Sevimli budalanın dönüşü

Dönüş hit'i 'Slash Dot Slash'le müjdelenen dördüncü Fatboy Slim albümü 'Palookaville' müzik marketlerde. Ortada böyle bir bahane varken, biz de İngiltere'nin en gözde sahil kasabası Brighton'daki evine uğrayıp gerçek adı Norman Cook olan ünlü DJ'le keyifli bir söyleşi yapmaktan kendimizi alamadık.
Haber: ERALP BAYDAR / Arşivi

LONDRA - Dönüş hit'i 'Slash Dot Slash'le müjdelenen dördüncü Fatboy Slim albümü 'Palookaville' müzik marketlerde. Ortada böyle bir bahane varken, biz de İngiltere'nin en gözde sahil kasabası Brighton'daki evine uğrayıp gerçek adı Norman Cook olan ünlü DJ'le keyifli bir söyleşi yapmaktan kendimizi alamadık.
DJ'ler liginin David Beckham'ı olarak nitelendirilmeni nasıl karşılıyorsun?
Komik! Eh, biraz da utanç verici. Öte yandan, Beckham'ı sahaların Fatboy Slim'i olarak niteleyecek bir gerzek var mıdır, merak ediyorum. Aslında bu süperstar DJ'lik olayını kafam almıyor. Bazıları popülarite olsa gerek. Aksi takdirde yetenek ya da parıltı açısından DJ'liğin süperstarlık mertebesini gerektirecek hiçbir yanı, hiçbir önemi yok. Ayrıca ben diğerlerinden ne daha yetenekli, ne daha yakışıklıyım. Olsa olsa daha çok tanınan, İngiltere'nin en popüler kadın radyo DJ'lerinden biriyle (Zoe Ball) evli olmam ve her fırsatta saçmalayıp şaklabanlık yapmam yüzünden magazin basını manşetlerine daha uygun bir DJ'im.
En büyük avantajın ne?
Sınırsız bedava votka içmek. Geçenlerde biri, sarhoşken DJ'lik yapıp yapmadığımı sordu. Son 10 yılda yalnızca bir kez ayık kafayla DJ'lik yaptım, o da hayatımın en kötü gecesiydi. Fatboy Slim'in dünyasında işle eğlence el ele. Fatboy Slim olmak keyifli. 40 yaşını devirmiş bir adam için fena sayılmaz, değil mi?
Kendini 40'lı yaşlarında hissediyor musun?
Hissetmiyorum, çünkü 40'ıma basmadan hemen önce gerekli bütün tedbirleri aldım. Gym'e yazıldım, sigarayı bıraktım, önüme konan votka şişelerinin yarısını eşe dosta dağıtmaya başladım. Onca yılın uykusuzluğunu, kötü beslenmesini, uzun uçak yolculukları yorgunluğunu, sigara dumanını ve
uyuşturucu bağımlılıklarını yeni yeni üzerimden atıyorum. Ama bu değişimi her şeyden çok üç yaşındaki oğlum Woody'ye borçluyum.
40 yaş kapıya dayanırken 'Acaba Woody'nin büyüdüğünü görebilecek miyim?' diye paniklemeye başladım. Bu benim için ciddi bir dönüm noktasıydı. Biliyor musun, ilk kuşak dance DJ'lerinden tanıdığım herkes benim gibi oldu. Paul Oakenfold, Carl Cox, Danny Tenaglia, Pete Tong... Ne zaman bir araya gelsek ağırlıklı olarak sağlık konuşuyoruz. 'N'aber?', 'N'olsun, doktorum biraz yavaşlamamı emretti' filan.
80'li yıllarda bas gitaristliğini yaptığın Housemartins dönemin en sağlam sosyalist indie grubuydu. Bugünlerde politikayla aran nasıl?
Hâlâ eski İşçi Partisi taraftarıyım. Tony Blair'in yeni İşçi Partisi'yle hiçbir işim yok. Başta destekliyordum ama, sonradan hayal kırıklığına uğradım. Asla onaylamadığım Irak Savaşı gündeme geldiğinde de hepten sıtkım sıyrıldı. Duydum ki, İşçi Partisi yeni seçim kampanyasında 'Right Here, Right Now'ı kullanacakmış. Engellemeye çalışıyorum ama, fazla şansım olduğu söylenemez. Çünkü İngiltere'de siyasi partiler propaganda için diledikleri parçayı kullanmakta özgür. Sanatçının ne düşündüğünü umursayan kanun yok ve bu da utanç verici.
Yeni albümün 'Palookaville'den bahsedelim. Öncekilere kıyasla dance dozu daha az bir albüm yaratmanın sebebi ne?
'Palookaville'i kaydettiğim dönemde dance müziği beni eskisi kadar cezbetmiyordu. O dönem dance müziğin yokuş aşağı gittiğini düşünüyordum. Gerçi hâlâ öyle düşünüyorum. Gittikçe daha da geniş kalabalıkların karşısında DJ'lik yapmama rağmen çoğu kez çalacak doğru dürüst parça bulamıyorum. Ortaya yeni bir Chemical Brothers ya da Daft Punk çıksın da piyasa tekrar hareketlensin artık! Neyse, abartılacak bir yanı yok: Dozu az olsa bile 'Palookaville' yine de bir dance albümü. Belki dans pistinden ziyade barbekü yaparken ya da araba kullanırken dinlenecek bir albüm.
'Palookaville'de sample olayından uzaklaşıp ilk kez Damon Albarn gibi gerçek müzisyenlerle çalıştın...
Eski, rahat bir kazağı tekrar sırtıma geçirmek gibiydi. Housemartins ve Beats International günlerimde de öyle müzik üretiyordum. Bunu ne kadar özlediğimi, iki yıl kadar önce Blur'ün 'Think Tank' albümündeki iki parçaya prodüktörlük yaparken fark ettim. O dönem bir kısırdöngü içindeydim. Kendimi stüdyoya hapsediyor, bilgisayar karşısında insan sıcaklığına sahip müzik üretmeye çalışıyordum. Hatırladım ki, bunun çok daha basit bir yolu vardı. İnsan sıcaklığına sahip müzik üretmek istiyorsan, makinelerle değil insanlarla çalış!
İşte 'Palookaville'in yolu böyle açıldı. Geleneksel yapıya sahip; nakaratları, koroları, köprüleri olan parçalar çıktı. Üstelik, bana da Housemartins'den ayrıldığım 1988'den beri dokunmadığım bas gitarımı çalmak için bahane yaratılmış oldu.
Palookaville/Fatboy Slim/Sony
* Albüm, Türkiye'de 19 Ekim'de yayımlanacak.



