'Senaryoyu okumadan kabul ettim'

'Senaryoyu okumadan kabul ettim'
'Senaryoyu okumadan kabul ettim'

Ayberk Pekcan Mersin Üniversitesi nde memurluk yaparken, yeni açılan Tiyatro Bölümü ne girmiş ve oyunculuk eğitimi almış. Fotoğraf: Muhsin Akgün

Locarno Festivali'nin ana yarışma bölümünde yer alan 'Saç'ın başrol oyuncusu Ayberk Pekcan, "Senaryoyu okumadan kabul ettim, çünkü Tayfun Pirselimoğlu başka türlü bir yönetmen. Edebiyatla, resimle ilgileniyor, yazıyor, yönetiyor...' diyor
Haber: GÖNÜL KOCA / Arşivi

İSTANBUL - Nedense ekranda, sahnede ya da beyazperdede gördüğümüz oyuncuların, gerçekte de canlandırdıkları karaktere benzer özellikler taşıdığını düşünürüz. Tabii oyuncuyla karşılaşıp az biraz da sohbet etme imkânı bulunca (her seferinde olduğu gibi) yanıldığımızı anlarız. Tıpkı Ihlamurlar Altında, Yaprak Dökümü ve Kurtlar Vadisi gibi dizilerde hep kabadayı rolleriyle tanıdığımız, Tayfun Pirselimoğlu’nun Locarno Film Festivali’nde yarışacak ‘Saç’ filminin başrol oyuncusu Ayberk Pekcan gibi. Tam da ‘Kabadayılıkla ne alakası var’ dedirtecek birisi Pekcan. Yavaş yavaş konuşuyor, kelimeleri özenle seçiyor ve söyleyecekleriyle kimseleri kırmamaya özen gösteriyor, hatta çoğu zaman “Kimse yanlış anlamasın” diye de ekliyor. Kendi deyimiyle “10 kere düşünüp bir kere konuşuyor”...
İlginç bir oyunculuk serüveni var Pekcan’ın. Mersin Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunu. Güzel Sanatlar’a 28 yaşında girmiş, şimdi 40 yaşında. İlkokuldan itibaren çeşitli okul temsillerine katılmış. Liseden sonra amatör gruplarla çalışmaları devam etmiş, ardından Mersin Üniversitesi’nde memurluk yapmaya başlamış. O sırada tiyatro bölümü öğretim görevlisi Cezmi Koca ile tanışmış. Cezmi Koca, Pekcan’ın tiyatro ve opera gibi sanatlara ilgili olduğunu ve daha önce yaptığı tiyatro çalışmalarını da öğrenince tiyatro bölümüne girmesi için teşvik etmiş. Ve Mersin Güzel Sanatlar Tiyatro bölümüne giren Pekcan, öğrencilik hayatı boyunca aynı okulda hem okumuş hem çalışmış. 

Diziler hiç hesapta yoktu
2002’de okul bitince tiyatro yapma niyetiyle İstanbul’a gelmiş ama, kendisini televizyon dünyasının içinde bulmuş. Altını çiziyor, ekonomik nedenlerden: “İstanbul’a tiyatro yapmak için geldim, ama iş bulamadık o dönemde. Ekonomik nedenlerden dolayı bir ajansa kaydolup dizilerde oynamaya başladım.” diyor Pekcan ama, dizilerin oyunculuğuna kattıklarını da inkar etmiyor. “Ekmek yediğimiz bir sektör küçümsemek adına söylemiyorum ve şunu da belirtmek isterim, kamera karşısında profesyonelleşmemi de dizi oyunculuğu sağladı. Yani sinemada daha rahat yol alabilirim artık.”
Diziler devam ederken Pekcan, sinema sevdasına tutulmuş. “Sinema oyunculuğu bambaşka bir şey, te-
levizyonla hiç alakası yok. Dizilerdeki karakterler sabun köpüğü gibi. Yani yaptığımız iş, yarattığımız karakter ne olursa olsun o iş bittikten sonra kayboluyor. Ama sinema bir sanat eseri, gerçi yönetmenin sanat eseridir oyuncu icracıdır ama en azından onun içinde, bir tarafında da olsa bulunabilmek çok güzel. Bir sanat eserinde en azından bir obje olarak bile olsak, hep varolacağız.”

