Şiddeti biraz da erkekler hissetsin!

Şiddeti biraz da erkekler hissetsin!
Şiddeti biraz da erkekler hissetsin!

Fotoğraflar: MUHSİN AKGÜN

İstanbul Devlet Tiyatrosu, kadınlarla erkeklerin rolleri değiş tokuş ettiği bir dünyayı mizahı bir dille anlatan, Orhan Kemal metni 'Tersine Dünya' ile seyirci karşısında. Oyunun yönetmeni Elif Erdal ve 'Bitirim Leyla' karakteriyle başrolde olan Özlem Güveli Türker ile birlikteydik...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Erkekler ev işlerinden, çocuklardan ve ‘namuslarından’ sorumlu; kadınlar da sokaklardan, belli başlı mesleklerden ve racon kesmekten… Erkeklerin hayatı, kadınlardan gördükleri şiddet ve tacizle örülü. Erkekler geneleve ‘düşüyor’, kadınlar pavyona, geneleve gidiyor, ‘dost tutuyor’. Orhan Kemal’in ‘Tersine Dünyası’, okuyucusuna “Bakın, kadınla erkek yer değiştirince işler nasıl oluyor?”u gösteriyor. Daha önce farklı oyunlara ve 1993 yapımı bir  sinema filmine de uyarlanan ‘Tersine Dünya’, bu kez İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda, Elif Erdal’ın rejisiyle sahnede. Başrolde ‘Bitirim Leyla’ rolünde, 27 yıllık bir Devlet Tiyatrosu mesaisi olan Özlem Güveli Türker var. Oyunun yönetmeni Elif Erdal ve aynı zamanda oyunun yönetmen yardımcılarından olan Türker ve birlikteydik…

Bitirim bir kadını oynamak nasıl hissettirdi size?
Yönetmenimiz Elif’in söylediği tek bir laf vardı: “Kadınsınız ama erkekleri taklit etmeyeceksiniz, sadece erkek işlerini üstlenmiş kadını oynayacaksınız.” Yönetmen yardımcımız Savaş Özdemir’den erkeklerin dünyasına dair tüyolar aldım. Bilmediğim bir sürü erkek raconu varmış, onları öğrenmiş oldum.

Mesela?
Volta atmasından tespih çevirmesine, edilen küfre… Genelev sahnesinde mesela, biz kadınlar başta açılamadık, genelevde çalışanları oynayan erkekler daha baskın pozisyonundaydı. Ama racon öyle değil; biz kadınlar baskın olmalıydık, onlar bizden çekinmeliydi. Provalar ilerledikçe alıştık. Bir anda kocamı oynayan arkadaşın poposunu bir avuçladım. Şaşırdı. “Ya dedim, nasıl oluyormuş?” Öbürüne “Yavrum” falan yaparken Ozan (Uçar) “Ya hayatınız çok zormuş gerçekten” dedi.

Kocasına şiddet uygulayan bir kadınsınız oyunda...
Kadının gördüğü şiddeti toplumda çok derin hissediyoruz. Biraz da erkekler hissetsin. Final şarkımızda “Şimdiye kadar şamata yaptık ama bu gerçek” demiş oluyoruz. Erkeklerin, bizim gözümüzünden kendilerinin ne olduğunu görmeleri çok önemli. Bu rolle “Ya işte böyle oluyormuş!” diyebilmiş olmayı sevdim. Kadının küfretmesi falan da rahatlatıyormuş.

Oyun erkeklere “Sizin kurduğunuz dünya böyle. Kadınlara da böyle davranıyorsunuz” diyor mu sizce? Çünkü aslında mesele, rolleri kimin üstlendiği değil, sorun bizzat rollerin, ‘erk’in kendisinde…
Evet. Bence Orhan Kemal de böyle yazmış. Kadın ve erkek rollerine bir eleştiri getirmek istedik. Yoksa “Değiştirelim, kadın da ezsin” değil, demek istediğimiz. İki taraf için de böyle bir şey çok kötü.

