Sivil toplumun reklamı olur mu?

Sivil toplumun reklamı olur mu?
Sivil toplumun reklamı olur mu?
Hemzemin başlıklı konferansın düzenleyicilerinden Rauf Kösemen'e göre 'olur'. Hatta 'olmalı'. Çünkü, "Algılanabilmeniz için önce fark edilmeniz lazım."
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

26 Şubat günü Pera Müzesi’nde ilginç bir konferans gerçekleşiyor. Hemzemin Uluslararası Sosyal Fayda İletişimi Konferansı, pek çok sivil toplum örgütünü, kamu kuruluşunu, akademisyeni ve kurumsal sosyal sorumluk konusuna kafa yoran profesyoneli bir araya getirerek ‘sosyal fayda iletişimi’ kavramını tartışmaya açıyor. Uzun yıllardır sosyal fayda üreten projeler için iletişim kampanyaları yürüten Myra Ajans’ın başkanı ve Hemzemin Platform Sözcüsü Rauf Kösemen ile bu yıl ilk kez düzenlenen konferansı konuştuk.

‘Sosyal fayda iletişimi’ üzerine odaklanan bir konferans fikri nasıl ortaya çıktı?

Uzun süredir sivil toplum kuruluşlarına ve kurumsal sosyal sorumluluk projelerine iletişim hizmeti veriyoruz. Sosyal fayda üreten proje ya da kurumlara iletişim / tanıtım hizmeti verdiğimiz için kavramı ‘sosyal fayda iletişimi’ olarak tanımladık. Diyalog kurdukça sivil toplum içinde deneyim kazanmış insanların da bizimle benzer kaygıları taşıdığını fark ettik. Sivil toplum profesyonelleriyle yaptığımız görüşmeler sonucunda, bu alandaki boşluğu doldurmak için bir ortam yaratılması gerektiğini düşündük. Hemzemin bu ihtiyaçtan doğdu. Hemzemin, sosyal fayda iletişimi kavramını görünür kılmayı hedefleyen bir konferans. Daha iyi bir sivil toplum iletişimi için deneyimlerimizi paylaşmayı hedefleyerek yola çıktık. Temelde sosyal fayda iletişimini gündeme getirmek, bu alanda kullanılan iletişim teknik ve yöntemlerinin, ticari iletişimden farklarının altını çizmek gerektiğini düşünüyoruz.7 kişilik bir çalışma grubu oluşturduk. Bu gruptakilerin her biri daha önce sivil toplumda çalışan veya bu alanda iletişim hizmeti veren isimler.

Hemzemin çalışma grubunda benim dışımda, İnanç Mısırlıoğlu (İletişim Danışmanı, Mentor, Eğitmen), Kerem Çiftçioğlu (Aktivist, STK Yöneticisi), Mehmet Ali Çalışkan (Araştırmacı, STK Yöneticisi), Serdar Paktin (Sosyal İletişim Stratejisti, Eğitmen), Rana Birden Çorbacıoğlu (AB ve Sivil Toplum Danışmanı) ve Damla Özlüer (İletişim Danışmanı, DNS Üyesi) bulunuyor.

 

Etkinliğin tanıtım cümlelerinden biri de “Sivil toplumun reklamı mı olur?” Sivil toplum örgütlerinin reklama ve iletişime karşı bir direnç gösterdiğini söyleyebilir miyiz?

Daha çok, iletişimin önemli bir ihtiyaç olduğunun farkında değiller diyebiliriz, direnç değil. Çünkü bu konudaki farkındalıkları yükseldiği andan itibaren durum değişiyor. Çünkü iletişim temel bir ihtiyaç. Algılanabilmeniz için önce fark edilmeniz lazım. Fark edildiğinizde, kimliğinize dair bir algı oluşuyor. Bu algı zamanla sempatiye ve sonra bir tutuma, belki desteğe dönüşecek. Sivil toplum örgütleri de böyle güç kazanacak.