'İstanbul'daki basın toplantısı felaketti'
Dört-beş yıl önce Türkiye'ye uğramıştın. Aklında ne kaldı?
Yazık ki, fazla hatırlamak istemediğim bir şeyler. İstanbul'a New York'tan uçmuştum; berbattı. Uykusuzdum. Ama çok da heyecanlıydım, çünkü depremzedeler yararına düzenlenen bir organizasyonda çalacaktım. Istanbul'a ayak basar basmaz beni tutup basın toplantısına sürüklediler. Sonuç felaketti. Basın toplantılarından nefret eden bir adamım. O uykusuzlukla bir de düzinelerce fotoğraf makinesi ve televizyon kamerası üzerime çevrilince ne yapacağımı, ne diyeceğimi şaşırdım. Bana, Sting ya da Bono muamelesi yapılıyor, ciddi sorular soruluyordu. Oysa benim verecek cevabım yoktu. Ne Türkiye ne de deprem felaketi hakkında fazla bir şey biliyordum. Biri 'Eğer bir depremzedeyle karşı karşıya gelsen ona ne dersin?' diye sordu. Açık yüreklilikle 'Bilmiyorum' dedim. Hayatta hiç öyle bir durumda kalmamıştım. İyi niyetli, ama gereksiz bir soruydu. İçimden basın toplantısının bir an önce bitmesi için Tanrı'ya yalvarıyordum. Neyse, basın toplantısı ertesi iki saat kestirdim, ardından organizasyonda çaldım ve hemen İngiltere'ye uçtum. İstanbul'un hiçbir yerini görme şansım da olmadı.
Bunları duyduğuma gerçekten üzüldüm.
Bir sonraki gelişinde sana daha iyi zaman geçirteceğimize emin olabilirsin.

İstanbul'u hiç bilmediğimi sanma. Beats International döneminde bir kere, iki günlüğüne uğramıştım ve hiç de fena vakit geçirmemiştim.