Şiir, eleştiri ve kültür

Son zamanlarda dergilerde Türk şiirine dönük yeni bir ilginin başladığı görülüyor. Bu, daha ziyade şiirin 1950 sonrasını değerlendiren bir yaklaşım.
Haber: Hasan Bülent KAHRAMAN / Arşivi

İSTANBUL - Son zamanlarda dergilerde Türk şiirine dönük yeni bir ilginin başladığı görülüyor. Bu, daha ziyade şiirin 1950 sonrasını değerlendiren bir yaklaşım. Gerçi Hece dergisinin kapsamlı sayısı meseleyi daha geniş kuşatmayı deniyor ama gerek o, gerekse Bilgi Üniversitesi'nin 'Parşömen' dergisi, özellikle 2. Yeni sonrası şiir üstünde duruyor.
Sayısı çok az birkaç gerçek edebiyat dergisinde de bu konular ele alınıyor. Fakat, olabildiğince çoğunu gözden geçirince sorunun garip bir noktada düğümlendiğini gördüm. Yaklaşımlarda ciddi bir yöntem sorunu var. Yazarlar, daha çözümlemeci bir yaklaşımdan ziyade neredeyse 'ansiklopedist' denebilecek bir tercihi öne çıkarıyor.
Sorun eleştirinin mi?
Bazıları ise işin o kadarcık 'bilgi' kısmını bile yok sayıp, zamanında Cemal Süreya'nın yaptığı türden, bütünüyle öznel, asla eleştiri sayılamayacak bazı saptamalarda bulunuyorlar. Bu yaklaşım acaba bizde eleştirinin bir sorunu mu, yoksa şiirin kendisindeki bazı nedenlerden mi kaynaklanıyor?
Kuşkusuz bizde eleştirinin, karşılaştırmalı edebiyat anlayışına, edebiyatı, kendisine ait değerleri yadsımadan kültürel çerçevede ele almayı öngören bir yöntembilime hâlâ ihtiyacı var. Bu sorun şiirin bir zihniyet sorunsalı olarak ele alınmasını engelliyor. Onun kültürel ufuk olarak okunması söz konusu olmaktan çıktığında kaynaklar, kökenler, ilişkiler ve belli dönüşümleri hazırlayan kopmalar, onların mantığı irdelenemiyor. O anlamda şiirin 'teknik' yanları da gözden kaçırılıyor.
Bu, her zaman böyle, ama 19. yüzyıldan bu yana ortaya çıkan birikim için daha da böyle. 19. yüzyıldan başlayarak şiir, ilk defa bir başka alanda yaşanan hızlı değişimlerin bir yansıması olarak gelişiyor. O anlamda neyin olduğunu anlamak, sadece şiiri okumakla mümkün değil. Tanpınar'ın, Kenan Akyüz'ün, son olarak Kayahan Özgül'ün antolojileri bu konudaki birikimin nasıl yoğun çalışmalara gereksinim duyduğunu açıkça gösteriyor.
Bu çalışmalara iki örnek: Birisi, Ali Utku'nun son Virgül dergisindeki Ahmet Mithat Efendi'nin Schopenhauer'le ilgili eleştirisi. Mesela, benzer kaynaklar araştırıldığında, yakın dönem Türk düşüncesinin, Türk şiirinin beslenme havzaları hakkında herhalde önemli ipuçları yakalanabilir.
Ya da, Tevfik Fikret, örneğin, bir şiirinde Eflatun ve Hegel'den söz açıyor. Acaba, onları okudu mu o dönem insanı ve bugün karşımızda duran şiir o kaynaklardan ne ölçüde yararlandı? Ben, bu kaygılarla,
'Yahya Kemal Rimbeaud'yu Okudu mu' adlı kitabı yazmış, ondan hareketle erken dönem Türk modernitesi üstüne eğilmiştim.
20. yüzyıl modern/ist şiiri söz konusu olduğunda sorunun sınırları genişliyor. Geçen yüzyılın belli başlı düşünca akımları bu şiirin oluşumunda rol oynadı. Fütürizmden Marksizm'e birçok açılım bu şiirin köşe taşlarını oluşturdu. Şiir, bunların ekseninde dönüştü. Modernitenin, dünyayı bilme biçimi haline gelmesi bir süreçti. Şiir o süreçten hem yararlandı hem ona katkıda bulundu.
Doğrudan muhalefet alanı
O bağlam bilinmeden şiirin okunup anlaşılması söz konusu olamayacağı gibi, bizi oluşturan bilinç de şiirin çabası bilinmeden algılanamayacak. Çünkü, şiir kuramların ötesinde bir duruştur. Bunu hazırlayan, şiirin bir dil sorunsalı olarak karşımıza çıkmasıdır. 20. yüzyıl modernitesi, bize zihnin doğrudan doğruya bir dil gerçekliği olarak kurulabileceğini öğretti.
Şiir, dilin kendi iç iktidarını aşabileceğimiz, o verili ve sınırlı yapının dışına çıkabileceğimiz, doğrudan muhalefet alanlarından birisi. O nedenle kapalı, anlaşılmaz, dolayısıyla içine dönük, 'soyut' görünen şiir belki çok daha somut ve çok daha 'devrimci' olabiliyor. Ne var ki, onun bu bağlamda okunabilmesi, şiirin sadece şiirin içinden görünmesiyle mümkün. ('Türk Şiiri, Modernite, Şiir' adlı kitapta yapmaya çalıştığım da buydu.)
Türkiye'de şiir eleştirisinin de kültür dünyasının da bilmediği bu. O nedenle herkes sadece 'popüler' olanla ilgileniyor, o nedenle eleştiri bir şey söylemiyor, o nedenle şiir sadece geleneğin içinden yazılsın isteniyor ve şairler son kitaplarında 'ezberlenebilen', kolay ve ucuz şiire sahip çıkıyor.
Şiir sözcüklerle, imgelerle değil, şiir ötesiyle yazılabilir, okunabilir ancak!


    ETİKETLER:

    Türkiye

    ,

    İstanbul

    ,

    Marksizm