Bu durum, kurumsal sosyal sorumluluk projeleri için de geçerli. Örnek vermek gerekirse, Türkiye ’de kız çocuklarının okuması için yapılmış yüzlerce proje içinden öne çıkan 5-6 proje var. Bu projeler iletişim yoluyla öne çıkıyor ve sempati topluyor. Doğru iletişim yapan, şu ya da bu yolla iletişime kaynak ayıran projeler halk arasında olduğu kadar, basında ve kamu yönetiminde de destek görüyor, itibar kazanıyor.

Bunu yapabilmek için profesyonel bir iletişime ve tanıtıma ihtiyaç var. Sadece basın bülteni göndermekle olmuyor. Afişler hazırlamak, projenin meselini bir TV filmi haline getirmek, kimliklendirmek, anahtar görsel üreterek başka malzemelerle desteklemek, sosyal medya dahil tüm kitle iletişimi araçlarını kullanmak çok büyük fark yaratıyor.

Bu süreçleri ve sonuçlarını STK’lara anlattığımızda çok ilgilerini çekiyor. Ama başlangıçta bütçe sorunlarıyla karşılaşıyorlar. Çünkü daha önce böyle bir şeyi hiç düşünmemiş ve bütçe ayırmamış oluyorlar. 4-5 yıldır bu alana yoğunlaşıyoruz. Birlikte çalıştığımız kurumlarda başta bütçe problemi yaşanırken daha sonra gelen projelerde buna ilişkin fonlar bulduklarını ve iletişim bütçesi ayırdıklarını gözlemliyoruz. Kısacası, dirençten ziyade bu alanda neler yapılacağını bilmeme hali var diyebiliriz.

TİCARİ İLETİŞİMDEN ÇOK FARKLI

‘Sosyal fayda iletişimi’ kavramı ilk kez bu konferansta kullanılıyor. Bu tanımlamayı nasıl yaptınız?

Ticari iletişim ile sosyal iletişim arasında epey büyük farklar var. Ticari iletişimde pazar değeri para birimiyle ölçülebilen bir mal ya da hizmetin iletişiminden bahsediyoruz. Bu bir ürünse, üreticiyle satış noktası arasındaki, toptancı, dağıtımcı, perakende zinciri vb. gibi her konakta ek bir değer (gelir) üretiyor. Hizmet ise, kimin satın aldığına, yani hedef kitlesine göre farklı fiyatlanabiliyor. Aynı hizmet farklı markalar altında farklı fiyatlara satılabiliyor örneğin. Tüketici o ürün ya da hizmeti alarak aslında bu ticaret zincirinin edilgen bir parçası oluyor.

Sosyal faydada böyle bir durum yok. Ürettiğiniz ürünü aracısız bir şekilde toplumla paylaşıyorsunuz. Hem topluma seslenme teknikleri açısından hem içerik açısından ticari iletişimden çok farklı bir alan. Elbette ortak noktaları da var. Ama sosyal fayda iletişimi bir alt sektör ve buna özel teknikler üretmek gerekiyor.

Konuklarımızdan Thomas Kolster, Danimarka’dan geliyor. O bu kavramı ‘goodvertising’ olarak tanımlamış. Bunu “faydalı, iyi” iletişim olarak çevirebiliriz. Biz de sosyal fayda iletişimi dedik. Bu kavramı seçmemizin sebebi, sadece sivil toplum örgütlerini değil topluma faydalı işler yapan şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk projelerini de bu kavramın içine almak istememiz. Daha fazla anlatmayayım, konferansta izleyin.

Konferans konuşmacıları nasıl belirlendi?

Konferans üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde ‘sosyal fayda iletişimi’ni ve çevreleyen kavramları konuşacağız. Bu bölümdeki 3 konuşmacıdan biri de benim. İkinci bölüm, ‘Sosyal fayda kavramında mücadeleler ve zorluklar’ başlığını taşıyor. Sosyal fayda projelerini yapanların yaşadıkları zorlukların deneyimlerini bu bölüme aldık. Üçüncü bölümse ‘sosyal fayda iletişiminde kullanılabilecek araçlar’a odaklanıyor. Yaratıcı çözüm örnek ve önerilerini orada topladık.

