Sezen Aksu: İstanbul'un sesi

Sezen Aksu: İstanbul'un sesi
Sezen Aksu: İstanbul'un sesi

Sezen Aksu?nun New York, Washington gibi kentlerde verdiği konserler büyük ilgi gördü.

Amerika konserleriyle gündeme gelen Sezen Aksu'yla ilgili National Public Radio'nun internet sitesinde çıkan yazıyı yayımlıyoruz
Haber: NEVA GRANT / Arşivi

Yıl 1989, İstanbul’da bir yaz günüydü, ve onun sesi her kapı aralığından duaymışçasına yükseliyordu. Kimdi bu kadın? Sesini her yerde duyduktan sonra bir garsona onun adını kâğıda yazıp vermesini rica ettim. Garson bana “Sezen Aksu’yu nasıl tanımazsın?” gibilerinden bir bakış fırlattı.
Sezen Aksu, Türkiye’de bir süperstar ve Ortadoğu ve Avrupa’da büyük üne sahip. Bu yakınlarda, Washington DC’de verdiği konserde, mekânı büyük oranda Türk asıllı Amerikalılar ve göçmenler -eşarplı nineler ve topukluları üzerinde yükselen genç kızlar-doldurdu. Onların kavalyeleri de hiç de sanki oraya sürüklenerek getirilmiş gibi durmuyorlardı. 
Sezen Aksu geçtiğimiz 30 yılda albümleri milyonlarca kopya satan, seksi bir pop-star. Kendini ‘oluşturan’ Aksu, müzikle uyumsuz bir dilde kendini oluşturmaya devam ediyor.
“Türkçe güzel tınılı bir dil değildir. Bilirsiniz, İngilizce ya da Fransızca gibi müzikal değil” diyor Türk besteci ve piyanist Fahir Atakoğlu. “Fakat Sezen Aksu gibi sanatçılarla, ilk kez, Türkçe sözcükler çok daha müzikal bir hal aldı. Gerçekten derin bir şeyler söylemeye başladı, artık basit değil.”
Washington DC yakınlarındaki Strathmore Hall’deki bir röportajda Aksu sesini nasıl keşfettiğinden de bahsediyor. “Bir koroda şarkı söylüyordum ve sesimin herkesinkinden çok daha yüksek çıktığını fark ettim” diyor muhabire. “Hatırlıyorum, bir okul şarkısıydı.”
Ancak onun yeteneği anne ve babasını neşelendirmedi. Aksu, ailesinin onun doktor ya da mühendis olmasını isteyen entelektüeller olduğunu söylüyor. “Böyle bir yeteneğim olduğunun farkına vardığımda, ve anne ve babam buna karşı çıktıklarında, onlar evden gidene kadar beklerdim, ışıkları söndürüp balkona çıkardım ve şarkı söyleyip balkondan beni izleyen insanlara bakardım.” 
“Bu 1960’larda oluyordu, Türkiye’de genç sanatçı olmanın heyecan verici olduğu dönemdi. Doğu müziğinin Batılı rock’la çarpıştığı, tanburun elektrik gitarla flört ettiği ve cezalandırıldığı zamanlar” diyen Aksu hepsinden ilham aldığını söylüyor. 
“Müziğim Türkiye gibi, Anadolu gibi” diyor. “Melez, kültür mozaiği... Bunca yıl, farklı düşünce ve fikirler birlikte var oldular ve birbirlerinden beslendiler. Bu çok eklektik ve aynı zamanda ahenkli.”
Aksu hayatında her zaman bir ahenk bulamadı: Tam dört kez evlenip boşandı.
“İnsanları anlamak çok zor” diyor Aksu.
Hayranları, onun şarkı sözlerinde insan duygularının karmaşıklığını yakalıyor. Sözleri anlamasanız bile, yine de içinde bir şeyler var. Bu büyük bir sesin tanımı değil mi? Yabancı sözlü bir müzik ama yine de sizi yolda yürürken durdurabiliyor. Söylediği hiçbir şeyi anlamıyorsunuz ama başka bir güdüsellikle, anlıyorsunuz. (www.npr.org)