Ölümcül bir tutku
Geliyoruz Tayfun Pirselimoğlu’na, ‘Saç’a ve Locarno’ya... ‘Saç’ Tayfun Pirselimoğlu’nun ‘Rıza’ ve ‘Pus’ filmlerinin de yer aldığı üçlemenin son halkası. Pekcan da ‘Saç’ta bir Beyoğlu perukçusunu oynuyor, adı Hamdi. Pekcan’ın anlattığına göre asosyal bir kişilik Hamdi. İnsan ilişkileri sıfır noktasında, ama birileriyle iletişim kurma çabasında. Fakat kanser hastası ve öleceğini biliyor. Bir gün dükkânına bir kadın geliyor ve o kadına garip bir tutkuyla bağlanıyor.
İlk başrol düşüncesi Pekcan’ı biraz germiş başlangıçta ama, ilk görüşmede filmde oynamayı kabul etmiş. Hem de senaryoyu okumadan!: “Senaryoyu okumadan kabul ettim ben filmde oynamayı. Çünkü Tayfun Pirselimoğlu başka türlü bir yönetmen. Edebiyatla, resimle ilgileniyor, yazıyor, yönetiyor... Daha önce yaptığı işleri de biliyordum, ona duyduğum güvenden ve ekibin gayet iyi seçilmiş olmasından dolayı hemen kabul ettim. Önce başrol düşüncesi biraz gerginlik yarattı bende açıkçası ama uzun sürmedi. Kurtlar Vadisi dizisinde görmüş beni, bana Kurtlar Vadisi gibi çok karikatür tiplerin olduğu dizide benim oyunculuğumun doğallığını fark ettiğini söyledi. Çok yardımcı oldu zaten çekim sürecinde, ekipteki arkadaşlar da öyle. El birliğiyle başardık. Zaten bir filmde oyuncunun yapabileceği çok fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum, çünkü yazılıp çiziliyor her şey ve size üzerinize giymeniz gereken bir elbise kalıyor. Bu iş de öyle oldu. Ben sık sık soruyordum nasıl oluyor, iyi bir sonuç alabilecek miyiz diye Tayfun Pirselimoğlu’na. O da ekipteki arkadaşlar da gayet güzel gittiğini söylüyorlardı. Tayfun Pirselimoğlu zaten entelektüel birikimini o set ortamına, arkadaşlıklarına, dostluklarına da yansıtan biri. Daha önce çalıştığım insanlar yanlış anlamasın, onları ayrı tutarak söylüyorum, (gülerek bana bir daha dizi teklifi gelmez artık diyor.) ama açıkçası böyle beyefendi bir insanla tanıştığım ve çalıştığım için çok memnunum.”
Peki ya Locarno? İlk önemli sinema deneyiminiz ‘Saç’, Cannes, Berlin ve Venedik’ten sonraki uluslararası platformda önemli bir festival olan 63. Locarno Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde. Heyecan var mı diyoruz: “Daha önce birkaç filmde konuk oyunculuk yaptım ama ilk sinema deneyimim diyebiliriz. İlk başrol deneyimim ve ilk sanat filmim. Beni oyuncu olarak başka bir yere taşıyacağına inanıyorum. Çok sevindirici tabii filmin, Locarno’ya ve özellikle de ‘uluslararası yarışma’ bölümüne kabul edilmiş olması. Mutluyum ve heyecanla bekliyorum açıkçası.”


    ETİKETLER:

    Mersin

    ,

    İstanbul

    ,

    Beyoğlu