Sıradanın önde gideniyim

Sıradanın önde gideniyim
Sıradanın önde gideniyim
Engin Günaydın yeni filmi İçimdeki Ses'i Milliyet Sanat dergisinde, Şenay Aydemir'e anlattı: "Kendi içinde çelişkileri olan, bir türlü karar veremeyen, "ben var ya ben şöyle bir adamım" deyip, ertesi gün intihar etmeyi planlayan bir geri zekâlıyım. Onun için sürekli tedavi görüyorum ve bir türlü kendimi ehlileştiremiyorum. Bu bir anti kahraman dünyası. Bu yüzden bu karakterlerin ruh dünyasına temas edebiliyorum."

İlk uzun metraj senaryonuz “Vavien”, doğup büyüdüğünüz, kültürünü tanıdığınız bir yerde geçtiği için ‘içinizden gelen’ bir film vardı karşımızda. “İçimdeki Ses”in hikayesinde ne kadar sizden parçalar var?
İnsan bilmediği bir şeyi yazıp çizmekte çok zorlanır. Bunu yaptığında elbette ki çok başarılıdır. Ben sinemada yeni olduğum için kendi hikayelerimi sunmak istiyorum. “Vavien”, Türkiye ’nin çekirdeği olduğunu düşündüğüm ve iyi tanıdığım kasaba hayatını konu alıyordu. “İçimdeki Ses”in ana karakteri Selim ise Anadolu’dan gelip İstanbul’da yetişen çocuklardan her hangi birisi. Fakat aradığını bulamayan, gittikçe yalnızlaşan, hayatıyla ilgili karar veremeyen yalnız bir adam. Bunu Türkiye’de iyi eğitim görmüş çocukların bir hikayesi olarak görüyorum. Herkes büyük hayallerle okudu, çalıştı ama Türkiye gerçeğinin içerisinde kayboldu. Ben tabii yırtanlardan birisiyim. Bir de yırtamayanlar var. Hayalleri berbat olmuş insanlar var. Üç dil bilen çocuklar var, komik rakamlara çalışmak zorundalar. Eski bir kültürün köleleri olmaya devam ediyorlar.

Bir dönem “Dış Kapının Mandalı” isimli dizisin senaryosunu da yazmıştınız. Selim karakterinde o dönemden izler var mı?
Olmaması mümkün değil. Çünkü uzun süredir yazıyorum ben. Fakat uygulayamıyorum. Bütün hedefim de uygulamak için alan açabilmek kendime. Yardıma muhtaç olmadan. Hikayemin kuralları ve gerçeği zedelenmeden hikaye anlatmak istedim ama bunun için çok bekledim. Bu sırada da çok senaryo birikti. Anlattığım şeyler birbirine benzeyen şeyler çünkü aynı dünyada yaşayan karakterlerin hikayelerini anlatmak istiyorum. En sevdiğim karakterler onlar.
“İçimdeki Ses”, “Vavien” gibi kimi ‘kara’ komedi özellikleri taşısa da ‘geleneksel’ komediye daha yakın duruyor. Neden bu kez böyle bir tercih yaptınız?
Vavien tarzı bir filmin benim sinema hayatımı bitireceğini anlamış durumdayım. Onun için daha fazla ısrar etmek istemiyorum. Ben hem seyirciyle iletişim kurmak istiyorum hem de sevdiğim filmleri yapmak istiyorum.

Taşralılık, buradaki karakterin de peşini bırakmıyor. Annenin çıkıp gelmesi, bazı durumlarda içindeki taşralının hortlaması, zenginliğe karşı duyulan tedirginlik. Bir yandan kentli olup ama bir ayağı toprakta duran insan hali nasıl bir şey?
Bana çok normal geliyor. Çünkü Türkiye aslında bir taşradır. Şehirli ayağı yapar. Şehirli yaşantıyı öğrenir, uygular fakat kökeni de taşralıdır. Onun için ben taşralılıktan vazgeçmek istemiyorum. Çünkü ülkenin kökeninin orada olduğunu düşünüyorum. Türkiye taşralılıktan vazgeçerse ben de vazgeçerim belki. 



