'Siccin'in yönetmeni Mestçi: Nurgül Yeşilçay'ı oynatmak isterdim ama...

'Siccin'in yönetmeni Mestçi: Nurgül Yeşilçay'ı oynatmak isterdim ama...
'Siccin'in yönetmeni Mestçi: Nurgül Yeşilçay'ı oynatmak isterdim ama...
İslami korku öğeleri kullanan 'Siccin 2'nin yönetmeni Alper Mestçi, Türkiye yapımı korku filmlerinde dini ögelerin kullanılmasıyla ilgili "İnsanlara çocukluğundan beri duyduğu hikâyeler cin odaklıdır. Sabah namazından sonra ya da yatsıdan sonra görmüştür. Yani manipülatörler hep ezandır, Kur'an'dır, namazdır. Dolayısıyla insanlara daha gerçek geliyor" diyor.
Haber: MERVE GENÇ - genc.merve@gmail.com / Arşivi

Yerli korku filmi dendiğinde akla gelen ilk yönetmenlerden Alper Mestçi’nin yeni filmi “Siccin 2” beyazperdedeki yerini aldı. Şeyda Terzioğlu, Bulut Akkale ve Ece Edibe Baykal’ın başrollerinde yer aldığı yapımın senaryosu Mestçi ile Ersan Özer’e ait. Serinin ilk filminde yasak bir aşkın lanetini beyazperdeye taşıyan Mestçi, ikinci filmde de Issızcuma’da yaşanan gerçek bir hikâyeden yola çıkıyor. Filmde; çocuklarını kaybeden bir annenin kendisine büyü yapıldığını öğrenmesi ve büyüden kurtulmaya çalışırken yaşadıkları, İslami korku öğeleriyle anlatılıyor. Mestçi’yle ‘Siccin 2’yi ve Türkiye ’de korku sinemasını konuştuk...

Sizin televizyon geçmişiniz var ve bu geçmiş genelde komedi üzerine. ‘Kanalizasyon’ adlı bir komedi filminiz de var. Korku sinemasına olan ilgi nereden geliyor? Türkiye’de de böyle bir açık var onu doldurmak mı istediniz ?
Korku filmlerini seviyordum. Aslında komedi bir şekilde hayatıma girdi. Çok tercihim değildi. 1995’te ‘Şok’, ‘Beyaz Show’, ‘Zaga’ ve ‘Dikkat Şahan Çıkabilir’de çalıştım. Bir şekilde öyle denk geldi. Daha doğrusu ‘Şok’tan dolayı öyle gelişti. ‘Şok’ çok sevdiğim bir işti. Aynı zamanda ‘Şok’a baktığınız zaman komedi tarafı olduğu kadar bence fantastik tarafı da vardı. Televizyonda şu anda yayınlanamayacak işler de yaptık aslında. O nedenle yaptıklarımızın içinde korku ve fantastik öğeler de vardı ama daha çok olayın komedi tarafı ağır bastı. Aslında tercihim komedi değil sanırım benim. Ben fantastik sinemayı seviyorum. Fantastik sinema alanında Türkiye’de yapılabilecek tek şey korku. Yani şu anda bilim-kurgu yapsan kimse seyretmiyor. Fantastik bir iş yapamıyorsun. Bence şu anda Türkiye’de en fantastik olabilecek şey korku. Çünkü onun seyircisi var. Polisiye seyircimiz bile yok.


‘Siccin’in senaryosuna bakarsak sizi ‘Musallat’ serisi ile bilen izleyici için neler söylersiniz? Nasıl bir fark var bu iki seri arasında? Bir yandan da ilk ‘Siccin’ ve ikincisi arasında?