Bu konferansların ilkini düzenlediğimiz için hazırlık sürecinde daha çok temas ettiğimiz sivil toplum örgütleri ve şirketlerin deneyimlerinden yararlandık. Farklı STK’larda çalışan ve çeşitli kurum ve şirketlere bu alanda danışmanlık yapan çalışma gurubu üyelerimiz sayesinde Türkiye’de temas edebildiğimiz farklı bölgelerden ve konulardan STK’ları konferansa dahil etmeye çalıştık. 5 tane de DNS Network’ten gelen uluslararası konuşmacımız var.

Konferans vaka sunumları üzerinden mi gidecek?

Moderatör dahil 20 konuşmacımız var. 3 konuşmacı meselenin teorik arka planı üzerine konuşurken 3’ü durum analizi, 13’ü ise alanlarındaki iletişim deneyimlerini anlatan vaka sunumları yapacak. Birbirimizin deneyimlerinden yeni bir ufuk açmayı umuyoruz. Yani bu konferans bir “zihin temasını” mümkün kılmayı amaçlıyor.

Biraz DNS Network’ten bahseder misiniz?

DNS, uzun adıyla Do Not Smile, Avrupa ’daki yedi ülkeden, sivil toplum iletişimi ve sürdürülebilirlik üzerine uzmanlaşmış iletişim ajanslarının oluşturduğu bir birlik. DNS geçtiğimiz Ekim ayında Manchester Üniversitesi ile birlikte ‘Yiyecek, Kentler ve İnsan Davranışları’ başlıklı bir toplantı düzenleyerek, Avrupa’nın çeşitli yerlerinden akademisyenleri, sivil toplum kuruluşlarını ve birlik üyesi ajansları bir araya getirdi. Bu yılın ilk DNS etkinliği Hemzemin (CommonGround) ise, Myra’nın ev sahipliğinde, İstanbul ’da olacak.

Siz aynı zamanda tasarımcısınız. Hemzemin’in grafik tasarımı bize ne anlatıyor?

Hemzemin ismi, aynı zeminde bulunmak anlamına geliyor. İngilizce çevirisi CommonGround da bir ortaklaşmayı anlatıyor. Hepimiz aynı zeminden besleniyoruz ancak dünyaya farklı pencerelerden bakıyoruz. Biz bu kümelenmelerin arasındaki iletişim köprüsünü oluşturmak için konferansın adını hemzemin koyduk. Konuşmacılarımızdan Mehmet Ali Çalışkan, “Birbirine benzeyenler güç birliği, benzemeyenler işbirliği yaparlar” diyor. Sivil toplumun gelişebilmesi için daha çok işbirliğine ve iletişime ihtiyaç var. Bu durum Hemzemin isminin ve logosunun da çıkış noktası oldu. Logoda Hemzemin yazısının altı aynı zemine oturuyor, yan yana gelen harfler arasında da bir ilişki var. Harfler farklı renklerde ama aynı zemine oturmuş şekilde duruyor. Konferans kimliğimiz çeşitli harflerin havada uçuşmalarından oluşuyor. Bu farklı renklerin çeşitliliği anlattığını, uçuşan harflerin ise sözleri simgelediğini belirtmeme gerek yoktur sanırım.

Diğer yandan logoyu tasarlarken, renk dışında bu harflerde çok fazla hareket kullanmadım. Tasarımda yalınlıktan yanayım. İnsanların kolayca algılayabilecekleri, çok süslenmemiş işleri daha doğru bulurum. Bezemeci bir grafiğin anlatım gücünü zayıflattığına inanıyorum.

KONFERANSTAN ÖNCE ATÖLYE VAR PANEL VAR

Konferanstan bir gün önce, 25 Şubat’ta, Cezayir Lokantası’nın toplantı salonlarında paralel etkinliklerdeki Hikaye Anlatıcılığı Atölyesi'nin kontenjanı dolduğu için artık duyuru yapmıyoruz. Ancak isterseniz, TÜSEV’in düzenlediği Proje Gümüşse Bağış Altındır / Kaynak Geliştirmede İletişimin Rolü başlıklı panele ve Yaşama Dair Vakıf tarafından düzenlenen Kanaatleri ve Kararları Etkilemek başlıklı foruma katılabilirsiniz. 26 Şubat’taki konferansın aksine bu etkinliklere katılım için bir kayıt gerekmiyor.