'Sorun zombiler değil salak erkekler!'

'Sorun zombiler değil salak erkekler!'
'Sorun zombiler değil salak erkekler!'

Talip Ertürk (solda) ve Murat Emir Eren?e 400 kişi zombi olmak için başvurmuş.

Talip Ertürk ve Murat Emir Eren, sinema yazarlığından yönetmenliğe adım atarak ilk yerli zombi filmi 'Ada: Zombilerin Düğünü'nü çekti. Aileleri önce 'Zombi mi, o ne?' diye tepki göstermiş, sonra ellerinde nefis kurabiye ve böreklerle sete gelmişler
Haber: ELİF TUNCA / Arşivi

İSTANBUL - Filmlerden gördüğümüz üzere zombilik, ısırmakla bulaşan feci ve pis bir durum. ‘Ada: Zombilerin Düğünü’ filmi de böyle bir ısırık etkisi yapıyor olacak ki filmden çıkıp eve gittiğimde 4 yaşındaki yeğenim de benimle ‘zombicilik’ oynamaya başladı! Önce o, kollarını öne uzatıp tuhaf adımlarla gelip beni yiyordu, sonra ben onu. Zombilikten kurtulmanın bir yolu varsa bunu, bana bulaştıranlardan öğrenebilirim diye düşünüp eski sinema yazarı- taze yönetmen Talip Ertürk ve Murat Emir Eren’in yakasına yapıştım. Onlar zaten çoktan cezalarını bulmuştu; bir sene öncesine kadar sinemacılara soru sorarken şimdi 20. kez aynı soruya aynı cevabı vermek şeklinde bir Sisifos işkencesinden geçiyorlardı. Ben de hiç acımadım!
Sinema yazarlığını bırakıp neden bu maceraya atıldınız? Sizi zombi mi ısırdı?
Talip Ertürk:
Eveeet!
Murat Emir Eren (Memir): Bunu biz de sorduk ama bir yerden sonra bunu düşünmeyi bırakmak gerekiyor. Başlamadan önce sorup cevabını verdikten sonra devam etmek lazımdı.
Başlamadan önce nasıl sorup cevapladınız?
Memir.: Film yapmak istiyorduk. Tür filmi olacak dedik. Zombi filmi olacak dedik. Yola çıktık.
Talip: 10 yıldır basında çalışıyorum, bir ay bile boş dönemim olmadı. İlk defa da istifa etim bu işe başladım.
Memir: ‘Sinema yazarıydılar, bıraktılar’ deniyor ama yani bademle beslenmiyorduk! Sınıf düşmedik yani.
Sinema yazarlığından film çekecek kadar para kazanılmıyor diyorsunuz yani?
Memir: Yok canım, tabii ki! Zaten orta halli ailelerin çocuklarıydık.
Bu orta halli aileler nasıl karşıladı girişiminizi?
Memir: ‘Zombi mi, o ne?’ dediler. Sonra anlatınca ‘Yahu aşk filmi çeksenize’ şeklinde destek olmaya çalıştılar!
Bir de sete getirdikleri nefis kurabiyeler, börekler varmış; unutmayalım!
Memir: Evet evet, düğün sahnesinin en büyük motivasyonuydu o!
O kadar film seyrettiniz de ilk filmde neden ‘küçük insan hikâyesi’ değil de kanlı zombi hikâyesi çektiniz peki?
Memir: Bizim ilk filmimiz de öyle olmayıversin, onlardan çok var.
Talip: İlk film bizim için aslında atlatılması gereken bir varta. Çok fazla kendini ciddiye alan ilk film seyredip sıtkımız sıyrıldığı için özellikle öyle olmasın istedik. Kendini o kadar da ciddiye almayan, hem bizim işin abecesini öğrenebileceğimiz hem de insanlara hiç değilse bir kahkaha attırabilen bir film yapalım dedik. Filmciliğe dair bin tane şey öğrendik. Sinema yazarıyken bilmediğin ve aslında bilmen de gerekmeyecek şeyler.
‘Seyredip eleştirmesi kolay, beğenmiyorsanız siz çekin’ diyenler haklı mıymış yani?
Memir: Yok canım! İkisi çok başka şeyler. Kötü filmin mazereti olmaz. Kimsenin alnına silah dayamıyorlar film çek diye.
İnternette ‘Zombi olmak ister misiniz?’ diye ilan verdiniz. Memlekette zombi olma heveslisi çok muydu? 
Talip: Biz o duyuru yaparken 50 kişi bulur muyuz diye düşünüyorduk, 400 kişi arasından eleme yaptık! Vampirin, kurt adamın modası oluyor ama zombilerin daha sağlam ve kalıcı bir kitlesi var. Metalci gruplar gibi alttan alta ama sürekli işleyen bir yapı. Türkiye’de de böyle bir kitle olduğunu gördük.