‘Siccin’ler bana sorarsanız daha aile dramı ağırlıklı filmler. ‘Musallat’lar daha hikâye üzerine kurulu filmlerdi. ‘Siccin’ daha çok karakterler üzerine kurulu ve Türk halkının seveceğini düşündüğüm şekilde yapmaya çalıştığım bir film oldu. Özellikle ‘Siccin’in ikincisi daha dramatik oldu bence. ‘Siccin’ler daha Türk filmi oldu. Daha sert bir film oldu. İlk film +15’ti bu +18 oldu. Biraz daha rahatsız edici bir film. Bizde korku filmi seyircisinin kriteri şu oluyor genelde “seyrettikten sonra tuvalete gidemedim.” Filmin beğenilme kriteri bu oluyor. 1 ay tuvalete gidemediyse daha iyi. Birinci filme göre korku sahnesi sayısı da daha fazla ‘Siccin 2’de ve bence ilk filmin üstünde. Yani ilk filmi beğenenler bunu da beğenecektir. Bana karşılaşacağı şeyi bilerek filmle gelip beğenmeyenler çok tuhaf geliyor. Geçenlerde birisi Twitter’a “Millet İnsidous 3 çekiyor, biz hâlâ Dabbe, Siccin” yazmış. Bu çok tuhaf geliyor bana. Seyretme sen ya, istemiyorsan ‘İnsidous’ seyret. Bizde yabancı korkuların gişesi de belli. Ancak 100.000, 150.000. Onlar vampir, diyor, hayalet diyor. Aslında ‘İnsidous’taki karakterlere cin dediğiniz zaman bir farkı da yok yaptığımız şeyin, sadece tanım farklı. Ama Hollywood artık korkuyu bilim kurguyla harmanlıyor, bizde öyle değil. Biz hala onların ‘Exorcist’i tarafından gitmek durumundayız. Bence dönemine de baktığında en sert filmlerden biridir ‘Exorcist’.


Oyuncu kadrosunu nasıl oluşturuyorsunuz? Özellikle dış görünüş için tercih ettiğiniz kriterler var mı?

Var tabii. Ben mesela korku filminde gözlere çok dikkat ediyorum. Gözlerin büyüklüğü çok önemli. Lens kullanıyoruz. Lensin takılabileceği gözler olması önemli. Bizim lensler gözü dolduran lensler ve lensli sahnelerde oyuncular epey sıkıntı çekiyor. Çünkü lensler takıldığı zaman yüzde 10 falan görebiliyorlar, acı çekiyorsun. Bir de o durumda şöyle yap böyle yap dediğinde zorlanıyor oyuncu tabii ki.

Bir de Türkiye’de genelde ünlü oyuncuları korku filmlerinde görmüyoruz. Bunun nedeni nedir? Neden tercih etmiyorsunuz?
Dünyada da bunun çok az örneği var. Nicole Kidman var, Bruce Wills var. Ama o filmler de daha hikâye ağırlıklı filmler. ‘The Others’, ‘The Sixth Sense’ gibi… Sonuçta o filmlerden çıktıktan sonra eve gidip hâlâ korkuyorum diyen yoktur. Bizde de olabilir aslında ama bizde ne yazık ki oyuncuların üzerine dizi karakterleri yapışmış durumda. Mesela Nurgül Yeşilçay’ı bir korku filminde oynatayım isterim ben. Korku filmine çok uygun olduğunu düşünüyorum. Ama oynadığı diziden dolayı onu karakterden çıkartamaz seyirci. O rol yapışmış üstüne. Şimdi filmin 30 dakikasında seyirci o karakterden çıkarmaya uğraşacak. Ya da Tamer Karadağlı’yı bir filmde oynat. ‘Çocuklar Duymasın’ yani. Sokamıyorsun moda. Bizdeki roller oyuncuya çok yapışık olduğu için bence çok zor. Kıvanç Tatlıtuğ’u nasıl oynatacaksın filmde. Ben ‘Musallat’ta Burak Özçivit’i oynattığımda Burak tanınmıyordu. O dönemde dizisi yoktu ama şimdi onunla korku filmi yapmam, yapamam. Seyirciye de geçmez ki. Geçeceğine inanmıyorum ben. Korku filmi seyircisinin bunu seveceğini sanmıyorum ben.


Türkiye’de korku sineması ne noktada sizce, ilgi ne durumda diğer yandan da yurtdışında bilinirliği var mı? Mesela Uzakdoğu ve İspanyolların korku filmleri ün salmış durumda dünyada.