Selim gibi sizin de içinizde çıkmasını istemediğiniz bir canavar var mı?
Ben bir ilkel yaratığım. Aklımla kendimi düzene sokmaya çalışan birisiyim, her insan gibi. Çünkü kökenimde kavga etmek var, birisinin ağızını burnunu dağıtmak var ama bunların hiçbirisini yapamam. Çünkü ben aklımla, sosyal hayattaki konumumla bunları dengeleyen birisiyim. Ama vahşi bir hayattan geliyorum. İnsan vahşi bir yaratık çünkü. Ben de onlardan birisiyim. Mesela birisi bana ağır laflar ettiğinde gerçekten ağzını burnunu dağıtmak istiyorum. Fakat diyorum ki, “Bu sana yakışmaz, ayrıca parmakların kırılabilir, bileğine zarar verebilirsin, ayrıca seni bir yere atar, kafanı bir yere vurursun”. Buna aklımla karar veriyorum.

Annenizle olan ilişkinizi daha önceki röportajlarınızda anlatmışsınız. Burada da çok baskın bir anne var. Mehpare karakterinde annenizden izler var mı?
Çok yakın bir ilişkim var benim annemle. İyi tanırım, çok gülerim. O beni daha yeni yeni tanıyor, anlamaya çalışıyor. Ben onun soy devamıyım. Benim yaratıcı tanrım. Onun söyledikleri benim için çok önemli. Bütün insani kurallarını hâlâ uygularım. Çalıştığım insanlara karşı kaba olmamayı ondan öğrendim mesela. Ne kadar aklım olsa da, ne kadar kendimi geliştirmiş olsam da, psikolojik yatırımım annem üzerinedir. Onun düşüncelerini her zaman çok önemserim. O da filmde kurduğum bir ilişkiydi aslında.

Hem “Vavien”in Cemal’i hem de “İçimdeki Ses”in Selim’ine baktığımızda erkeklik halleriyle kafa bulan bir tarzınız da var. Erkeklik meselesiyle özel olarak ilgilenme nedeniniz nedir?
Bir erkek olarak doğuyorsun, büyüyorsun, sosyal hayata bulaşıyorsun. Fakat sana verilen görevler, senin sosyal hayattaki pozisyonun; sanki daha sert, dediğim dedik, net olmalı gibi bir algı var. Ben de böyle yetiştirildim. Fakat gördüğüm kadarıyla bende bu maya yok. Çok fazla çelişkiler halindeyim. Çok fazla erkek olamıyorum. Bundan dolayı da ‘bu adam gay mi’ diye düşünenler oldu. Aslında ben sizin bildiğiniz bir adam değilim. Benim gibi bir sürü insan var. Ben öyle olmak istemiyorum. Yazdığım erkek karakterlerinde de bu çelişki var. Öyle davranan insanların da kendi içinde bazı çelişkiler yaşadıklarını da kendi itiraflarından biliyorum. “Artık böyle bir karakterim” demek emeklilik ifadesi gibi geliyor bana. Ben hayatla ilgili yakın ilişkiler kuran, anlamaya çalışan birisi olmak istiyorum. Bir karakter olmak istemiyorum. Kendimi geliştirmek istiyorum. Bilgisayarların yeni programı olur ya, ben hemen yüklerim mesela onları. Bana da öyle program yükleseler ne hoş olur.

Gelecekte kamera arkasına geçip film yönetmek var mı planlarda?
Aklına güvendiğim tanıdıklarım bu konuda beni çok fazla yönlendiriyorlar. Ben aslında yönetmenlik hiçbir zaman istemedim. Senaryo yazarken yönetmeyi düşünmek senaryonun öz dünyasını rahatsız edecek diye düşünürdüm. Açıkçası bir anlamda düşünüyorum. Fakat benim istediğim şartlarda olursa.

Neler onlar?
İyi bir hazırlık. Herkesin çalışma süresinin doğru bir şekilde verildiği ve ekonomik olarak rahat bir set olursa…

Var mı öyle bir set?Bunu ısrarla bekleyeceğim.

