Sesi gibi güzel Elefteria

Caz Festivali'nde cuma akşamı bir önceki akşama oranla daha renksiz geçti.

Caz Festivali'nde cuma akşamı bir önceki akşama oranla daha renksiz geçti. Ama bunda da şaşacak bir şey yok. Reeves ve Shorter'ın ardından gelen her akşam böyle bir bahtsızlığa uğrardı bence. Neyse ki geç saatlerde Babylon'da sahneye çıkan Bugge, yüreklere su serpti.
Sinatra Jr.: Babasının aynısı
İlk konser CRR'deydi: Frank Tiberi yönetiminde Woody Herman Orkestrası ve Frank Sinatra Jr.. Daha önce de izlediğimiz orkestra hakkında rivayet muhtelif. Kimileri, özellikle nefesli saz sevenler, memnun kaldı. Naçiz böceğiniz ise, iki yıl önceki gibi, onların sound'unu fazla Hollywood'vari, şahıslarını da memurvari buluyor. Frank Sinatra Jr.'ın kendisine gelince, bir genetik kanıtından farksız.
Babasınınkine çok benzeyen, daha 'soft' bir Sinatra sesine sahipti. Fiziğiyle de karizmatik babasının şişman ve soluk bir örneği gibiydi. Eh, birini bu kadar taklit edince haliyle kendi kişiliğini geliştiremiyorsun. Ayrıca, zavallıcık, yükü de çok ağırmış. Neyse, bol alkış aldı. Bis hazırlamamış ama bir şarkı daha söyledi.
Açıkhava'da seyircinin neden Elefteria Arvanitaki ile iletişim kuramadığını anlamadım. Elefteria'nın sesi çok güzel, söyleyişi ve repertuvarı da. 1997'de Night Ark'la geldiğinde de beğenmiştim ama, zaten yarısı boş olan Açıkhava'daki seyirci heyecansızdı. Türk-Yunan dostluğunun modası geçmiştir belki. Şarkıcının sahnesinin olmayışı da kopukluğu büsbütün artırdı. Yazık, aslında başarılı bir konserdi, göbek atmaya da müsaitti.
Hemen ardından Babylon'a gidince ise, kendimize geldik. Bugge Wesseltoft, yeni caz kavramının bu Norveçli yaratıcısı, her zamanki gibi güler yüzlü, her zamanki gibi duruma hâkimdi. Kimi onun hiç değişmediğini, kimiyse fazlasıyla değiştiğini düşünüyor ama, bence sadece ipeğini dokuyor, biriktiriyor ve ilerliyor. Neyse ki Babylon'u hınca hınç dolduran insanların çoğu onu beğeniyordu, hayatlarından da memnundular. Böylece Cuma gününe parlak bir nokta koyduk.