Siyah Kalem'deki gerilim

Yapı Kredi'nin Galatasaray binasında devam eden Mehmet Siyah Kalem sergisi mutlaka görülmesi gereken bir çalışma. Bu sergiyi sanat tarihçimiz Mazhar Şevket İpşiroğlu'nun Sabahattin Eyüboğlu'yla birlikte 'keşfettiği'...
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

Yapı Kredi'nin Galatasaray binasında devam eden Mehmet Siyah Kalem sergisi mutlaka görülmesi gereken bir çalışma. Bu sergiyi sanat tarihçimiz Mazhar Şevket İpşiroğlu'nun Sabahattin Eyüboğlu'yla birlikte 'keşfettiği', Topkapı Sarayı'nda bulunan ve Fatih Albümleri diye bilinen albümlerden çıkarıp belli bir görsel düzenlemeyle galerinin duvarlarına taşıyan karar alıcıları ve sergiyi düzenleyenleri kutlamak gerek. Bu çalışmayla birlikte ilk kez, bir sanat tarihi gerçeği toplumsallaştırılıyor, hatta ölçeğine bakarak söylemek gerekirse 'görselleştiriliyor', yani izlenebilir bir hale getiriliyor. İlk kez bu sergiyle birlikte art arda yapılan yayınlar bir sanat tarihi gerçeğinin enine boyuna irdelenmesine, ilgilenenlerin o gerçeği belli bir bilimsel/kültürel değerlendirme ışığında izlemesine olanak tanınıyor. Bunlar, birçok güncel sergide de olan şeyler. Burada işin ilginç yanı bir kültürel olgunun bu konuma taşınması. Batı'daki müzecilik ve kamusal (devlete ait) kültür kurumları bu türden yaklaşımları birbiri ardına yineler. Biz böyle bir adımı ilk kez attık.
Mehmet Siyah Kalem, kim olduğunu, ne zaman yaşadığını yeterince bilmediğimiz bir 'sanatçı'. İpşiroğlu'nun şimdi gene Yapı Kredi Yayınları arasında yeniden yayımlanmış kitabı, bu konu üstünde yıllarca çalışmış bir bilim adamının getirdiği açıklamalarla yüklü. İpşiroğlu, Batılı meslektaşlarının da katkı ve yorumlarıyla, neredeyse tamamen meçhul olan bu kişi hakkında etraflı bilgi veriyor. Bunların içinde en önemlisi, Siyah Kalem üstadın, 15. yüzyıl başlarında, bu yapıtları, Maveraünnehir'de, nihayet Türkistan'da verdiğini gösteriyor. O nedenle de Siyah Kalem, 'Bozkır Rüzgârı' diye adlandırılıyor, tanımlanıyor.
İnsanla-şeytan ilişkisi
Siyah Kalem'in resimleri karmaşık bir altyapıya sahip; her anlamda. Kapsamına giren unsurlar bir hayli fazla. Gündelik hayat, onu meydana getiren sayısız öğe resimlerde inceden inceye işlenmiş. Fakat, resimlerin birçok özelliğinin yanı sıra asıl ilgiçeken yanı görüntülerde yer alan insan meselesi. Bunlar belli gerilimler taşıyor. Çünkü, insanla 'demon' (şeytan) arasındaki gelgitli, dramatik ilişkiyi görüntülüyor. Ne oldukları sorusuna verilecek çok keskin bir yanıt da yok. Bunlar, İslam'a geçen bir kavmin Şamanizm kökeninden getirdiği birikimin kesiştiği yerde ortaya çıkan görüntüler. O nedenle, İpşiroğlu'nun saptamasıyla köleler, tarikatlar, danslar, pazaryeri, kadınlar, hayvanlar, şamanlar ('demon'lar) var resimlerde. Bunlar, Orta Asya'daki yörüklerin meydana getirdiği bir ufku kuşatıyor ve neticede 'barbar sanatı' denebilecek bir alanda yer alıyorlar. İpşiroğlu'nun kitabında belirttiği gibi, bu resimlerin arkasında İran etkisini, Moğol üslûbunu, İslami anlayışın ipuçlarını bulmak mümkün. Bu da görüntüleri, 'Orta Asya kültürünün Yakındoğu İslam kültürüyle kaynaştığı bir bölgenin' resmi olarak biçimlendiriyor.
İlginç olan bir başka nokta da şu: İpşiroğlu'na göre, bu resimler pagan sanatının birer örneğidir. 'Barbar resmi' deyişiyle de biraz bu nokta vurgulanıyor. Bu sanat, o dönemde bozkırda üretiliyordu. İslam etkisi, onun sureti yasaklayan özellikleri henüz oralara ulaşmamıştı. Yerel sanat bağımsızlığını koruyordu. Siyah Kalem de saray sanatının etkisinden uzakta kalarak işini yapıyordu. İpşiroğlu, 15. yüzyıl sonunda Moğollar etkilerini yitirince ve İran'ı yeni bir İslam dalgası sarmalayınca pagan sanatı da erimeye koyuldu diyor. Yani, belki çok uzak belki yakın bir dünyanın rüzgârı bunlar.
Bu resimleri yeniden değerlendirirken başka bir şey düşünmeye başladım. Türk kavimlerin bir bölümü Orta Asya'yı daha erken bir tarihte terk etmişti. Anadolu'ya giriş olarak kabul edilen tarih 1071. Malazgirt sonrasında, Anadolu'da yeni bir tarih ve kültür başlıyordu. Uzak etkileşimler elbette sürüyordu. Fakat geride kalmış olan kavimler hâlâ Anadolu'daki insanların 'tarih öncesini' yaşamaktaydı. Oysa, 15. yüzyılda Anadolu Türk hareketi artık cihan imparatorluğuna erişmişti. Biz, bugünü en fazla Anadolu geçmişi üstünden biliyoruz. Oysa, bir de öncesi var ki, ona tümüyle yabancıyız. Sakın yanlış anlaşılmasın: Siyah Kalem Türk'tür filan gibi bir şey söylemiyorum. Sadece bir bilinç- dışıyla ilgiliyim. Onun uzak/yakın izdüşümlerinden birisi olarak değerlendirilebilir mi, bu çarpıcı görüntüler diye soruyorum. Çünkü, Orta Asya 'tarihimize' ait çok az çağdaş çalışma var elimizde. Aklıma ilk elde Ümit Hassan'ın 'Eski Türk Toplumu Üstüne İncelemeler'i geliyor. Onun daha ilk bölümleri bile insanın dudağını uçuklatacak kadar çarpıcı bilgilerle doludur. Elbette, Bahaeddin
Ögel'in çalışmaları da birçok emekle yüklüdür. Fakat, bunları yeterince tanımıyoruz. Kimdik, nereden geldik, bugün devam eden ve düne bağlanan antropolojimiz nelerden oluşuyor sorularını daha çok kurcalamamız gerek.
Karşımızda bir sanatın belli bir dönemi var. Benim için bu sanat, Lascaux Mağarası'nın duvarındaki resimlerden daha az önemli değil. Nasıl, o yapıtlar sayısız düşünürü ve bilim adamını etkilemiş ve bir köken tartışması etrafında onları buluşturmuşsa benzerinin Siyah Kalem için yapılmaması için bir neden yok. Kaldı ki, bu resimlerin etkisi bugünkü görsel sanat üretiminde devam ediyor ve bu resimler son derecede 'zevkli' tat veren şeyler. Yeter ki, biz bize bakmak isteyelim.