Sorularını arayan yanıtlar

Sorularını arayan yanıtlar
Sorularını arayan yanıtlar

Selen Gülün, Bizim müzik ortamımız maalesef eğitimli ve bilinçli birçok müzisyenin bıkkınlık ve yılgınlık sebebiyle harcanmasına sebep oldu diye konuşuyor.

Son albümü 'Answers'ı Pozitif'ten çıkaran caz piyanisti Selen Gülün, 'Albüm hayatımın bir on senelik dönemi içinde yazdığım parçalardan bir seçki. Kaydederken bir tema üstüne düşünmemiştim. Fakat albümün miks aşamasındayken kişiselliğini fark ettim' diyor
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

İSTANBUL - Türkiye’deki caz ortamının en üretken isimlerinden olan Selen Gülün, Eylül 2009’da yayımladığı doğaçlama solo albümü ‘Re:konstruKt’ın üstünden çok geçmeden yeni albümü ‘Answers’ı Pozitif Müzik etiketiyle yayımladı. Farklı teknikleri ve rastlantısallığı kullanmayı seven, caz çalışını herhangi bir piyanistten öte John Abercrombie, Bill Frisell, Wolfgang Multhspiel, John Scofield gibi gitaristlerin etkilediğini söyleyen Selen Gülün hayatını sadece stüdyo müziyeni olmakla değil müziğe dair her şeyle işleten bir sanatçı. ‘Answers’ da tam olarak bunu yansıtan bir albüm. Gülün’ün yazma çizme, okuma, araştırma, öğretme, turne yapma, çalma, kaydetme gibi müzikle ilgili tüm uğraşlarından derlenmiş bir olgunluk dönemi müjdecisi gibi. Bir de kişisel not düşeyim; sevdiğiniz bir müzisyenin, sorularınızı yanıtlarken de sevdiğiniz gibi olduğunu görmek söyleşiye konu olan müzikle ilişkinizi güçlendiriyor. Selen Gülün sayesinde bu bildiğimi sınamak ayrıca iyi geldi.

Bu kayda girişirken aklınızdaki başlıca sorular nelerdi ki ‘Answers’ isimli bir albümle süreci tamamladınız?
‘Answers’ albümün açılış parçası. 1997 yılında yazdığım çok yavaş bir tango. Albüme ne isim vereyim diye düşünürken kayıt için seçtiğim parçalara baktım, çoğu kişisel isimleri, hikayeleri olan parçalar. Albüm hayatımın bir on senelik dönemi içinde yazdığım parçalardan bir seçki. İçinde yaşadığım dönem ise en sonunda hayatın bazı cevaplarına ulaşabildiğimi düşündüğüm bir dönem. Bu kronolojik olma hali ve kişisellik albümün isminin cevaplar olmasına sebep oldu.

Örneğin ‘We’re the Same’de olduğu gibi solo ve ritimler arasında kontrollü oyunların ya da diyeyim ki sürprizlerin gidip geldiği bir albüm olmuş. Parçalarınızda tutturduğunuz bu orijinal iç denge müziğinizin yıllar içinde geldiği noktayla mı açıklanabilir yoksa ‘Answers’i kaydetmekte olan Selen Gülün’ün o dönemki hissiyatıyla mı?
Aslında denge biraz da albümü çaldığım arkadaşlarımla olan ilişkimden kaynaklanıyor. Düşünün yani on senelik bir dönemde değişik zamanlarda yazılmış parçalar bunlar, ortak bir dil olması biraz zor gibi gözüküyor öyle bakınca, ama ara ara bir araya gelip çalabiliyor olsak da bu albümde çaldığım müzisyen arkadaşlarım tüm bu dönemleri benimle hem çalarak hem de arkadaş olarak paylaştılar. Dolayısıyla ben bir yandan yazarken bizim aramızda da bir olgunlaşma dönemi yaşandı. Bu albümün seçkisi kendimi daha yakın hissettiğim parçalardan oluşuyor. Yaşanmışlık bahsettiğiniz iç dengeyi getiriyor olabilir. 

Peki ‘Answers’ bütün olarak tematik bir albüm müdür?
Albümü kaydederken ben bir tema üstüne düşünmemiştim. Sonradan albüm miks aşamasındayken kişiselliğini fark ettim. Ben her zaman işin içine duygu katarak müzik yazan birisi değilim. Aslında tam tersi planlı programlı çalışmayı seven, teknik düşünen, akılcı bir insanım. Buradaki parçaların çoğu, belki ‘Twilight’ hariç, daha akılcı davranamadığım ya da aslında belki böyle olmanın bana zarar verdiği zamanların arkasından çıktı. Böyle olunca da tema kendiliğinden yaşanmışlık ve/veya yaşanamamışlık olabilir. Sizin deyişinizle ayrı yönler ve seçimler albümdeki parçaları açıklamak için çok uygun olurdu. 

