Sevginin Gücü-Efes One Love

Sevginin Gücü-Efes One Love
Sevginin Gücü-Efes One Love

Groove Armada (solda) dans etmeyi sevmeyenleri bile coşturdu. Fischerspooner da eğlenceliydi. FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Efes Pilsen One Love Festival'a gittik, gördük, içtik, dans ettik, sonra da yorgun bacaklarla oturup yazdık. Gördük ki sevgi kazanmış
Haber: KAAN SEZYUM / Arşivi

İSTANBUL - Her sene havalar bir acayipleşince artık bizde de gençler için güzel ortamlar oluyor. Tabii parası olan gençlere. Aslında çoğu öğrenci One Love için çok önceden cüzdanlarının ince ayarlarını yapmış, telefonlarına kontörlerini kampanyalı kampanyalı doldurmuş oluyor. Muhsin ve benim gibi artık yaşını hafiften almışlar ise tabii ki davetiye, basın kartı ya da bedava bilet peşinde koşup bu güzel ortamların balını emmek için arı gibi süzülüp festival ortamına kendisini atıyor. Tamam canım biz de o kadar yaşlı değiliz sonuçta. Festivaldeki herkes genç çünkü, bu kadar feromon ve güzelliğe maruz kalınca biz de biraz gençleşiyoruz. Zamanında vampir efsanesinde olduğu gibi. Vampirler de genç kalmak için feromonla besleniyormuş. Merak eden gidip baksın, benden söylemesi...
One Love’ın bu yıl 9.’su düzenlendi. Artık 9 yıllık bir festival deneyimine ve her sene de insanı heyecanlandıracak bir programa sahip olan Efes Pilsen One Love (bir iki sene içinde düzelme olmassa artık içki markalarının festivallere isim vermeleri de yasaklanacak) bakalım adının başındaki ‘Efes Pilsen’i hak ediyor muydu? Ne demek mi istiyorum? Yani festivalde müzikten önce ilk baktığım şey olan alkolden bahsediyorum tabii ki. Evet, ne yazık ki Efes Pilsen gibi bir bira devinin (gençler için) düzenlediği bu festivalde bira neden 6 liraydı? Şimdi gelin çok basit bir hesap yapalım. Bakkalda bir şişe bira kaç lira? Efes’in sponsor olduğu bir ortamda bira neden bakkal fiyatının iki katı? Yazık değil mi onca insana? Hem para üstünde sıkıntı, hem de gençlere azap. Hayır festival alanında başka şeyler olsa gençlerin kafasını dağıtacak, o da yok satılmıyor. Hani belki festivalde eğer bira bu kadar pahalıysa, başka bir çözüm düşünülür ileriki yıllarda. Tabii bu kadar birayla çevrelenmiş bir festivalde böbrekler de iyi çalışıyor. Çalışıyor ama bir kez daha kadın olmadığıma (çünkü kadınların işletim sistemi Windows gibi geliyor bana) sevindim. Bir ara kadıncasına tuvalet kuyruğuna gireyim dedim, kadınlığımdan tiksindim. Ne bitmeyen bir sıradır? Gençliğimin en verimli çağında tuvalet sırasına aldı beni festival!
