Şili sineması Altın Ayı'ya yakın: Verilmemiş hesap çok!

Şili sineması Altın Ayı'ya yakın: Verilmemiş hesap çok!
Şili sineması Altın Ayı'ya yakın: Verilmemiş hesap çok!

Işığa Özlem

Genç Pablo Larrain ve yarışmada sürpriz yapabilecek ustası Patricio Guzman, Şili sinemasını Berlin'de öne çıkardılar.
Haber: ESİN KUCUKTEPEPINAR - esin.sinema@gmail.com / Arşivi

RADİKAL - Altın Ayı ödülüne en yakın duran yönetmenlerden genç Pablo Larrain ve yarışmada sürpriz yapabilecek ustası Patricio Guzman, Şili sinemasını Berlin'de öne çıkardılar. Her ikisiyle de ayrı ayrı söyleşi yapıyorum ama mevzu ortak; sinema tutkusu, diktatörlerin günahı ve insaniyet onuru. Cumartesi akşamı Darren Aranovski'nin başkanlık ettiği ana jüriden ödül gelir mi bilinmez ama festivalin iki önemli filmi olarak belli ki bu yıl epey konuşulacaklar.




El Club

“Tony Monero” (2009) ile İstanbul Film Festivali'nden ödül alan 38 yaşındaki Larrain, yeni filmi “El Club” ile doğrudan dikta dönemi eleştirisi yerine Katolik kilisesini hedef alıyor. Film alacakaranlık bir atmosferde, deniz kıyısında bir köpekle oynayan bir grup yaşlı adamın görüntüsüyle açılıyor. Nitekim bu araf ortamı film boyunca devam edecek ve yönetmen soruma, “Klişelere saplanmak istemem ama hani 'ışığa ne kadar yakınsan o kadar şeytandan yani karanlıktan uzaksın' derler. Ben de bu günahkar insanların ışığını böyle alacakaranlık yaptım” diyor. Bu 'günahkarlar' dört rahip ve rahibeden oluşuyor: “Bu bir Şili gerçeği değil sadece, bir çok ülkede yaşanıyor. Sadece çocuk istismarı değil, hırsızlık, şiddet kullanma, çocuk çalma gibi muhtelif suçlardan yargılanmadan kurtulan çok din adamı var. Sadece Şili'de bin civarındalar ve gözden uzak yerlerdeki evlerde yaşıyorlar. Bu dünyada böyle, artık ne kadar çok olduklarının hesabını siz yapın! Verilmemiş hesap çok!” Din adamlarının sakin yaşamı çok geçmeden altüst olacak ve Pablo Larrain'in incelikli ama olanca keskin vizöründen yansıyan alacakaranlık ortam doğrusu pek aydınlanmayacak.

Eleştirmenler 'Taksi' dedi!

YAŞAM KAYNAĞI VE MEZARLIK OLARAK DENİZ!
Politik belgeselleriyle tanınan 76 yaşındaki üstad Guzman ise bir önceki “Işığa Özlem/Nostalgia for the Light”i tamamlayıcı nitelikteki “İnci Düğme/El boton de nacar” filmiyle yüzyıl aralıkla gerçekleşen iki ayrı katliamı bir inci düğmeyle birbirbine bağlıyor. Geçtiğimiz yüzyılın başındaki sömürgecilerin katlettiği yerli halk ile 70'lerde Pinochet diktasının öldürdüğü ve aynı denize attığı kurbanların trajedisini kozmik bir bakışla aktarmış. Bir doğa belgeseli misali devasa Patagonya bölgesini, buzulları ve yaşam kaynağı olarak denizi resmeden film, çok geçmeden vahim insanlık hallerini ve sömürgeci günahlarına doğru ilerliyor. Guzman, “Ben de Pinochet kurbanı olarak tutuklandım, stadyuma kapatıldım, çırılçıplak soyuldum, tehdit edildim ama kurtuldum. Arkadaşlarım kurtulamadı!” derken 50 yıl sonra dahi dudakları titriyor. “Çok günah var ortalıkta, hesabı verilmemiş çok şey var! Çok şükür, Yargıç Guzman (akrabalıkları yok) sayesinde hesaplar soruluyor ama üstü kapatılmış o kadar çok suç var ki! Bir de galiba korku hâlâ baki. Pinochet baskısından yıllar sonra dahi kendimize gelemedik sanki. Seçimle ya da darbeyle olsun, diktatörler tek başına değiller, ekiple geliyorlar” derken göz göze geliyoruz, “Kendinize dikkat edin” diyor, sohbet uzuyor. Zaten evrene güveniyor, "Bu devasa kozmozda her şeye rağmen yaşam sürüyor. Herkes kötü olmaz, ışığa yakın olmak gerek" derken iyimserliğini elbette romantizmle bağlamıyor: "Suçu takip etmek, hesap sormak elzem."