Siyasi değil insani film

Film Festivali'nde Yaşam Boyu Başarı
Ödülü'yle onurlandırılan Taviani kardeşlerin büyüğü Vittorio, "Sinemamızı sadece siyasetle açıklamak haksızlık. Hedefimiz insanların hikâyesini anlatmak" dedi.
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

İSTANBUL - İtalyan sinemasının gerçek ustalarından Vittorio Taviani, geçen hafta 20'nci Uluslararası İstanbul Film Festivali'ne konuk oldu. Kapanış törenindeki Yaşam Boyu Başarı ödülünü ise, yalnızca kendisi değil, iki yaş küçük kardeşi Paolo Taviani adına da aldı sayılır. Çünkü akımların dışında kalmış, dünya ahvaliyle ilgilenen birinci sınıf hikâye anlatıcısı Tavianiler, kendilerine sadık hayranlar kazandıran filmlerini başından beri birlikte yaptılar. En çok hangi filmlerini seversiniz, bilemiyoruz ama Vittorio Taviani en fazla 'San Lorenzo Gecesi'ni seviyor anlaşılan. Onuruna verilen yemekte, İKSV Basın ve Halkla İlişkiler Yönetmeni Nilgün Mirze'nin, henüz vakıf görevlisi değil, sadece bir seyirciyken 'San Lorenzo Gecesi'ni üst üste izleyebilmek için koşuşurken nasıl ayağını burktuğunu anlatışını duygulanarak dinledi. "Bu benim hikâyem" dedi, "ben oyum, o çocuğum."
Toprak adamların hikâyesi
Hikâye anlatma yeteneklerini geceleri ateş başında eski hikâyeler anlatan Toskana toprak adamlarından almışlar. "Hem aynı hikâyelerdi, hem de yeniydiler. Belki onları bugün de anlatmamızın nedeni bu. Toskana'da doğa ve tarih bir denge noktasına ulaştı."
Ne de olsa onlar da Arno ile San Miniato arasındaki vadiden gelme çiftçi çocukları. "San Miniato yalnızca binalarındaki tuğlaların rengi nedeniyle değil, yüzyıllardır kasaba içi rekabet ve iç savaşlarda dökülmüş kanlar yüzünden de kırmızı."
'San Lorenzo Gecesi'ne hazırlanırken, o trajik 1944 yazının anılarını karşılaştırmak için San Miniato'ya dönmüşler. "Bu anılar birbirini tutmuyor gibiydi ama kesinlikle birleştikleri bir nokta da vardı: Her şeyin kaybolmuş gibi göründüğü bir anda, bireyler kendilerini tamamen yalnız hissetmezse her şey kurtulabilir."
'Babam ve Ustam'
Festival'de oynayan filmleri ise, Cannes Film Festivali'nde ilk defa hem Altın Palmiye'yi, hem de FIPRESCI Ödülü'nü alan 'Babam ve Ustam'dı. Gerçek bir hikayeden uyarladıkları bu filmin
asıl kahramanı, sonradan okuyup dilbilimci olan küçük Sardunyalı çoban Gavino Ledda da filmde görünüyor.
Konu ilk kez bir gazete haberiyle ilgilerini çekmiş. Taviani, "Yirmi yıl çobanların arasında neredeyse dilsiz olarak yaşadı, sonra da dilbilim profesörü oldu" diyor: "İzolasyondan iletişime geçti. Biz de bu yalnızlığı kırmaya çalışıyoruz. İnsan için en önemli şey başkalarıyla birlikte olmaktır. Gavino'nun babasını da ziyaret ettik. Oğlunun başarılı olduğunu reddetti, 'Başarılı olan, benim sözümü dinleyen diğer oğullarım' dedi. Bu sert adam, bize şiirlerini de gösterdi. Üstelik, iyi şiirlerdi. 'Şiirse, ben de yazıyorum Ama bunlar çekmecede duracak. Biz toprağa gidip çalışmalıyız' dedi."
Oyun yazarı da olan Tavianiler, kendi senaryolarını kendileri yazıyor ama bazen başka kaynaklardan da yararlanıyorlar. Pirandello'nun hikâyelerinden
uyarlanan iki film (İ Sovvervisi, Kaos) yapmışlardı. Onun oyunlarını izlemeye ilk kez küçükken, anne-babalarıyla gitmişler. Önce hoş bulmuşlar, derinliğini ancak yıllar sonra Pirandello'ya yeniden döndüklerinde keşfetmişler. "Onun büyüklüğünü ve zorluğunu o zaman anladık."
Şimdi ise, televizyon için yaptıkları filmde bir başka edebiyat ustasını anlatıyorlar. Paolo Taviani'nin kurgusunu tamamlamak için İstanbul'a gelemediği bu film,
'Diriliş'. Peki, İtalya'da işçi sınıfı ve devrim tarihinin dönüm noktalarında durup, gözlemci sıfatıyla yorumladıkları olaylar mı önemli, yoksa sevgiyle yaklaştıkları karakterleri mi? "Bizim sinemamızı siyasetle açıklamak haksızlık olur. Olayları fon olarak aldık ve hep insanı vurguladık. Bizim
için önemli olan karakterlerimiz, hikâyelerini anlattığımız insanlar."


    ETİKETLER:

    Altın

    ,

    İtalya

    ,

    İstanbul

    ,

    İKSV