Aslında Hollywood dışında hiçbir korku filminin değeri yok yine. Hollywood’un İspanyol, İtalyan ya da Uzakdoğu sinemasını çok kale aldığını düşünmüyorum. Çok beğeniyorsa da konusunu alıp, yeniden yapıyor. ‘Ring’in orijinal versiyonuna baktığınızda aslında Hollywood’da yapılanla alakası yok bence. Yalnızca bir imaj alıyor, Samara’yı alıyor. Ben enteresan bir şekilde ilk defa bu filmin, ‘Siccin 2’nin fragmanıyla Amerika’dan tepkiler aldım. Sekiz – dokuz festivalden teklif geldi bana. Demek ki filmin içine yerel öğeler koyduğun zaman seviliyor, onlara enteresan geliyor. Bunu ilk kez yaşadım. Bu da bir anlamda ego tatmini oluyor. Çünkü zaten Türkiye’de bir şekilde hor görülüyorsun. ‘Türk korku filmi dandiktir’ algısı var. Ama mesela Blue Mars Production’ın -ki bu şirket ‘Paranormal Activity’ ve ‘İnsidous’u yapan şirket- başındaki adamlardan bir tanesinin bizim fragman için “Çılgınlık” diye tweet atması çok mutlu etti. Oradan birinin böyle demesini dikkate alıyorum, bu iyi bir şey. Burada 15-20 yaşındaki çocuğun yorumunu mu yoksa onu mu dikkate alayım? Sonuçta bu konuda dünya çapında bir şirket. Ama ben dünya korku sineması içinde Türkiye’nin bir yeri olduğunu düşünmüyorum açıkçası. İnşallah olur ileride. Ama sadece bizde değil korku sinemasına gelince hemen hemen herkes Hollywood’un gerisinde.

Peki az önce söylediğiniz “Türk korku filmleri dandiktir diye bir algı var” cümlesi üzerine ne söylemek istersiniz? Neden böyle bir algı var?
Aslında bu algı sadece korku için değil tüm Türk filmleri için var zaten, diyorlar. Korku tabii daha sıra dışı bir tür olduğu için oraya daha çok saldırılıyor. Ayrıca Türk korku filmleri dallanıp budaklanamadı. Tek bir kanaldan gidiyor o da dini unsurların kullanıldığı filmler. Denemeler var farklı şekillerde ama gişe yapamıyor. Yurtdışındaki paranormal hikâyeler biz de cin başlığı altında veriliyor. Çünkü insanlara en bildiği şey bu geliyor. Çocukluğundan beri duyduğu hikâyeler cin odaklıdır. Sabah namazından sonra ya da yatsıdan sonra görmüştür. Yani manipülatörler hep ezandır, Kur’an’dır, namazdır. Dolayısıyla bunları da korku filmlerinde kullandığınız zaman insanlara daha gerçek geliyor.


Peki bu korku filmlerinin olmazsa olmazı mıdır?
Olmazsa olmazı değil ama dediğim gibi bir manipülatör. Manipüle ediyor insanları. Nasıl ki insanlara bu gerçek bir hikâye dediğiniz zaman film daha pür dikkat seyrediliyorsa, bu da öyle bir şey. Dünyada da yapılan bu tip filmlerin yüzde 95’inde ‘bu hikâye gerçek bir olaydan uyarlanmıştır’ yazar. Aslında bu artık bir klişe ama seyircinin daha dikkatli izlemesini sağlıyor. ‘Fargo’da bile yazıyor. Dolayısıyla zaten film yapıyorsun. Fantastik bir şey yapıyorsun. İsmi film olan bir şeyin yüzde yüz gerçek olması gibi bir durum yok. Bana hep niye gerçek bir olay sorusu geliyor. Gerçek bir olay olduğunu ben söylemiyorum, iddia ediliyor. Bu tip olayların gerçekliğini araştırma şansın yok zaten. Ama iki üç kişiden aynı hikâyeyi duyduğunuz zaman fantezi yapmak yerine o hikâyeyi yapmayı tercih ediyorsunuz. Dördüncü korku filmim bu benim. Bana bir sürü hikâye geliyor zaten. İçlerinde enteresan olduğunu düşündüğüm şeyler de var. Açıkçası ben de reel olduğunu düşündüğüm bir hikâyeyi fantastik bir şey yapmaya tercih ediyorum. Çünkü o, bana da seyirciye de daha güzel geçiyor. Ama o sana üç dakikalık bir şey anlatıyor. Sen onu 90 dakikalık bir film yapmak için yine üstüne bir sürü şey ekliyorsun.

Filmlerin seri olmasının sebebi nedir? ‘Musalatt 1-2’, şimdi ‘Siccin’… Aslında ne konuları ne de karakterler bağlı değil birbirine...
Türkiye’de yönetmen sineması olmadığı için böyle aslında. Belki Çağan Irmak’ın kendine ait gişesi vardır. Onun dışında herhangi bir ismin bir gişesi olduğuna inanmıyorum ben. Oyuncu gişesi var Türkiye’de. Yapımcı şirket gişesi var diye düşünüyorum. İsim daha önce yapılana yakın bir şey izleyeceksiniz algısını sağlıyor. Alper Mestçi’yi tanımayanlar ‘Musallat’ı tanıyor. ‘Siccin‘ beğenilen bir film oldu. ‘Siccin 2’ dediğim zaman ilki neyse bu da aşağı yukarı o tarz bir şey demek. Ama mesela ben ‘Siccin’ yerine ‘Musallat 3’ deseydim bu filmin ismine gişesi daha yüksek olacaktı. Bunu da net biliyorum yani. O aslında bir marka değil izleyiciye ne sunacağını anlatıyor. ‘Siccin’ ve ‘Siccin 2’ alakasız filmler sonuçta. Ortak noktaları aile dramı ve içinde büyü olması. ‘Paranormal Activity’de de aynı şey var. Bu da bence gişe için doğru bir şey.

