Seyirci iyi ama performans...

Bu yıl 55'incisini noktaladığımız
'Avignon Festivali'nde, resmi programdaki oyunların sunulduğu mekânların doluluk oranı yüzde 93'e çıktı.
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

AVIGNON - Bu yıl 55'incisini noktaladığımız
'Avignon Festivali'nde, resmi programdaki oyunların sunulduğu mekânların doluluk oranı yüzde 93'e çıktı. Gerçekten de birçok oyun için yer bulmak başlıbaşına sorundu.
Sinema dünyasının yıldızları Kristin Scott Thomas ile Lambert Wilson'ın başrollerini paylaştığı 'Berenice'in biletlerinin kapış kapış gitmesi buna en iyi örneklerden biriydi. Başrolde alkışlanan ve temiz bir 'Berenice' sahneye koyan Wilson'ın karşısında duyarlı ve incelikli bir oyun sergileyen Kristin Scott Thomas vardı.
Yapımın dekoru 20. yüzyılın başlarının yalın ama boğucu zengin havasını çok iyi yansıtıyordu. Ancak bütün bu cilaya karşın, güzel bir Edward Bond yorumu sunan genç tiyatrocu Christian Benedetti, 'Berenice'in bitiminde şu yorumda bulundu; "Tam anlamıyla neofaşist bir yorum izledik. Örneğin bir Farah Diba ile Şah Pehlevi'nin aşk tutkusunu mu izlemeye geldik buraya?"
Edward Bond'un 'On Bir Fanila' adlı oyununu sahneye koyan Benedetti, hem içeriği hem de biçimiyle 'Berenice'ten daha önemli bir oyun sundu aslında Avignon izleyicilerine. Ancak, bu yıl yine sayısal bir rekor kırarak 600 değişik oyunun sunulduğu 'Avignon off' programında yitip giden bir çabaydı o güzelim oyun. Mehmet Ulusoy, Christian Benedetti'ye oranla daha şanslı sayılırdı. Kalın 'Off' kataloğunda yer alan başarılı Topor uyarlamasını izlediğim gün, salon doluydu.
Festivalin son gösterilerinden biri, plastik sanatlar dalında adını duyuran, Belçikali Jan Fabre'in, 'Ben Kanim' adlı, kalıplara sığmayan koreografisiydi. Ortaçağ'dan bu yana, bilimsel ve teknolojik alanda akıl almaz bir hızla ilerleyen insanoğlunun, aslında kişiliğiyle ortaçağ insanından farklı olmadığı varsayımından yola çıkan yapım, kışkırtıcı bir gösteri niteliğindeydi.
Ancak izleyicilerin yer yer sıkıldıkları gösterimde kan ter içinde, olağanüstü bir
enerjiyle çırılçıplak dans eden
oyuncuların performansından galiba pek etkilenen olmadı.
Sanat, salt bir kültürel tüketim maddesi olmaktan öte bir anlam içeriyor muydu acaba bu izleyiciler için? Yoksa, ortaçağdan bu yana, bu konuda da hiçbir sey değişmemiş miydi?
Festival, doygunluk bakımından biraz zayıf kalsa da günümüz tiyatrosunun karmaşık gerçeğini yansıtan renkli bir mozaik çizdi.