Patrick Zambonin (elektrik bas gitar) ve Jörg Mikula (davul) ile ne kadar zamandır tanışıyor ve çalıyorsunuz? Nitekim ‘Spontaneous Living’i ilk duyduğumdan beri aranızdaki sinerjiyi düşününce şöyle bir hisse kapılıyorum: Selen Gülün klasik müzik eğitimi etkisiyle böyle bir parça yazdı. Ve bir gün arkadaşlarıyla bunu caza uyarladılar...
İkisi de benim Berklee’de öğrenci olduğum dönemlerden arkadaşım. Yani 1998 yılından beri tanışıyor, beraber çalıyoruz. ‘Spontaneous Living’den bahsetmeniz enteresan, çünkü bu parça benim için çok özel. Adını özenle koymuştum. Bu parçayı ben Patrick’e ilk dinlettiğim zaman “Bu akorlara solo çalacak olana başarılar dilerim” demişti. Gülmüştük. Parça kendiliğinden tuhaf bir akışı olan, iç melodisini duymazsan kolayca üstünde çalamayacağın ve takip edemeyeceğin bir parça. Zaman içinde çaldığım bir çok müzisyeni fikir ve duygu olarak çok zorladı. Ama parça bu trio için hiç bir problem olmadı. Sanırım onlar benim kompleks yazı stilimin içinde melodik olma ve var olan zamanın üzerinde çalma halime alışkınlar. Klasik müzik eğitimim daha çok form ve yapısal bütünlük üzerine gitmeme sebep oluyor. Bunun üzerine çıkıp doğaçlama çalmak o kadar kolay olmayabiliyor. 

Türkiye’de kurumsal anlamda caz eğitimi verilmiyor olması genç cazcılarımızın kariyer hedeflerinde ne gibi sapmalar yaratıyor sizce?
Kurumsal anlamda caz eğitimi verilmemesi herkesin mecburen Hollanda veya Amerika’ya gidip zor koşullarda okumasına sebep oluyor. Okul, kendin gibi insanların bir arada durduğu bir yerde olmanı sağlaması ve kendini hedeflerine yerleştirebilmene yardımcı olması açısından önemli bir yer. Bu ülkede bu konuda eğitim paylaşımı olmaması yetkin müzisyenler için de bir sorun. Bizim müzik ortamımız maalesef eğitimli ve bilinçli birçok müzisyenin bıkkınlık ve yılgınlık sebebiyle harcanmasına sebep oldu. Onların da genç nesille buluşabilmesi ve beslenmesi gerekiyor. Caz müziğinde, doğası sebebiyle ortam içinde çalmak ve gelişmek, başkalarını dinlemek, çalandan öğrenmek çok önemli. Her durumda genç cazcıların hayatlarının bir döneminde daha fazla müzisyenin aktif çaldığı, değişik platformlarda müzik seslendirdiği ve disiplinlerarası işlerin yapıldığı bol devinimli ortamlarda bulunmaları gerektiğini düşünüyorum. 

Sahneye sık çıkan ve aktif olarak katılan bir müzisyen olmanız itibarıyla eğitimci yanınız nasıl etkileniyor?
Eğitimciliğimin sahneye olumsuz bir yansıması yok. Eğitimci insanlar ile ilgili böyle bir önyargı var, sanki aktif müzisyenlik hayatı ile yürümez, onu yapan ötekini yapamaz gibi. Tek zor olan tarafı zaman ve enerji bulmak, ama ikisi birbirini çok besliyor. Aktif sahne yapan herkesin genç müzisyenler ile paylaşacağı şeyler var. Sahneye çıkıp kendi müziğini çalmak başlıbaşına bir deneyim zaten gençlerle paylaşılması gereken. Eğitimciliğin en olumlu taraflarından birisi, eskiden öğrencim şimdi harika müzisyenler olmuş kişilerle çalabilmek, profesyonelliği de paylaşabilmek oluyor. 

‘Love takes time’a dayanarak, aşk hakikaten ne kadar zaman alır?
“Love takes time” yıllar evvel müzisyenlik hayatımızın aktivitileri yüzünden çok kısa sürmek zorunda kalan, ama ciddi duygu yüklü uluslararası bir ilişkinin sonlanma konuşması sırasında karşı taraftan duyduğum bir laftır. Aslında durumla dalga geçmek için yazmıştım parçayı, o yüzden komik bir parçadır; armoni sabit, melodi sallanır, zamanı ikide bir dağılır çalarken. Benim aşka bakışım böyle değil.

Answers/ Selen Gülün/ Pozitif Müzik


    ETİKETLER:

    caz