Memir: İnternet siteleri var, çok yardımlarını gördük. Arabölge sitesi mesela. Başka siteler de ilgilendi, haber yaptılar, filmde zombi oldular.
Talip: Bir zombi dayanışması yaşandı!
Bütün filmi Erhan’ın el kamerasından izliyoruz. Bu adam hiçbir şekilde kamerasını bırakmıyor ve de tuhaf bir kayıtsızlık halinde. Nasıl bir adam bu Erhan?
Memir: Erhan bizim evimizde yaşayan bir insan aslında. Biz onu biraz abartarak bu filme koyduk. Bizim öyle bir arkadaş grubumuz da vardı. Geyik muhabbetlerimizi kaydederdik. Erhan’ın yaptığı da bu aslında, Youtube’da da binlerce örneği var. Genelde yüzeysel ama bu yüzden de her şeyin üstesinden gelebilen biri. Korkmuyor, darlanmıyor, üzülmüyor. Ondaki duygu, ‘Eee sonra ne olacak?’ Kamerası olmasa bile bu hikâye onun için bir nimet.
Peki bu zombiler cennet vatanımıza nerden musallat oldu?
Talip: Orasını kimse bilmiyor. Böyle olmasına en başta karar verdik. Genelde ya bir laboratuvardan sızıntı olur ya da genlerle filan oynanıyordur, oradan bir arıza çıkar, bunlar da çıkar gelir. Türkiye’de nereden gelsin şimdi bu adam? Bir tane nükleer santralımız bile yok ki!
Çernobil faciamız var.
Talip: O da dış kaynaklı, onu bile biz yapmadık!
Memir: Belli bir sebep yerine ‘Neden oldu?’ diye düşünülürkenki saçma salak fikirleri koymak daha eğlenceli geldi bize.
İşin eğlencesindesiniz!
Memir: Lütfen herkes öyle olsun. Korku komedi deyince bile anlaşılmayabiliyormuş, bu süreçte onu da fark ettik. Bu bir komedi filmi! Tekrar söyleyelim de!
Bu filmi ilginç kılan, zombilerle Türkler’in karşılaşması olacak herhalde. Filmdeki tepkiler, pek görmeye alışık olduğumuz ya da beklenen tepkiler değil.
Talip: Klasik zombi filmlerinde baş karakterin zombiyle ilk karşılaşma anını düşün. Orda zombi gören adam “Ne oluyor? Bir tuhaflık var! Kaçayım mı, ne yapayım?” diye düşünürken bizde kavga çıkıyor. Adamın üstüne çullanıyorlar. Saldıranın zombi olduğu akıllarına gelene kadar tinerci ihtimalleri, hap almış tipler olma ihtimalleri geliyor akla. E çünkü öyle yani, burası Türkiye! Bir de filmdeki herkes inanılmaz salak! Ne ne olduğunun farkındalar ne de nasıl kurtulacaklarının. Genel olarak erkeklerle ilgili bir salaklık var ve salak oldukları için harcanıp gidiyorlar. Analitik yaklaşımımızla da ilgili bir şey. Harala gürelenin içine dalıp doğru düzgün düşünmeyi es geçiyoruz.
Feminist bir durum da var. Erkekler, sevdikleri kızların derdine düşmüş, bütün adayı zombilerin istila ettiğini filan görmüyor. Oysa bir genç kız, yaralı haldeki sevgilisinin suratına kapıyı kapattığını söyleyebiliyor!
Talip: O erkekler salak çünkü. ‘Gidip kızı kurtarayım’ da demiyor, kendi kendine hayıflanıyor ‘Vah gitti, koruyamadım’ diye. Zombilerin nerden geldiğini bilmiyoruz ama bu adamlar uzaydan gelmedi. Çok tanıdık. Bizim ülkemizin erkekleri işte bunlar. Gerçek bu, ne yapacaksın...
Memir: Bir de fırsattan istifade yalan söyleyebiliyorlar mesela ilişkiler hakkında. Berbat ilişkilerini çok yolundaymış gibi anlatabiliyor. Bu da tabii onların zayıflığı.
Aslında biz erkekler daha duygusalız diye kendinizi aklamaya mı çalışıyorsunuz yoksa?
Talip: Yok ya duygusallık değil bu, bildiğin şapşallık!

‘Helikopterdeki adam Zeki Müren’

Bu insanlar adada kaderlerine terk edilmişken bir ara bir helikopter gelip sabaha karşı yardım geleceğini söylüyor. Her şeyiyle çok tuhaftı o sahne.
Talip: Müdahale o kadar işte. İstanbul’un umurunda mı adada ne olduğu!
Memir: O helikopterden hareketle filmin absürtlüğünü hatırlatmak istedik. Ola ki hâlâ filmi ciddi ciddi izlemeye çalışan varsa diye. Helikopterden yapılan anons “Görüşmek dileğiyle” diye biter mi kardeşim!
Talip: O adam aslında Zeki Müren!