Şişhane Otoparkı'nda bir müze açıldı

Şişhane Otoparkı'nda bir müze açıldı
Şişhane Otoparkı'nda bir müze açıldı
Daha önce Dubai ve Londra'da açılan The Moving Museum, yani Gezici Müze yeni sergisini stanbul'da açtı. Şişhane Otoparkı'nda sanatçıların İstanbul'da üç ay yaşayıp ürettiği işleri sergileyen Aya Mousawi ve Simon Sakhai ile konuştuk
Haber: SİNEM KESKİNEL - sinem.keskinel@gmail.com / Arşivi

Dubai ve Londra’dan sonra Ağustos 2014’te İstanbul ’daki programı başlayan gezici misafirlik projesi The Moving Museum’un final sergisi 28 Ekim akşamı Şişhane Otoparkı’nda açıldı. Kompleksin üç katına yayılan sergide 35 yabancı ve 11 yerli olmak üzere 46 çağdaş sanatçının İstanbul’da 3 aylık araştırma sürecinde ürettikleri işler yer alıyor. İstanbul’un yeri üzerinden farklı yaklaşımları ifade etmeyi amaçlayan sergi, farklı disiplinler ve mecralarla çalışan bir kuşağı temsil ederken belli bir estetik yerine kendi pratiklerini sürekli bir değişim üzerinden tanımlayan sanatçıların üretimlerini biraraya getiriyor. 14 Kasım’a kadar görülebilecek sergiyle ilgili projenin kurucu ve yürütücü ortakları Aya Mousawi ve Simon Sakhai ile The Moving Museum ve İstanbul’u konuştuk.



The Moving Museum alışılagelmiş misafirlik programı/projelerinden farklı. Bu farklılıklardan bahsedebilir misiniz?
Aya Mousawi: Genelde misafirlik projeleri, yerli ve yabancı sanatçılara o şehrin/ülkenin kültürel yapısı dahilinde farklı bir deneyim yaşatmayı ve yeni bakış açıları geliştirerek üretimlerine farklı bir boyut kazandırmayı hedefler.
Simon Sakhai: Misafirlik projelerinin de kendi içinde farklı çeşitleri var: bazı misafirlik programları araştırma, bazıları üretim odaklı. Kısa dönem ve uzun dönem olanları var ama hepsinin ortak noktası gerçekleştikleri “şehir”den besleniyor olmaları. The Moving Museum ise ‘göçebe’ bir oluşum. Belirli bir şehir içinde konumlandırılmış bir yapılanmamız söz konusu değil, dolayısıyla farklı ve yeni bir model uygulamamız gerekti. Bize emsal oluşturabilecek, örnek alabileceğimiz daha önce uygulanmış bir formatta söz konusu değildi. Dubai ve Londra’da gerçekleştirdiğimiz The Moving Museum projeleri daha çok sergi odaklıydı. İstanbul’da ise sadece sergi odaklı olmayan bir projelendirme gerçekleştirmek istedik ve açıkçası şehirde uluslararası bir misafirlik programının da eksikliğini fark etmemizde bizi kuracağımız sistem için yönlendirdi. 



İstanbul’daki uluslararası rezidans eksikliği sizi yönlendirmiş olabilir ancak hali hazırda da farklı bir işleyişiniz var.
Simon: Yapımız oldukça özgün diyebiliriz. Projeyi son haline getirmek için bir kaç farklı unsuru bir araya getirmemiz gerekti, doğru. Yoğun olarak üretim odaklı bir proje yaratmak istedik. Sonuçta sanatçıların birbirleriyle ve şehirle yoğun etkileşim halinde oldukları, birbirlerinden öğren-dikleri, neredeyse festival tadında bir oluşum ve bienal standardında geniş kapsamlı bir sergi ortaya çıktı.

