Son yılların en önemli işi

Son yılların en önemli işi
Son yılların en önemli işi
Bir grup genç sanatçının ortak imzasını taşıyan 'Sözleşme', sanatçıları haklarına sahip çıkmaya çağırıyor. İstanbul 2010 Ajansı'nın sanatçılara imzalattığı sözleşme, bu eleştirinin çıkış noktası.

Ülkemiz sanat ortamında son yıllarda üretilen en önemli işin ‘Sözleşme’ olduğunu düşünüyorum. ‘ İstanbul ’da Yaşıyor ve Çalışıyor’ projesi kapsamında Volkan Aslan, Seda Hepsev, Gözde İlkin, İz Öztat ve Ani Setyan’ın imzasını taşıyan, 2010 tarihli bir iş bu. En güzel, en heyecan verici, en ilginç, en şaşırtıcı değil de en ‘önemli’ dememin tabii ki bir nedeni var: Bu işin çıkış noktası, projeyi yürüten İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ile proje kapsamında yer alan sanatçılar arasındaki bir protokol.
Protokolde, proje kapsamında üretilen yapıtların “yayın hakkının, çoğaltma hakkının, temsil hakkının, pay alma hakkının, yayma hakkının bila bedel Ajans’a ait olduğu”; tüm mali hakların Ajans’a devredildiği; yapıtları sanatçıların ancak Ajans’ın onayı dahilinde kullanabileceği yazıyor. Söz konusu protokolü, ‘İstanbul’da Yaşıyor ve Çalışıyor’ projesine katılan tüm sanatçılar imzaladı, imzalamayan projede yer alamayacaktı. ‘İstanbul’da Yaşıyor ve Çalışıyor’ projesi, Sophie Calle, Victor Burgin, Antoni Muntadas gibi ünlü isimlerin önderliğinde, genç sanatçılar için düzenlenen bir dizi çalıştay ve sergiden oluşuyor. Protokolde bu genç sanatçılar –ki aralarında adını duyurmuş isimler de var– ‘gönüllü’ olarak tanımlanıyor. Bu kapsamda Türkiye ’den 50’ye yakın sanatçı uluslararası isimlerle çalışma olanağını elde etti, Ajans desteğiyle yapıt üretti, karşılığında da söz konusu protokolü imzaladı. Fransız sanatçı Sophie Calle’in atölyesine katılan grup ise, protokolü sorunlu buldu ve sorun etmeye karar verdi. Gerekçeleri, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 8. maddesiydi: ‘Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir.’

Protokol duvarda
‘Sözleşme’, Karaköy Sanat Limanı’nda ekim ayı boyunca Sophie Calle çalıştayına katılan sanatçıların bir fotoğrafı, protokolün duvara asılmış bir kopyası ve altında her bir sanatçının duvara monte edilmiş neon imzalarından oluşan bir enstalasyon olarak sergilendi. Durumun görselleştirmesine yönelik fena olmayan bu çözüm, yapıtlarında yazı ve fotoğraf kullanan Sophie Calle’in yaklaşımını da yankılıyordu. Gerçi enstalasyon o kadar da önemli değildi, esas iş sanatçıların sorgusuz sualsiz kabul edilmesi gereken bir protokole verdikleri tepkiydi. Bu gibi kavramsal sanat örneklerinde, yapıtın nesneselliği önem taşımaz, önemli olan düşüncedir. Sonuçta Volkan Aslan, Seda Hepsev, Gözde İlkin, İz Öztat ve Ani Setyan da protokolü imzaladı imzalamasına, ama Türkiye’de pek az gündeme gelen bir konuya da dikkat çekti. Yaptıkları işi şöyle anlatıyorlar: “Türkiye’de sanatçı haklarını gözeten yapı, bilgi ve deneyim eksikliği, kurumlar karşısında sanatçıları mağdur etmektedir. Bu iş, fikri haklar, sansür ve sanatçı ücreti gibi temel sorunlara dikkat çekmek ve tartışmaya açmak için bir girişimdir.”
Bizde örneklerine az rastlanıyor ama ‘kurumsal eleştiri’, Batı sanatında 1960’lardan günümüze başlı başına bir akım haline gelen, sanatın üretim koşullarından dağıtım kanallarına ve piyasasına kadar tüm mekanizmaları sorgulayan bir yaklaşımlar bütünü. Bu tür işler yapan sanatçı, müzenin içinde müzeyi, galerinin içinde galeriyi ‘mayınlar’; sanat tarihini alaya alır; küratörün, eleştirmenin varlık koşullarını sorgular; piyasa koşullarını tersyüz eder. Amaç, sanat dünyasına bir Troya Atı gibi sızarak o dünyanın mekanizmalarını şeffaf kılmak, sahte büyüsünü bozmaktır.

Piyasanın sanatçıya faydası ne!
‘Sözleşme’ adlı işin önemi, genç sanatçıların büyüye kapılmak yerine, kendi hak ve hukuklarını gözetmeleri gerektiğine ilişkin bir işaret taşımasında. Son birkaç yıldır sanat ortamındaki hareketliliğin sanatçıların yaşamını nasıl etkilediği, ancak renkli yönüyle dışarı yansıyor. Bir uluslararası müzayede/fuar gelgiti, bir piyasa hareketlenmesi, sıkıfıkı galeri-sanatçı ilişkileri, trendlere meraklı bir koleksiyoncu grubu, günümüz sanatına yönelen antika müzayedecileri... Kendine isim yapmayı başaran genç sanatçıların sanatla yaşamasını sağlayacak koşullar oluşuyor Türkiye’de. İstanbul Bienali’nin Türkiye çağdaş sanat ortamına getirdiği ivme, koşulların sanatçıların lehine gelişmekte olduğunu düşündürebilir. Ama bunun için sanatçıların da en az kendilerini temsil eden kurumlar, galeriler, müzayedeciler kadar ‘farkında’ olması, protokolleri, sözleşmeleri irdelemesi, sorgulaması, sorgusuz sualsiz önkabullere alışık bir ortamda kendi haklarını gözetmesi, yeri geldiğinde kendi protokollerini dayatması gerekiyor!
‘Sözleşme’, www.isbusozlesme.blogspot.com adresinde görülebilir.


    ETİKETLER:

    Türkiye

    ,

    İstanbul

    ,

    sanat