin tadını çıkardı. Şarkıcı ise dalından kopardığı taptaze parçalarını cömertçe paylaşırken, zamana inat hiç eskimeyen Frank Sinatra şarkılarını da kendi tarzı ile birleştirip ortaya sundu. Üstelik kendisinin kocaman bir sürprizi de vardı. Orkestradan her daim uzak duran ve müziğini elektronik ortamda yapan şarkıcı, bu sefer Ghetto'da -davul, elektronik gitar, klavye ile 4 kişilik bir oda orkestrasıyla karşımıza çıktı.

Jäje Johanson ya da bilinen adı Jay Jay Johanson’la konser öncesinde kısa bir söyleşi yaptık.


Müzik kariyerine bir punk grubu olan Nai Tak ile başladın. Bu konserinde Frank Sinatra'nın parçalarını yorumlayacaksın. Müzik hayatındaki bu belirgin değişim nasıl oldu?
Babam ve annem 7 yaşındayken, okulda piyanoya yazdırdılar. 10 yaşında da diğer enstrümanları çalmaya başladım. Çocukken Brian Eno ve David Sylvian'ı dinlemekten hoşlanırdım ve daha sonra da Chet Barker'ı keşfettim. Açıkçası çocukken müzik adına farklı olmak ve gürültülü bir şeyler yapmak istiyordum. Ancak 14 yaşıma geldiğimde çok daha derin parçalar yazmaya başladım. 1984'de Chet Barker'ı görmemle tüm hayatım değişti. İşte o zaman, müziğin gürültü çıkarmaktan ibaret olmadığını anladım. Chet, gölgenin altında oturmuş, adeta kelimeleri fısıldıyordu. O an ben de aynısını yapmam gerektiğini hissettim.

Yaptığın müzik derin duygular taşıyor? Kendini hangi ülkede en çok anlaşılmış hissediyorsun? Neden?
Fransa... Benim müziğimi ilk keşfedenler Fransızlar oldu. Fransa, en çok konser verdiğim, röportaj yaptığım ülke olarak ilk sırada yer alıyor. Sonrasında ise Portekiz, Kanada, İspanya ve Türkiye.

14 sene içinde 7 albüm piyasaya sürdün. Hem melankolik, depresif bir ruh halin var hem de oldukça üretkensin. Bu zıtlığın dengesini nasıl koruyorsun? Depresyondan uzak kalmak için çalışmam gerekiyor. Bu bir çeşit terapi ve stüdyo da benim rehabilite merkezim.

Melankolik ruh halin şarkılarına da yansıyor. Jazz- trip-hop ağırlıklı şarkılarının arasında elektronik alt yapılı daha hızlı ritmler olsa da sözler hep hüzünlü. Bunun sebebi ne?
Bilmiyorum, şu ana kadar yazdığım tüm parçalar böyle işte. Bu benimle ilgili bir durum. Ben değişemem ve kendi yaptığım işi sergilemek istiyorsam dürüst olmalıyım ve kendimi inanmadığım şeyler için zorlamamalıyım.

Parçaların alt yapılarında orkestral motifler kullanıyorsun. Neden bir oda orkestrası toplayıp, canlı performans yapmıyorsun? İleride böyle bir projen var mı?
Açıkcası böyle bir şeyi yapmak isterdim. Ancak bu, dünya turunda değilseniz ya da düzenli olarak gece bir yerde çıkmıyorsanız neredeyse imkansız. Şu anda arajmanlar oldukça pahalı ve bir çok müzik şirketinin böyle bir şeye ayırmak isteyecekleri bir bütçeleri yok. Kim bilir belki bir gün olur ama bu konuda acele etmiyorum.

Türk müziğinden beğendiğin bidiğin bir sanatçı var mı?
Maalesef şu anda yok. Ancak bir keresinde Aylin Aslım'la takılmıştım.