Projeye dahil olmaları için İstanbul’a davet ettiğiniz yabancı sanatçıları nasıl seçtiniz?
Aya:
The Moving Museum’un her proje için danışmanlık aldığı küratöryel bir ağı var. Farklı disiplinlerden bir araya gelen bu danışmanlar The Moving Museum projesinin küratöryel bir yönlendirme ve işbirlikçi bir fikir alış verişi ile kurgulanmasına da büyük katkıda bulunmuş oluyorlar.
Simon: İstanbul’a gelmeye karar verdiğimizde küratörler ve iş arkadaşlarımızdan şehirdeki yerel yapıya hem üretim hem de sanatsal yaklaşım doğrultusunda uygun düşebilecek olan sanatçıların kimler olabileceği ile ilgili fikir aldık. Bir çok küratör kişisel favori isimlerinin yanı sıra şehir ile farklı bir etkileşim içine girebileceğine, şehrin tarihi ve güncel akışıyla ilişki kurabileceğine inandığı sanatçıların isimlerini iletti. Bu şekilde Türkiye ve bölge ile ilgili meselerle ilgili üretimde bulunan kabarık bir listeyle karşılaştık. 



İstanbul’da size danışmanlık yapan ekiple nasıl bir araya geldiniz?
Simon: İstanbul’da bize danışmanlık yapan bir ekip yok. Daha önceden projeyi paylaştığımız ve proje sırasında da bize destek veren sanat camiasında olan, küratörlerden koleksiyonerlere galericilerden sanatçılara oldukça kalabalık bir iletişim ağı söz konusu.
Aya: Ancak şunu da belirtelim Övül Durmuşoğlu bahsettiğimiz grupta bize en önemli danışmanlık desteğini sağlayan isim. 

Proje için size destek veren sponsorlar oldu mu?
Simon:
Kurucu ortağımız “The Vinyl Factory”e sahip olduğumuz için çok şanslıyız. “The Vinyl Factory” sınırlı sayıda vinil plak üreten ve kendi kültür sanat programlarını geliştiren bir İngiliz firması.
Aya: Ayrıca bazı sanatçıların projeye katılımı için aralarında Mondriaan Vakfı, Prohelvetia, OCA Norway, British Council, Fransız Kültür ve İsveç Konsolosluğu’nun da bulunduğu yabancı kurumlardan destek aldık. Ne yazık ki yerel bir destek söz konusu olmadı.
Simon: Genç yerel destekçiler dışında yerel bir destek almadık. Sanata destek dünyanın genelinde olduğu gibi Türkiye’de de büyük bir mesele, bu nedenle talihsiz olmasına rağmen de destek alamamış olmamız bizim için büyük bir sürpriz olmadı. 



Aya, 2010 yılında sen yine başka bir proje için uzun süre İstanbul’da kalmıştın. 4 yıl sonraki gözlemlerin nasıl? Değişiklik var mı?
Aya: Kesinlikle. Bir çok alanda büyük dönüşümler olduğunu fark ettim. 2010’da İstanbul’a geldiğimde arkadaş sohbetlerinde yine gerginlik hissedilebilir olmasına rağmen enerji çok daha farklıydı. Geçtiğimiz yaz sanıyorum insanların tavrında ve şehre bakış açılarında ciddi bir etki yarattı. Kültürel açıdan değerlendirmem gerekirse ciddi bir gelişim olduğunu gördüm. 4 yıl önce bu kadar çok sayıda galeri, inisiyatif ve proje yoktu. Şu anda ise gördüğüm kadarıyla özel kurumlarınkiler başta olmak üzere birçok kültürel proje yürütülüyor.

The Moving Museum sergisinden de biraz bahseder misiniz?
Aya: 28 Ekim’de The Moving Museum isimli sergi Şişhane Otoparkı’nda açıldı. Otoparkın 3 katını da sergi için kullandık. Sergide İstanbul’daki misafirlik projesine katılan ve proje kapsamında üretimlerini gerçekleştiren 46 sanatçının eserleri yer alıyor.

Mekan olarak Şişhane Otoparkı’nı seçmenizin özel bir nedeni var mı?
Simon:
Şişhane Otoparkı metroya direk bağlantısı olmasıyla İstanbul’daki kamusal alanlar içeri-sinde nadir bulunan bir örnek. Mekanın başlı başına şehrin akışı ve yapısıyla bütünlük kurduğunu düşündük. Şişhane Otoparkı’nın yanısıra SALT Kütüphanesi’ni de inşa eden Sanal Arc’ın kurucusu Alexis Şanal’ın dediği gibi Şişhane Otoparkı İstanbul’un özgün güncel kent kültürü ile direk etkileşime geçebilecek bir kamusal alan. The Moving Museum sergisi için daha iyi bir mekan bulamazdık.