Çekimler Yenice’de gerçekleşti. Nasıldı?
Evet, Çanakkale’nin bir köyü orası. Biz köy ararken Namazgâh diye bir köy bulduk. Oraya da en yakın kasaba Yenice’ymiş. Oraya gittik, orada çektik. Yenice’den birkaç kişi oynattık. Köy zaten terk edilmiş, 10-15 kişilik bir köydü. 3 gün kara yakalandık, çok zor geçti. Ama güzel de oldu, pozitif olarak filme döndü kar. Filmin flashback sahnelerinden birini karda çektik. -17 dereceyi falan gördük, pantolonun donduğunu ilk defa gördüm!


Peki, filmde efekt kullanımı ne ölçüde?
Ben açıkçası çok fazla animasyon sevmiyorum, kullanmayı tercih etmiyorum. Biraz daha 70’ler kafasında film çekmeyi tercih ediyorum. Benim hâlâ favori filmlerim mesela; Roman Polanski’nin ‘Repulsion’u ve ‘Don’t Look Now’ falandır. 70’lerin atmosfer tarzını çok seviyorum. Yaratık efektlerini çok sevmiyorum ama mecburen kullanıyoruz tabii. Makyaj üzerine ufak efektler yapıyoruz ama ‘Musallat’larda da ‘Sıccin’de de izleyicinin bu efekt diyeceği sahne yoktur. Benim tercihim bu.

Bundan sonrası için yine korku türünde ve yine cinler, ruhlar ve din üzerinden mi devam edeceksiniz? Yoksa psikolojik gerilim ya da korkunun içinde başka bir türde denemeler mi olacak?
Ben korku filmi izlemeyi roller coaster’a binmeye benzetiyorum. Film izlerken de sinemada olduğunu, güvende olduğunu biliyorsun ama heyecan yaşıyorsun, korkuyorsun. Aslında sorun, bu korku eve gittiğinde de devam ediyorsa başlıyor. Bu durum izleyicinin korku filmine gitmeyi seviyorsa bile bir sonraki filme gitmesini engelliyor. Çünkü filmler gerçeklik kurma üzerine yoğunlaşıyor. Öyle bir dert var yani. Ben mesela Türkiye’de korku filmi seyircisinin arttığına çok inanmıyorum. Türkiye’de zaten genel seyirci kitlesi arttı. O da Avm sayısının artmasından dolayı. Her sene 10-15 tane Avm açılıyor. Açıldıkça da sinema açılıyor. Avm’ye gidenler de sinemaya gidiyor. Avm dışındaki sinemalar iş yapmıyor ki… Orada dolaşıyor, yemek yiyor, görüyor insanları, ben de gideyim diyor. Türk seyircisi dizi seyircisi bence. Sinemayı seviyor olsa sinema içinde tarzlar ve türler olur. Baktığın zaman Türkiye’de hangi tarz ve tür var? Dram ve komedi. Gişe sinemasından bahsediyorum tabii ki. Korku aslında bunların içinde biraz kendine yer açmaya çalışan bir tür. O yüzden bir yerden tutunmaya çalışması çok normal. Belki 10 sene sonra bu tip filmler sayesinde polisiye seyredilecek. Belki seri katil filmi de seyredilecek. Dünyanın her ülkesinde var da biz de niye yok ki?

‘Behzat Ç.’ var diyebiliriz belki.
‘Behzat Ç’, polisiyeden çok karakter filmi. Başarılı bir iş ama polisiye değil. Recep İvedik gibi bir karakter. İkisini de sevdi izleyici. Aslında aynı karakterler, ikisi de delikanlı. Aksiyon diyince ‘Kurtlar Vadisi’ var diyemiyorum ki. Oradan da üç karakteri çıkarttığınız zaman aksiyon kalmıyor. Dizinin olayında bu var zaten, karakter üzerine kurmak normal.