Sen şarkılar söyle...

Ersin Pertan'ı, ilk filmi Kemal Tahir uyarlaması 'Kurt Kanunu'ndan bu yana
'sabırla' takip ediyorum.
Haber: Film Eleştirisi- Murat ÖZER / Arşivi

Ersin Pertan'ı, ilk filmi Kemal Tahir uyarlaması 'Kurt Kanunu'ndan bu yana
'sabırla' takip ediyorum. Orhan Kemal uyarlaması 'Tersine Dünya'daki cesur ama keyif vermeyen tavrına, 'Kuşatma Altında Aşk'taki tarihsel ninnilerine, 'Acı Gönül'deki ardı arkası kesilmeyen maddi hatalarına karşın, 'Şarkıcı'yla da bu sabrımı test etmeyi sürdürüyor yönetmen.
Pertan'ın, ekonomik bunalımın had safhaya ulaştığı günümüz Türkiye'sinde, bir dönem filmi çekmek gibi zor ve pahalı bir projenin altına girmesi, takdir edilebilecek bir yaklaşım. Ancak filmi izledikten sonra, harcanan paranın boşa gittiğini görüyorsunuz ve sinemamızın gelişimi için çırpınan, dillerini, anlatım modellerini yenileyen, geliştiren genç sinemacıların emeklerinin
değerini bir kez daha anlıyorsunuz.
'Şarkıcı', tek partili rejimden çok partili döneme geçiş yapan 1950'ler Türkiye'sinde geçen bir öykü anlatıyor. Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti'nin,
'sermaye'nin avantajlarını değerlendirmek uğruna verdiği tavizler sonucunda, giderek siyasal, ekonomik ve ahlaki bir çöküntü içine giren Türkiye'nin bir köşesinde yaşanan çıkar ilişkilerinin aşk motifiyle buluşturulması diye de özetleyebiliriz öyküyü.
'Şarkıcı'nın yeniden doğuşu
Değişen değer yargılarının altında ezilen ve yalnızca şarkı söyleyerek yaşamaya çalışan Sevda Erses (Yeşim Salkım), gazinolarda sigara satmaya kadar düşen bir grafik içine girmiştir. Anadolu turnesine çıkan bir kumpanyaya katılmak, belki onun için
'yeniden doğuş' anlamına gelecektir. Ancak gittikleri Ege kasabasında yaşadıkları, hayatının tümden değişmesine neden olacak, aşkın labirentlerinde kaybolacak ve iki, belki de üç erkeğin ortasına adeta bir bomba gibi düşecektir...
'Şarkıcı'yı, Ersin Pertan'ın 'en iyi filmi' olarak kabul eden eleştirmenlerin görüşlerine katılıyorum. Ancak durumu açıklarken, 'kötülerin içinde en iyisi' diye de eklemek doğru olur sanırım.
Gerçekten de maddi hataların en aza indirgendiği, öykü olarak belli bir çekiciliği ve yönetmenlik açısından kimi zorlukları olan bir film 'Şarkıcı'. Ama tüm bunlar; filmin karikatür düzeyindeki karakterlerini, kötü oyunculuklarını (Nurseli İdiz hariç), bir dönem filminin gerektirdiği 'gerçeklik'ten uzaklığını ve bana göre son derece gereksiz finalini aklayacak güçte değiller.
Antalya'dan ödülle dönmeyi başararak
'sürpriz' yapan Yeşim Salkım, şarkı söylemenin oyunculuk demek olduğunu kanıtlıyor bizlere, hem de büyük jüri tarafından onaylanarak. Karakterine hiçbir derinlik katamayan, oynamaktan çok ortalarda gezinmeyi ve şarkı söylemeyi yeğleyen, aşk ve ölüm temalarının yoğunluğunu yansıtamayan,
bunların ötesinde soluk alıp vermeyen bir 'yanılgı' gibi göründü bana Salkım.
Nurseli İdiz durumu kurtarıyor
Karikatür düzeyinde bir karakteri canlandırmak için çabalayan Berhan Şimşek ve 'kesik atmak'tan başka bir şey yapmayan Faik Ergin de onun bu görüntüsüne çanak tutma görevini üstlenmişler anlaşılan.
İkiyüzlü bir karaktere inandırıcılık katan Nurseli İdiz, 'Şarkıcı'nın oyuncu kadrosu içinde sivrilen tek isim. Onun çabaları da ne yazık ki silinip gidiyor, rol arkadaşlarının kayıtsız, ruhsuz oyunculuklarının katkısıyla.
'Şarkıcı', uzunluğuyla da sıkıcılık tuzağına düşmekten kurtulamayan bir yapım görüntüsü veriyor. İki saati aşkın bir süre içinde birçok şarkı dinlemek zorunda kaldığımız film, daha konsantre bir yapıya kavuşturulsa,
sağdan soldan biraz sıkıştırılıp kısaltılsa ve oyuncu seçiminde dikkatli davranılsa,
'olmak' konusunda büyük adımlar atabilecekmiş izlenimi veriyor.
Son olarak şunu söyleyebilirim: Pertan'ın ilk kez hedefe ulaşmak konusunda oldukça sağlam adımlar atmaya çalıştığı, ama yine ıskaladığı bir film 'Şarkıcı'. Kısacası, bonkörce harcanmış...