scorecardresearch.com

Seni Tanrı bile affetmeyecek

Seni Tanrı bile affetmeyecek

Filmin başrollerinde Cansu Dere, Halit Ergenç, Ezgi Asaroğlu ve Songül Öden (soldan sağa) rol alıyor. Filmin ?sergi? sahnesi için Parkotel?de ?bienal gibi? bir ortam yaratılmış. FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Birbiri ardına üç tutkulu ilişki yaşayan edebiyat öğretmeni Orhan'ın yaşadığı travmalarını 'Acı Aşk'ın Parkotel inşaatındaki setini ziyaret ettik. Sergi sahnesinde, duvara Cansu Dere'nin kendi çektiği fotoğraflar asılmıştı
Haber: HAŞMET TOPALOĞLU / Arşivi

KÜNYE
Adı: Acı Aşk
Yönetmen: Taner Elhan
Yapımcı: Eflatun Film  TİM’S Production
Görüntü Yönetmeni: Vedat Özdemir
Yönetmen Yardımcısı: Erkan Tunç
Kurgu: Ahmet Can Çakırca
Oyuncular: Halit Ergenç, Songül Öden, Cansu Dere, Ezgi Asaroğlu
Dijital formatta , Red One ile çekiliyor
Çekimler Ağustos sonunda tamamlanacak


