Sinan Çetin'in devletle meselesi sürüyor

Sinan Çetin'in devletle meselesi sürüyor
Sinan Çetin'in devletle meselesi sürüyor

Sinan Çetin in yönettiği Kağıt , Altın Portakal için yarışıyor.

1 Mayıs 1977 öncesinde film çekmeye çalışan bir yönetmen adayının devlet bürokrasisi karşısında yaşadıklarını anlatan 'Kâğıt', Sinan Çetin'in 'Devletler insanın hayatını bitirir' söyleminin perdeye yansımış hali
Haber: ŞENAY AYDEMİR / Arşivi

ANTALYA - 47. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ilk günü geride kalırken, günün en fazla konuşulan iki konu başlığı vardı. Birincisi yaklaşık on gündür yapılan tartışmalarla memleketin önemli gündem maddelerinden birisi haline gelen Emir Kustirica’nın festivale katılmasıydı. Diğeri ise, yıllardır bu ülkenin gündeminde olan Sinan Çetin’in son filmi ‘Kağıt’.
Emir Kusturica, havaalanından eskortlar eşliğinde oteline geldikten sonra ne olacağı Antalya’da en fazla merak edilen soruların başında geliyordu. Açılışta Belediye Meclisi üyelerinden birisinin protestosu dışında fazla bir tepki olmadı. Bunu Antalyalıların sağ duyusuna mı yoksa alınan olağanüstü güvenlik önlemlerine mi vermeliyiz karar vermek zor. Ama ilk seçeneği tercih etmek için elimizde bir başka done daha var. O da Emir Kusturica ve ekibinin festival açılışının hemen ardından Atatürk Kültür Merkezi önünde kurulan platformda kendi rock grubuyla sahneye çıkması ve seyircilerin de gönüllerince eğlenmesi.
Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’ın açılışta yaptığı konuşmada söylediği gibi ‘sanata siyaset karıştırmayı’ bırakıp cumartesi günü gösterilen filmlere kısaca bir göz atmakta yarar var. Öncelikle programla ilgili bir çift söz söylemek gerek çünkü Erhan Kozan’ın yönettiği ‘Çakal’ günün ilk filmi olarak programa konulmuştu. Ancak, o saatte festival konukları ve sinema yazarları hala İstanbul’da oldukları için bu filmi izleme şansı bulamadılar. Konuklar gelmeden yarışma filmlerinin gösterimini başlatmak Altın Portakal geleneklerine eklenen yeni bir halka olmuş sanki, zira geçen yıl da benzer bir durum yaşanmıştı. Ama filmi izleme şansı bulan ‘azınlık’tan alabildiğimiz bilgilere göre eli yüzü düzgün bir ilk film ortaya çıkmış.
Günün ikinci galası ‘Gişe Memuru’ da ilk filmlerden. Hasta babasıyla birlikte yaşamak zorunda olan, 35 yaşındaki otoban gişesi memuru Kenan’ın hikâyesi, ‘baba-oğul’  çatışması ve yabancılaşma üzerine önemli bir deneme. Freud’un mecazıyla söylersen ‘bir erkek babasını öldürmeden adam olamaz’ düsturu üzerine bir film. Filmin en güçlü yanlarından birisi, büyük sözler söylemek yerine durumu ortaya koymak. Öte yandan Kenan’ı oynayan Serkan Ercan’ın taktire şayan oyunculuğunu ve kısacık rolüne rağmen filme damgasını vuran Nadir Sarıbacak’ın yeteneğini de es geçmeyelim. Yönetmen Tolga Karaçelik, ilk filminden alnının akıyla çıkmış ve yeni filmini beklememiz için bizlere neden sunuyor. 

Festivale ‘zeytin dalı’
Günün son galası uzun süreder film çekmeyen Sinan Çetin’in ‘Kâğıt’ı oldu. Yıllardır bu tür festivalleri ve bu festivallerdeki ödül sistemini sert sözlerle eleştiren Çetin’in Altın Portakal’a filmini göndermesini ‘zeytin dalı’ olarak değerlendirelim şimdilik. Ama film teknik olarak sorunsuz olsa da içerik olarak müsamere düzeyini aşamıyor. Çetin’in şimdiye kadar söylediği ‘Devlet işimize karışmasın, devlet sinemaya destek de köstek de olmasın, devletler insanların hayatlarını bitiriyor’ gibi sözlerinin perdeye yansımış hali ‘Kâğıt’, 1 Mayıs 1977 öncesinde film çekmeye çalışan genç bir yönetmen adayının devlet bürokrasisi karşısındaki çaresizliği ve buna karşı ürettiği çareleri anlatıyor. ‘Her yasak kendi isyancısını doğurur’ mottosuyla hareket eden yapımın sorunu şu ki, Sinan Çetin bütün bu söylemlerin ardından dönüp dolaşıp sorunu gariban bir devlet memuruna yıkıyor. Yoksa, Çetin’in devlet aygıtıyla uğraşmasına onun daha özgürlükçü olmasını istemesinde bir sorun yok. Ama Çetin, bu aygıtın bir egemenlik aracı olduğu gerçeğini yok sayarak, aygıtın içindeki küçük parçalarla uğraşma ve onları suçlama kolaycılığına kaçmış. Öte yandan film boyunca 1 Mayıs marşının kullanılması, toplumsal hareketlere dair alaycı üslubun da rahatsız edici olduğunu söylemek gerek.
Çetin’in finalde Musa Anter’den Erdal Eren’e, Gaffar Okkan’dan Hrant Dink’e kadar toplumsal bellekte yara açan trajedilere dair yaptığı gönderme ‘şık’ olsa da insan sormadan edemiyor: Tüm bunlar olurken neredeydin?