Oyunda taciz ön planda. Sizce rollerin tersine döndüğü bir dünyada, kadınlar erkekleri bu kadar taciz eder, erkeklere şiddet uygular mıydı?
Başlangıç ve altyapı çok önemli. Kadın egemen bir ülke düşünelim; altyapısında eğitimin olduğu bir ülke… Ben de bir anneyim, oğluma hep başka türlü bir şey göstermeye çalıştım. Bu şekilde bezenmiş bir kadın egemen toplumda kadınlar şiddet uygulamazdı, bu kadar taciz, şiddet öyküsü olmazdı. Ama tabii dünyanın bulunduğu döneme göre de değişirdi.

Dünyaya erkek olarak gelmek ister miydiniz?
Asla! İstemezdim. Ama erkeklerin elinde olan güçlerin kadınların elinde olmasını ve bu dünyayı pırıl pırıl bir hale getirmelerini isterdim. Kadınlığımı seviyorum, kadın olmak çok güzel bir şey. Doğurgansınız bir kere. O doğurganlık o kadar güzel bir şey ki. Eksikler bir kere onlar, ne yaparlarsa yapsınlar. Üstün zannediyorlar kendilerini ama çok yanılıyorlar.

Siz oğlunuzu yetiştirirken nelere dikkat ediyorsunuz?
Bir kere oğlumu hastanedeyken ikinci gün sünnet ettirdim. Kafasında o olgu, onun getirdiği kavramlar olmasın istedim. Hiç oyuncak silah almadım. Bir hediye geldi, onu da istemedi. Bu hoşuma gitti. 0-7 yaş arası ne veriyorsanız, o beynine kodlanıyor çocuğun. Silahlarla, dövmeyle haşır neşir olsaydı daha yırtıcı bir çocuk olacaktı. Benim oğlum daha naif. Kast ettiğim kişiliği, kimlik rolüyle bir naiflik değil. Babasıyla paylaştığı alanlara hiç karışmadım ama ben onu resim atölyelerine, oyunlara yönlendirdim … Arkasını önünü hep göstermeye çalıştım. “Erkeksin, sen bunu yaparsın” falan demiyorum hiç.

Oyunun prömiyeri ertesi, en önde selam veren, yönetmen Elif Erdal.

OYUNUN YÖNETMENİ ELİF ERDAL:
SİSTEM AYNI OLDUĞU SÜRECE, ERKEKLE KADININ ROLLERİ DEĞİŞSE NE OLUR…

Bu metin ve oyun erkeklere “Sizin kurduğunuz dünya böyle. Kadınlara da böyle davranıyorsunuz” diyor mu sizce? Ya da siz çalışırken nasıl bir niyetle çıktınız yola?
Orhan Kemal son derece mizahi bir yönden ele almış durumu. Metinde bu fazlaca göze sokulmadan durumlarla anlatılıyor. Yani erkek ve kadının toplumdaki rolleri değişmiş ancak sistem aynı olduğu sürece roller ne kadar değişse de ters ya da düz hiçbir şey fark etmiyor. Benim yola çıkışım insan. Cinsi ne olursa olsun, biçim aynı kalsa da yapılan ve yaşanan tersine döndüğünde, ister istemez sistem değişmediği için mizahi bir durum çıkıyor ortaya. Durum komedisi.

