Sirk kuruldu, konumuz ticaret

Sirk kuruldu, konumuz ticaret
Sirk kuruldu, konumuz ticaret

?Malafa?da Hakan Günday?la (altta sağda) birlikte çok iyi bir uyum yakaladığını belirten Murat Daltaban, ?Bu esneklikte olmak yazar için her zaman kolay bir şey değil? diye konuşuyor.

Murat Daltaban'ın Tiyatro Festivali'nde sahnelediği 'Malafa', Hakan Günday'ın romanından uyarlandı. Günday, 'Dot'un 'Pornografi' ile 'Shopping and Fucking' oyunlarını izleyince öyle etkiledim ki derhal ekibin bir parçası olmak istedim' diyor
Haber: EFNAN ATMACA / Arşivi



İSTANBUL- Hakan Günday ve Murat Daltaban... Biri yazın dünyasının biri tiyatro dünyasının ‘aykırı’ isimleri. Her ne kadar takipçilerinin birçok ortak noktası olsa da onların isminin aynı cümle içinde geçtiğine pek rastlamamıştık. Eğer Günday’ı okuyup Daltaban’ın sahnelediği oyunları seyrettiyseniz ikisinin birbirine çok benzediğini fark etmişsinizdir. Dertleri, anlatım biçimleri, müziğe olan tutkuları...
Ve bu iki isim 17. İstanbul Tiyatro Festivali için bir araya geldi. Daltaban, Günday’ın Antalya’da büyük bir mücevher mağazasında geçen ve tezgâhtarların hayatını, kurulan tezgâhları ve ticaretin soğuk yüzünü anlattığı kitabı ‘Malafa’yı sahneye koyuyor. Günday oyun içinde metni yeniden yazdı. Bu iki isim bir araya geldi ve ortaya ‘insanlık halleri’ bir sirk çıktı. Sirk ikilinin tabiri. Oyunu izlediğinizde siz de o sirkin içine giriveriyorsunuz. İlüzyona kapılsanızda ikilinin ‘ortak’ tokatı sizi uyandırıp ‘sirkin’ öbür yüzüyle tanıştırıyor. Şimdi söz “Hayallerden tanışan” Daltaban ve Günday’da. Sözü onlara vermeden hemen belirtelim, bu ortaklık ‘Malafa’yla sınırlı değil. İkilinin işbirliğinden çıkan tiyatro oyunu ve sinema filmlerini çok yakında izleyebileceksiniz.

Öncelikle bu işbirliği nasıl doğdu?
Hakan Günday: Murat, ‘Zargana’yı sinema projesi olarak düşündüğünü söyledi bana. İstanbul’da uzun süre kalmadığım için Dot’u izleme şansım hiç olmamıştı. Ben de hemen gelip görmek istedim. ‘Pornografi’ ile ‘Shopping and Fucking’i izledim. Ve sınırlı bir metrekarenin nasıl sonsuz bir zemine dönüşebileceğini deneyimledim. Bu beni öyle etkiledi ki derhal bir parçası olmak istedim. Dot’la nasıl beraber çalışabilirim, onlara nasıl metinler yazabilirim diye hayaller kurdum. Bir tiyatro oyunuyla başlamaya karar verdik. Hep aklımda olan ‘Malafa’ydı. Çünkü ‘Malafa’nın kendisi alışverişin gösterisi. Tabii tiyatro oyunu yazma konusunda Murat’tan çok yardım aldım. Ba mürekkep, kâğıt dünyasından çıkıp beden ve hareket dünyasına nasıl girilebileceğini anlattı. 

Hakan Günday’ın metinlerinde sizi çeken neydi?
Murat Daltaban: Hakan’ın yazdıkları görsel belleği harekete geçiren metinler. Sinema, tiyatro metni gibi görselliği tarif ederek yazıyor. Romanlarında müzik ve ses çok önemli. Okuyucuyu o anlamda manipüle eden bir durumu var. Okuduğunda da zaten hayal ediyorsun ve bir dünya görmeye başlıyorsun.

Yazar ve yönetmen olarak bir arada çalışmak zor oldu mu?
Daltaban: Her zaman yazardan biraz çekinmişimdir. Çünkü bir ürün veriyorsun, sonra o ürünle kendi arana yönetmenle, oyuncuları sokuyorsun. Bu esneklikte olmak yazar için her zaman kolay bir şey değil. Hakan’ın diğer sanat alanlarına metnini ve fikirlerini açmaktaki rahatlığı ve teslim oluşu/edişi çok etkiliydi.