İSTANBUL - Sene 1991. Mezuniyetin hemen ardından iki arkadaş ev arıyoruz. Emlakçı Gümüşsuyu’nda bir bodrum katını gezdiriyor. Kira ehven, fiziki koşullar yutulası cinsten. Ancak benim ve  Tansu’nun gözleri sokağı son bir gayretle gösteren pencerelere, o pencerelerin hemen karşısındaki hummalı inşaata takılıyor. Devasa bir bina tozuyla, gürültüsüyle ve etrafı karartan cüssesiyle yükselmekte. Emlakçının gönlü ferah umursamazlığı bizi ikna etmeye yetmiyor, yokuştan yukarı yılgın bir şekilde yürüyoruz. 
O gün bizi şehrin başka bir merkezine savuran ve sonra yıllarca bir heyulla gibi Gümüşsuyu’ndan İstanbul’a bakakalan Park Otel ‘enkazı’na bir gün ayak atacağımı düşünmezdim. Kısmet ‘Acı Aşk’ filminin setineymiş.
Film ekibi çıplak yapının girişine ve birinci katına dağılmış. Reji ve ışık ekipleri çok büyük boyutlarda basılmış fotoğrafları ve ışıkları yerleştirmeye çalışıyor. Yönetmen Taner Elhan açıklıyor: “Filmdeki Oya karakteri bir sergi açıyor. Aslında bu sergiden öte bir tür enstalasyon. Bienallerde enteresan sergilemeler olur ya. Küratörün teklifiyle burada, inşaatta yapılıyor. Evim Cihangir’de; balkonumdan her gün gördüğüm bu garip yapıda çekelim diye düşündüm”. Oya karakterini canlandıran Cansu Dere zaten yıllardır fotoğraf çekermiş. Bu sahnede yer alacak fotoğrafları da Diagonal Fotoğraf laboratuvarının sahibi Zekai Demir seçmiş. Yönetmen serginin hazırlanışını senaryodan farklı olarak günbatımı sırasında çekmek istiyor ama şarkıda da dediği gibi ‘havada bir şeyler var’; çekim geceye kalıyor, senaryo taviz vermiyor.
‘Acı Aşk’ı Onur Ünlü yazmış ve arkadaşı/ortağı Taner Elhan’a doğumgünü hediyesi olarak vermiş. Filmin öyküsünün merkezinde bir akademisyen, edebiyat hocası Orhan var. Eskişehir’de bir kadınla evlenmek üzereyken gemileri yakıp İstanbul’a geliyor. Bir yıldırım aşk, acil nikah ama mutluluk yine gelmiyor. Bu kez öğrencisiyle bir ilişki başlıyor. Zengin bir aileden gelen Orhan’ın üç ayrı kadını içeren aşk açmazı, yaşam tercihleri bir tür trajediye dönüşüyor. “Bir karakter filme başladığı noktada bizim onu zannettiğimiz bir noktadayken filmin sonunda başka bir noktaya gelmiştir,” diyerek yorumluyor Taner Elhan “Orhan karakteri sıkışmalar yaşıyor ve bunlar dayanılmaz noktaya geldiğinde kurtulmaya çalışıyor”. Elhan’ın kibar manevralarını ben biraz daha açayım: filmde bir çok sürpriz var ve bunları faş etmek mümkün değil. Sahne hazırlığında bir yönetmeni daha fazla bunaltmadan ana karakter Orhan’a yöneliyorum.
Halit Ergenç’le betonun kıyısına iki sandalye çekip kimbilir kaç işçinin, otoparkçının çayını yudumladığı manzaraya karşı sohbet ediyoruz. Garip yapının geleceğinden İstanbul’un manzarasına oradan da Onur Ünlü’nün döşediği mayınların arasından seke seke Orhan’ın aşk acılarına uzanıyoruz. “Yaşadığı büyük bir travmanın üzerine Orhan bir hamle yapıyor ve bu da zincirleme bir reaksiyona neden oluyor” diyerek açmaya başlıyor karakterini. “Bir noktada durup diyor ki ‘Dışarıdan biri şu yaşadıklarımıza bir baksa her şeyin birbiriyle bağlantısı olduğuna inanırdı. Allahın belası doğulu komplocu kafa işte’. Filmin Orhan Ataoğlu’nun perspektifi açısından özeti budur.”
Akşam ezanı ve top sesleri başlayınca Ergenç röportajın selameti için ses kayıt cihazını elimden alıyor. Tam da hassas bir soru sırasında kontrolü kaptırmanın endişesiyle hemen soruyorum: “Yine kendisini kadınlar ve aşk üzerinden tanımlayan bir adamÖ Kendinizi belirli bir karakter koridorunda hissediyor musunuz?” “Doğru, bir şekilde böyle gelişti ama bundan rahatsız değilim,” diyor “Herbiri çok iyi yazılmış öyküler ve karakterlerdi. Zaten insanın karşı cinsle kurduğu iletişim yaşamla ilgili problemiyle paraleldir ki bu da hayatın temelindedir”.
Bakıyorum etraf boşalmış; ekip yemek molasında. Elektrik düğmesini bulmak için uzun bir uğraş verip temkinli adımlarla inşaatın ikinci katına iniyorum. Merdivenlerde aklıma ‘yağışa maruz kalan açık inşaatlarda dayanıklılığın azalması’ üzerine okuduğum bir yazı geliyor. Ürpererek ilk bulduğum karavana giriyorum. İçeride her tür set ortamında insana bir gevşeme hissi verebilecek Beady Belle’in Goldilocks parçası çalıyor: “ÖGoldilocks kendisini bekleyen tehlikelerin farkında değil, tutkudur onun tek rehberi ”. Norveç’li grubun sözleri ilk sinema filmi tecrübesini yaşayan Songül Öden’in karakteri Ayşe için çok manidar.   “Uzay boşluğundan dünyaya fırlatılmış gibi,” diye tanımlıyor, ilk okuduğunda ‘bu ne yahu?’ dediği karakterini Öden. “Nereden geldiği, anne babasının kim olduğu, neler yaptığı ortada yok. Onu tanımlayan tek şey bir adama duyduğu büyük sevgi. Müthiş tutkulu bir kadın. Orhan’la kurduğu aşk ilişkisi hırçın ve sınırları zorlayan türden”. Onu ‘sinema-dizi setlerinde genlerimize işlemiş’ dediği beklemek edimiyle  başbaşa bırakıp yine yukarı çıkıyorum.
Görüntü yönetmeni Vedat Özdemir (mizahla tek alakası ara sıra yazar Vedat Özdemiroğlu ile karıştırılmak) inşaatın farklı açılarını süzüyor, belki biraz da burun buruna olduğu apartmanlara hayretle bakıyor. RED One kamerayla ilk kez çekim yapan Özdemir, aslen ışıktan geliyor. Geçen yıl çektiği ‘Nefes’i de bu yıl seyredeceğiz. Filmin görseline yönelik bir ipucu veriyor:  “Yönetmenle filmin üç ayrı devresinde üç farklı ton kullanma düşüncemiz var ama bu kurgu aşamasında kesinleşecek.”
Orhan karakteri filmde üniversitedeki öğrencilerine Cemal Süreya ve Asaf Halet Çelebi’nin şiirlerini okuyormuş; Halit Ergenç’in tercihi ise dili daha yalın bir şair: ‘her şeyi o sırada yaşanmış, o kadar tazeymiş gibi yazmış’ diye tanımladığı Orhan Veli. Taner Elhan’la filmin üniversite sahnelerinin çekimlerinden girip 90’lı yılların ilk yarısında Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nden mezun olan sinemacılardan çıkıyoruz. Aklımdan uçan son detayı Elhan hatırlatıyor ”Filmin müziği belli değil ancak şarkısı bir Ali Tekintüre bestesi olacak: Seni Yakacaklar”.
Setin çay ocağının etrafı iftar sonrası çay keyfi yapanlarla dolu. Neye içerlediği meçhul bir adam çaycıya acı bir sesle “bunu bir kenara yazıyorum” diyor. Güvenlik kulübesinin yanındaki köpeklerin gönüllerince havlayamamaktan muzdarip iniltilerini geride bırakırken kafamda Tekintüre’nin sözlerine Fairuz Derin Bulut’un müziği eşlik ediyor:“Seni yakacaklar benim yerime, seni Tanrı bile affetmeyecek”.

ETİKETLER:

haber

http://www.radikal.com.tr/9512039512030

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.