Zabıta İrfan (“Bir Demet Tiyatro”), Burhan Altıntop (“Avrupa Yakası”), Celal (“Vavien”), Muharrem (“Yer altı”) ve daha birçok film ve dizide hep anti kahramanlar canlandırdınız. Bu sizin tercihiniz mi, yoksa denk mi geliyor?Daha iyi anlayabiliyorum. Ben kendim sıradan bir anti kahraman olarak görüyorum. Çünkü kendi içinde çelişkileri olan, bir türlü karar veremeyen, “o muydu, bu muydu”, “ben var ya ben şöyle bir adamım” deyip, ertesi gün intihar etmeyi planlayan bir geri zekâlıyım. Onun için anksiyetelerim var. Onun için sürekli tedavi görüyorum ve bir türlü kendimi ehlileştiremiyorum. Bu bir anti kahraman dünyası. Bu yüzden bu karakterlerin ruh dünyasına temas edebiliyorum. Ve anlamakta, oynamakta zorlanmıyorum. Diğer karakterler, benim için anlaması ve uygulaması zor karakterler oluyor. Bu dünyayı seviyorum ve bu dünyadan devam etmek istiyorum. Çünkü dünyanın büyük bir kısmı benim gözümde anti kahraman. Bunun dışındaki kahramanlar model olarak gösterilen kahramanlar.

Kendinizle bu kadar barışık olmanızı neye bağlıyorsunuz?
Ben iletişim kurarken insan bazen havaya girebilir, yaptığı işler onu havaya sokabilir. Fakat bu durumlar bende derin bir mutsuzluk yaratıyor. Diyorum ki “Kendimden çok uzaklaştım ki mutsuzum”. İletişim kurarken, itiraflarımla ilgili bir noktadan yaklaştığımda rahatlıyorum. Kendimle ilgili itiraflarım olduğunda çok rahat birisiyim. Kendimden başka birisi halime dönüştüğümde inanılmaz rahatsız oluyorum. “Böyle yaşamaktansa ben yaşamak istemiyorum,” boyutuna kadar gelebiliyorum. O yüzden de itiraf etmeyi çok seviyorum. Önemli bir insan değilim. İçinde ciddi çelişkileri olan, sıradanın önde gideniyim. Bunu söylemek, böyle olmak, böyle yaşamak beni çok mutlu ediyor. Daha doğrusu çok rahatlatıyor.

Neredeyse yirmi yıldır tanınıyorsunuz ama çok az filmde görüyoruz sizi? Üstelik ülkenin en iyi oyuncuları arasında gösteriliyorsunuz.Aslında projeler çok fazla ilgimi çekmiyor. İlgimi çekenlerde oynuyorum. Konservatuvarda hocalarımız “Seni heyecanlandıran rollerde oynamalısın,” derdi. Aklımızda verdiğimiz kararları önemsemem ben. Önemli olan rol beni heyecanlandırıyor mu? Ama çok az film oldu.

Başrol oynadığınız üç film var. İkisinin senaryosunu siz yazdınız. Bir de Zeki Demirkubuz’un “Yer altı” filmi var.Türk sinemasında anti kahramanlarla popüler sinema ilgilenmiyor. Benim kendime yer bulmam zor oluyor. Ama yönetmen sineması anti kahramana alan açıyor. Ben de oralarda oynuyorum. Aslında dünya sineması da anti kahramanlar üzerine kuruludur. Ama bizde yeni açılan bir alan. Popüler sinemaya da sıçrayacağını düşünüyorum. İlk örneklerini ben yazdım. “Vavien” öyleydi. Buradaki kahraman da öyle. “İçimdeki Ses”i başkası da yazsaydı ben yine oynardım.

İzlediğiniz ve “Bu rolü keşke ben oynasaydım,” dediğiniz bir karakter var mı?Çok var. Coen Kardeşlerin karakterlerini oynamayı çok isterdim.

Amerika’da olsaydınız oynardınız kesin!Oynardım evet. Woody Allen karakterlerini seviyorum. Amerika’da oyuncu olsaydım muhtemelen bu tür filmlerde oynardım.

Korkuları olan birisi olduğunuzu söylüyorsunuz. Şu anki korkularınız neler?Yerleşik korkularım devam ediyor ama gün geçtikçe ertesi güne ait korkular oluşmaya başladı. Yaşamın devamlılığıyla ilgili. Yarına güvenemeyen birisiyim. Eskiden bu kadar değildi. “Hayat devam ediyor, yarın, öbür gün düzelir,” diyordum. ‘Yarına karşı korkularım var’a kadar korkularım büyüdü. Bu beni endişelendiriyor ama söyle bir faydası var: Yarın eğer son günse bari bugün eğleneyim.