Sizce rollerin tersine döndüğü bir dünyada, kadınlar erkekleri bu kadar taciz eder, erkeklere şiddet uygular mıydı?
Bu bir kültür meselesi, bir sosyolojik olgu meselesi, nasıl geldiyse öyle gider bazı şeyler. Toplum ataerkil yerine anaerkil bir düzende kurulmuş olsaydı nelerin olacağını bilemezdik. Şimdi roller ya da dünya tersine de dönse alışılmış bir kültür, bir anene var. Şiddet ya da taciz şu anda da herkese ve her şeye karşı var. Televizyon bile bir taciz olgusu bana göre. Mesela 25 Kasım ‘Dünya Kadına Şiddete Hayır Günü’. Ha yani erkeğe, hayvana, ağaca, çocuğu şiddete evet kadına hayır. Şiddete hayır! Ha tabii şöyle bir gerçek var. Ne denir bu topraklara; Anadolu.
Sahnelemede kadınların da erkeklerin de çok karikatürize edilmemesine dikkat etmişsiniz. ‘Erkek gibi’ davranan kadınlar ve ‘kadın gibi’ davranan erkekler, kaba taklide gitseydi hakikatten itici bir sonuç çıkardı. Sizin yorumunuzda işin komedisi, durumun kendisinde gibi… Nasıl yaklaştınız oyunculuklara?
Söylediğim gibi Orhan Kemal hikâyeyi öyle mizahi bir dilde anlatmış ki oyun elime geçtiğinde aklımda bir karikatür canlandı. Karikatür deyince de ilk akla gelen isim, Oğuz Aral. Ne mutlu bana ki onun öğrencisi olma şansını elde etmiştim. Bu oyunu da karikatürün sadece ‘komiklik’ olmadığını öğreten hocama adadım. Ben oyun koyarken önce rüyasını görürüm. Hayaller ve hayatlar. Sonra bu rüyayı, hayallerimi, hayata katmaya ve oyuncularımı da bu hayale ve rüyaya inandırmaya çalışırım. Rüyayı birlikte görürsek bunu hayata geçirmek bir yönetmen için çok kolaylaşır.

Bir kadın olarak, kadınlara biçilen rolleri sahnede erkeklere yüklerken nasıl hissettiniz? Sizde de “Eh biraz da erkekler görsün, nasıl oluyormuş” türü bir duygu oldu mu?
Bir de hakikatten iki cins arasındaki eşitsizlik meselesi, rol değiştirerek çözülebilecek bir durum mu ki?
Aslına bakarsanız hiç böyle düşünmedim. “Biz neler gördük, erkekler de görsün” falan demedim. Bu bir oyun. Çözülmesi gereken bir durum mu bu eşitlik ya da eşitsizlik. Hissettiğiniz şey dediğim gibi daha güçlü olduğunuzu size düşündürtseydi bu soruyu sormak aklınıza gelmezdi, çünkü biz burada kadın kadına sohbet ediyoruz. Ama ben halka çıkıyorum bu yüzden bu oyun bir dram değil komedi. Çünkü işin dram yönünü alırsak yine ezilen biziz pankartları açmış oluruz oysa şimdilerde eşit algısını değiştirmek lazım. Biz eşitiz aslında bunu kabul etmeyen kendini eşitsizleştiriyordur. Yine de sen de haklısın, bir terslik bu işin içinde.
Çalışma sürecinde kadın ve erkek oyuncularla ne tür ‘şaşkınlık anları’ yaşanmıştır? Kadınların ve erkeklerin, günlük hayatlarında alışık olmadıkları için yabancıladıkları durumları soruyorum.
Bazı klişeleşmiş sözleri beyinler kabul etmedi. Mesela “Erkek değil mi?” diye başlayan cümleler bizim oyunumuzda “Kadın değil mi?” diye başlıyor ama kadın oyuncular alışkanlıkla ‘kadın’ diyeceklerine defalarca ‘erkek’ dediler. Tespih kullanma konusunda da zorlandıklarını söyleyebilirim. Tespihler ellerinden sürekli fırlıyor ve nereye koyacaklarını bilemiyorlardı. Erkeklere gelince, eminim ellerine bu oyuna kadar şiş, tığ almamışlardı. İlk kez bu oyun sayesinde tanıştılar örgüye. Tabii ilk ellerine aldıkları gün çok eğlendik. Tersine dünya işte!

'Tersine Dünya' bugün saat 15.00'da ve 20.00'da Kozyatağı Kültür Merkezi'nde izlenebilir.