Sinemanın problemi, şimdiki zaman takıntısı

Sinemanın problemi, şimdiki zaman takıntısı
Sinemanın problemi, şimdiki zaman takıntısı

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

İstanbul Film Festivali'nin bu yılki onur ödülünün sahibi Britanyalı yönetmen Terence Davies: "Ne olacağı tahmin edilebiliyorsa film niye izlensin ki!"
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Terence Davies, İstanbul Film Festivali’nin açılışında nasıldıysa şimdi de öyle... Etkileyici sesiyle alçakgönüllü ve her şeye cevap verdiği bir açıklıkla konuşuyor. Britanya sinemasının ‘işçi sınıfı şairi’yle Pera Palas’ta buluştuk, konuşmaya festivalde gösterilen Rachel Weisz’lı yeni filmi ‘Aşkın Karanlık Yüzü’nden başladık... 

Savaş sonrası Britanya sık sık ziyaret ettiğiniz bir dönem. ‘Aşkın Karanlık Yüzü’ de aynı dönemden. Nedir o zamanları bu kadar ilginç yapan sizin için?
Sevdiğim, büyüdüğüm dönemler. Bu oyunun ilk kez sahnelendiği 1952’de yedi yaşındaydım. Nasıl bir dönem olduğunu, nasıl bir hissi olduğunu biliyordum. Aynı zamanda bugün kimsenin bilmediği sosyal kaidelere de aşinayım. Mesela filmde tartışma sahnesinde kadının pub’a gidip erkeği dışarı çıkarması ya da sokakta kavga ettikleri sahne… İşçi sınıfı bölgelerinde bile böyle bir uluorta kavgaya rastlayamazdınız. Yani dönemin sosyal kaidelerini yıkan şeyler yapıyor karakterler. 

Filmin uyarlandığı Terence Rattigan oyunu üzerinde nasıl değişiklikler yaptınız?
Şöyle bir sorun vardı. Rattigan, tüm oyunlarında her şeyi birinci perdede açıklar, neyin ne olacağı söylenir. Bunu oyunda yapabilirsin ama sinemada gösterebildiğin için ayrıca söylenmesine gerek yok. Bir de oyunlarını Londra’nın işçi sınıfının yaşadığı yerlerinde kurgular. Ama çok zengin bir insan olduğu için oralarda hiç yaşamadığı da yarattığı karakterlerden belli olur. O yüzden diyalogları kestiğim, yeniden yazdığım da oldu. Hatta İngiltere’deki gösterimde bir kadın film sonrası “Niye böyle mükemmel bir oyunu mahvetti ki” diye sormuştu. (Gülüyor) 

‘Aşkın Karanlık Yüzü’ndeki Hester, yine aynı dönemleri konu alan otobiyografik filminiz ‘Distant Voices Still Lives’taki kadınların aksine dönemin normlarına karşı geliyor. Ama her iki filmde de kadın karakterlerinize hayranlığınız bariz.
Babam öldükten sonra annem ve kız kardeşlerim tarafından büyütüldüm. Erkek kardeşlerimi de severdim ama onlarla hiçbir ortak yönüm yoktu. Sporu sevmezdim, futboldan nefret ederdim. Annemle de çok çok yakındık. Hayatımın en büyük aşkıydı. Dolayısıyla kadın karakterlere bir sempatim var. ‘Distant Voices Still Lives’tan buraya yansıyan tek figür ev sahibi olabilir. Çünkü her ne kadar iyi yazılmamış olsa da o da işçi sınıfından geliyor. Britanya’da sınıf sistemi hala var. Artık eskisine göre sadece biraz daha az aşikâr. Yoksa kodlar hâlâ yerli yerinde. Ev sahibini oynayan Ann Mitchell, seçmelerde mükemmel, hiçbir kusuru olmayan bir İngilizceyle konuşuyordu. Ama anında “işçi sınıfındansın değil mi” diye sordum. Nasıl anladığımı bilmiyorum ama anladım işte. Tam tersi de geçerli, yüksek ve orta sınıftan insanları da hemen algılayabiliyorsunuz. Sınıf sistemi Kraliyet ailesinden kurtuluncaya kadar da orada olmaya devam edecek. Kraliyet ailesinden nefret ediyorum. Gerçek birer parazitler. 

Sinemada hafızayla ilgili bir şeyler aktarırken ‘flashback’ gibi bildik yöntemlere başvurmuyorsunuz. Öyle filmleri görünce ne hissediyorsunuz?
Sinemanın problemi, hep şimdiki zamanda varolması. Bir ‘cut’ yaptığınızda bilinir ki zamanda bir sonraki adıma geçilir. Bence çok kısıtlayıcı. Eğer mükemmel bir şekilde işleyen çizgisel bir hikâye çekiliyorsa bunda hiçbir sorun yok. Ama şu oldu, bu oldu, bu da sonuç şeklinde gelişince can sıkıcı. Bundan sonraki ilk uçak yolculuğunuzda kulaklıkları takmadan filmleri sessiz seyretmeyi deneyin. Size meydan okuyorum, ne olup bittiğini kesin anlarsınız. Gelirken şöyle bir film izledim. Kız, muhtemelen işinden kovulmuş, erkek arkadaşıyla problemleri var. Komşusuyla yakınlaşıyor. Eğer ne olup biteceğini biliyorsanız seyretmenin ne anlamı var ki! Tabii ki âşık olacaklar, tabii ki mutluluğu bulacaklar. Bu kadar junk – food yemelerine rağmen muhteşem vücutları var, mükemmel dairelerde oturuyorlar, onları çalışırken görmüyorsunuz. Tamamen ölü, sıkıcı… Eğer böyle bir şey yapıyorsanız da inandığınız için yapmalısınız. Bir sonraki projenizde Jennifer Aniston’la çalışabilmek için değil, ki onu da dehşet verici bulurum bu arada.
‘Aşkın Karanlık Yüzü’ bugün 11.00’de Fitaş 4’te.

Bizans iltifattı
Festival açılışındaki konuşmanızda Konstantinopolis’ten, Bizans’tan dem vurmanız anlaşılması zor
tepkiler de aldı. Şaşırdınız mı?

Tamamıyla iltifat amaçlıydı. Uzak Batı’dan gelen birisi olarak diyebilirim ki Konstantinopolis’le İstanbul isimleri arasında bir fark göremiyoruz. Bizans, bizim - ya da en azından benim için diyeyim çünkü tarihe özel bir ilgim var – öyle romantik ki… Ayasofya’ya gittiğinizde gördüğünüz Bizans mozaikleri yüzyıllardır burada duruyor. Ve bunu tamamen bir iltifat olarak söyledim. Hiç böyle bir rahatsızlık vereceğimi düşünmemiştim. Dehşete düştüm. Bir kanun falan ihlal etmedim değil mi?