Kolay mıydı bu teslimiyet sizin için?
Günday: Esneklikten bahsediyor Murat ama bunu sağlayan çok önemli bir şey vardı, o da güven. Ben Dot’un yaptıklarını gördükten sonra güvenmeme ihtimal yoktu.

Neden? Derdiniz mi aynıydı?
Günday: Anlatım biçimi tutuyordu. Hem biçim tutuyordu ve evet hem de sıkıntılarımız benzer. Ben uzun yıllar önce tiyatroyla ilgili çalışmış olsaydım, hayalim böyle bir yer yapmak olurdu. Sonra bir gün geldim ve gördüm ki böyle bir yer var ve bu başkasının da hayaliymiş. Biz Murat’la hayallerden tanışıyormuşuz zaten.
Daltaban: Müzik grubu gibi çalışıyoruz denebilir. Hakan’ın varlığı bir sürü bir şeyi tamamladı. Bir söyleşisinde sinemayla ilgili teklifler gelse ne yapacağını soruyorlardı. O da “Bazı teklifler gelir küfür gibi” diye cevap veriyordu.
Günday: Ama bazıları da geliyor set işçisi olabiliyorum. Şu an ben o durumdayım. 

‘Malafa’yı sahnede gördüğümüzde bambaşka bir metin çıkıyor karşımıza...
Günday: Kitabın dilsiz olmasından faydalanarak, onu tamamen hor görerek, istediğim biçimde yazdım. Romanı, son sayfanın getirdiği hissiyatı hiç önemsemeden... ‘Malafa’ birçok açıdan ele alınabilecek bir roman. İsterseniz çok çok ağır, yeknesak bir şey yapabilirsiniz isterseniz anormal bir sirke dönüştürebilirsiniz. İkinci yolu tercih ettim.

Yepyeni bir ürün mü çıktı ortaya?
Daltaban: Hakan yazdığı neyse takılmıyor. Metni tarif ederken mesafe koyuyor. Aslında çağdaş sanatta mevcut olan bir biçim bu. Bunu Hakan’ın hissettiğini, sindirdiği ve tamamen bir çağdaş sanatçı penceresinden bakabildiğini düşünüyorum. Bir ürünü başka bir janra soktuğunuz zaman kıymetinden hiçbir şey kaybetmeyeceğini ama yeni bir estetik bütünlük oluşturacağını gösteriyoruz böylelikle.
Günday: Çünkü ilerlemenin tek yolu bu.
Daltaban: Bence bu konuştuğumuz dişi ve hepimizi besleyecek bir alan. Sadece sanat konusunda değil, politika konusunda da.

Yeni bir sanat dilinden bahsediyoruz...
Daltaban: Bu teknik resim yapmak gibi. Bir objeye başka açılardan da resmetmek. Dot’tan önce yaptığım işlerde de bu vardı. Bir şeyi alıp bir de başka açıdan denemek... Hakan’da bu var.

Peki, ‘Malafa’yı sahnelerken öne çıkarmak istediğiniz noktalar neydi?
Daltaban: Hakan kitaptaki hikâyenin içindeki gösteri teması, işin şovunu öne çıkarılmıştı. Okuduğum zaman sirk duygusu yaratıyordu. Metnin içinde yazmasa bile Hakan konuşurken sirk kelimesini sürekli kullanıyordu. Sirkte gerçek olan insani performans, yüksek enerjidir. ‘Malafa’nın içindeki karakterlerin çok uçta şovmen ve çok sıradan kişilikler olarak iki türlü var olma halleri beni ilgilendiren noktaydı. Bir şov dünyasında olmakla sıradan bir karakter olma arasındaki çatışmayı, gerilimi göstermek istedim. İşte bu gerilim noktası da ticaret.

‘Malafa’yı sahnede gördüğünüzde ne hissettiniz?
Günday: Büyük bir şaşkınlık ve heyecan duyuyorum. Hepsinin ete kemiğe bürünmesi olağanüstü bir duygu.

‘Malafa’, bugün 15.30, yarın 15.30 ve 18.30’da İKSV Salon’da. Tel: 0212 334 07 52