Uykuluk bulvarlarından geçip Bilgi Üniversitesi’nin yeşilliklerinin neredeyse 3/4’ü otoparklarla kaplı kampüsünde vardık. Yanımdaki arkadaşlarım bilet almadığı ve festival kalabalığını düşünmedikleri için uzun bir bilet kuyruğuna girdiler. Tabii ikinci dakikada yanımıza hemen bir ‘bilet lazım mı abi?’ geldi. Ya festival görevlileri şurada, bu abi nasıl bize bilet satacak? Neyse, düşünmedik, lazım dedik. ‘60 lira abi’ dedi. Ne yapalım, el mecbur paraları bayıldık abiye. Abi paraları alır almaz koşmaya başladı, gitti paralar diye zırlamaya başladım. Neyse ki abi hakkaniyetli bir abiymiş (başbakan geçen gün ‘Halkın ve hakkın gücünü alıyoruz’ demişti, aklıma o geldi) koşa koşa gittiği gişeler mevkiinden yine topukları kıçına vura vura geldi. Belli ki içeriden bir yerden aldı o biletleri, bizim çocuklara da 30 liralık öğrenci biletini 60 liraya aynen saplaytıd... İyi de yanımızda paso yok. Benden paso!
Festival alanı tek kelimeyle yetersiz metrekaresiyle göz dolduruyordu. Her yerde insan var. Metrobüs standartlarındaki festival alanı, daha çok güzel ve renkli giyinmiş gençlerin, güzel kız ve oğlanların herhalde İstanbul’da en yoğun bulunduğu alandı. Hani derler ya oraya bi bomba artsanız, İstanbul’un tüm renkli giyinen insanları yok olur... Neyse ki yok olmadılar, sonuçta festival ruhu denen şey, sürekli birilerine bakmak, göz göze gelmek, merhabalaşmak zaten 6 liralık biradan çok daha sarhoş ediciydi. 
* Festival programı nefisti. Müziğe doyduk. 
* Herkes telefonla konuşuyor, sürekli birbirini kaybediyordu. Ama yine de One Love sayesinde sevgi kazandı. Birçok genç vesile yapıp davet ettiği manitasıyla hoş dakikalar yaşadı. Festivalde tanışıp, sonrasında 7 yıl beraber olup evlenen filan var mıdır acaba? 
* Evlenen olmasa da eğlenen olduğu kesin. Gençlerin sevişmeye ihtiyacı var, bırakın yiyişsinler, bırakın sevişsinler. En basitinden stres atarlar. 
* Yoğun kalabalık rahatsız ediciydi. Oturacak yer bulamamak, dinlenmeden sürekli ayakta durmak, rahat rahat çimlerde yayamamak festival ruhuna pek yakışmıyordu.
* Belki de bir sonraki sene koskoca otopark alanını boşaltıp, festival alanını oraya taşımak lazım. Çünkü artık bu aç gençliğe Bilgi’nin bahçesi yetmiyor.
* Kızlar güneşi yiyince iyice güzelleşmiş. Esas şaşırtıcı olanı, az da olsa güzel ve iyi giyimli erkekler de piyasaya çıkmış. Herkes baktığı yerden memnundu. Onlar da mı güneş yedi, nedir?
* Yaş ortalaması 19-22 arasındaydı. 19 yaşında olup da Türkiye’de böyle bir ortama gelmek çok güzel olmalı. Umarım gençlerimiz bizden sağlıklı yetişir.
* Fischerspooner, alüminyum folya kaplı kıyafetlerle sahneye çıkınca, aha Beyaz Şov başladı dedim ama allahtan ekibin dansı ve müziği eğlenceliydi.
* The Whitest Boy Alive’ı kaçırdım. 
* Club 14.1’de Fuchs ve Cervus’u dinledim bir süre ama müziğin güzelliği bile havasız ortamı yenemedi. Dışarı kaçtım.
* Fotoğraf sanatçımız Muhsin’le kızlara puan vermece oynadık. Alkollü Muhsin çok bonkörmüş, onu gördüm. Ama kızlar da görmeyeli bombalaşmış. Şekillerine şekil katmışlar.
* Topuklu giyip, yanındaki çocuğa eziyet çektiren kızlarla da karşılaştık. Artık onlar da bizden biri. 
* Groove Armada tabii ki festivalin en bomba konuğuydu. Dans etmeyi sevmeyen ben bile Küçük Emrah’ın ‘Yalnız Güneş Şahitti’ filminde Seren Serengil’e yaptığı danslardan yaptım. Oldu mu, oldu.  
* Sevginin gücü yine kazandı.


    ETİKETLER:

    Metrobüs