Sivas'ı unutma unutturma!..

Sivas'ı unutma unutturma!..
Sivas'ı unutma unutturma!..
Altın Portakal'ın açılış filmi, 'OdaTV Davası' nedeniyle cezaevinde olan Yalçın'ın yönettiği 'Menekşe'den Önce' büyük ilgi gördü.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

‘Antalya bir şenliktir’ demiştik ama ne yazık ki ‘sinemasal açılış’ (töreni değil, film gösterimlerini kastediyorum elbet) şenlikten öte acıyla doluydu. Çünkü 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin açılış filmi, yarışma dışı gösterilen ve ‘Sivas Katliamı’nı konu edinen ‘Menekşe’den Önce’ydi. Halihazırda ‘OdaTV Davası’ sanıklarından biri olarak içeride yatan Soner Yalçın’ın cezaevine girmeden önce çekimine başladığı, daha sonra arkadaşlarının tamamladığı yapıma ilgi büyüktü. Gösterim için seçilen Perge Salonu’nun nispeten küçük olmasıyla filmi birçok kişi yerde oturarak izledi (bu salon tercihi teknik nedenlerdendi, yani ortada bir suç ya da yanlış seçim yok). Lakin perdede gösterilen onca acının yanında seyirci konforunu dert edecek kimse yoktu. Gösterim öncesi filmin yapım sorumlusu Halide Didem, Yalçın’ın ‘içeriden’ yolladığı mektubu okudu. Özetle Soner, bu topraklar üzerindeki egemenlerin yaşamadan çok öldürme sanatına olan ilgilerinin altını çiziyordu. Sonrasında film izlendi. ‘Menekşe’den Önce’, Türkiye yakın tarihinin 20. yüzyıldaki en büyük vahşetlerinden biri olarak hukuk sicilimize işlenmese de insanlık, utanç ve vicdan sicilimize işlenmiş ‘Sivas Katliamı’nı bir kez daha, olayın tanıkları vasıtasıyla son derece sade ama bir o kadar da etkileyici bir dille aktarıyordu.
Katliamın gerçek görüntüleri ve dışarıdaki insanlığını yitirmiş kalabalığın, ‘Lan yakın la’, ‘İşte cehennem ateşi’ tezahüratları eşliğinde açılan yapım, başta Lütfiye Aydın -ki kendisinin ‘Gri Gül’ adlı kitabı etrafında ağabey ve ablasını katliama kurban veren Menekşe Kaya’ya aktardıkları filmin kurgusal ağırlığını oluşturuyor- Ali Balkız, Neval Ogan Balkız, Serdar Aydın gibi ölümün kıyısından dönmüş isimlerin tanıklığında ilerliyor. Bu tanıklık o kadar acı bir şey ki, kendileri hayatta kalırken yakınlarındaki onca insan katliam dolayısıyla aramızdan alındı.
Sonuç? Hukuk sistemimiz malum davayı zamanaşımına uğratarak tarihin çöplüğüne yollamayı uygun gördü. ‘Menekşe’den Önce’yi ise zamanaşımı kapsamına sokacak bir güç yok. Bu film gittiği her yere, uzandığı her insana yaşanan acıyı hatırlatacak. Kişisel inancım da şudur: Yalçın’ın içeriden böylesi bir projenin bitirilmesine verdiği destek elbette çok önemli. Belki de onu, yaşadığı ortamda ayakta tutan şey böylesi bir çabanın varlığıdır.
Bir de işin festivalde yaşattığı psikoloji var. Evet, açılış töreni kötüydü, evet ‘Ulusal yarışma’nın jüri başkanı seçimi tartışmalıydı, evet her zaman olduğu gibi burası Türkiye ve bu topraklarda güzellikler sıkıntılarla at başıdır ama şurası da bir gerçek: Antalya Film Festivali kendi içinde bir ‘Kurtarılmış bölge’ tadında. Diyelim ki seneye yapılacak yerel seçimlerde iktidar değişikliğine gidildi, bu durumda ‘Menekşe’den Önce’ gibi bir filmi izleme şansımız olacak mı? Bana zor gibi geliyor. Oysa Soner Yalçın’ın yapıtını başta TRT olmak üzere birçok kanal göstermeli ve bu ayıbı, genç nesillere hatırlatmalıyız. Hem bizim kebapçılara değil, ibret-i âlem cinsinden bir ‘Utanç Müzesi’ne ihtiyacımız var.

Günün dedİkodusu
Festivalin ulusal yarışma bölümünün ilk filmi olan ‘Derin Düşünce’nin gösterimi tartışma yarattı. Öyküdeki ensest göndermeleri, bazı izleyicilerin tepkilerine neden olurken, jürinin de filmin gösterimi sırasında tartışma yaşadığı öne sürüldü. İddiaya göre jüri başkanı Hülya Avşar, “Bu film çocuk pornosu, ben bu filmi festivalden kovdururum” dedi. Avşar’ın çıkışına bir başka jüri üyesi Mine G. Kırıkkanat, “Kovduramazsınız efendim, bu tür sorunlar Türkiye’de her zaman vardı” şeklinde yanıt verirken, araya giren Ayşegül Aldinç araya girerek ikiliyi sakinleştirmeye çalıştı. Tabii ki bütün bunlar dedikodudan ibaret!..