Star Wars: Güç Uyanıyor... O eski halinden eser var şimdi

Star Wars: Güç Uyanıyor... O eski halinden eser var şimdi
Star Wars: Güç Uyanıyor... O eski halinden eser var şimdi
Sinema tarihinin en bilinen serisi 'Star Wars'un yedinci adımı niteliğindeki 'Star Wars: Güç Uyanıyor', genel çizgileri itibariyle 'retro tadı' taşıyor. Han Solo, Chewbacca, Prenses Leia gibi klasik karakterlere eklenen Rey, Finn ve Poe Dameron gibi yeni tiplemelerle film, serinin eski kuşak hayranlarını fazlasıyla tatmin edecek nitelikte.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

STAR WARS: GÜÇ UYANIYOR (Not: 4/5)
STAR WARS: THE FORCE AWAKENS
Yönetmen: J. J. Abrams
Oyuncular: Harrison Ford, Mark Hamill, Carrie Fisher, Adam Driver, Daisy Ridley, John Boyega, Oscar Isaac, Lupita Nyongo, Andy Serkis
Yapım: 2015, ABD
Süre: 135 dakika.

Vakti zamanında, yakın dostu Steven Spielberg’le sinemanın yaşını küçülttüğü ve seyircinin algı çıtasını çocuksu zevklerle donattığı iddia edilen George Lucas’ın ünlü serisinin ilk filmi ‘Star Wars’, 1977’de çekilmişti. Peşi sıra gelen ‘The Empire Strikes Back’ (1980) ve ‘Return of the Jedi’yla (1983) birlikte dönemin sinemaseverleri perdede western, tarihi aksiyon, bir parça Doğu mistisizmi, bir parça demokrasi savaşı derken temelde uzayda geçmesine rağmen klasik iyi ve kötünün mücadelesine sahip upuzun bir öyküyü izleyip durdu. Lucas, Spielberg gibi farklı konulara el atacak bir kabiliyete ve vizyona sahip değildi; zaten yönetmen kimliğinden çok yapımcı özellikleriyle öne çıkıyordu ve sisteme bir pazarlama dâhisi olarak hizmet etti. Ve en önemlisi, kendi yarattığı bu özel ‘Star Wars’ evreninin ne kadar çok sevildiğini fark ederek, elindeki bu tek ve nadide ürünü hayatı boyunca farklı formatlarla sahaya sürüp durdu.

Nihayetinde öykünün en başına gitmek suretiyle seriye üç yeni halka daha ekledi: ‘The Phantom Menace’ (1999), ‘Attack of the Clones’ (2002) ve ‘Revenge of the Sith’ (2005). Bu hamle, Lucas’ın yarattığı dünyayı yeni sinemasever kuşaklarla buluşturmak olarak düşünülse de bir yanıyla tişörttü, posterdi, oyuncaktı, hediyelik eşyaydı, bilgisayar oyunuydu, oydu buydu derken yan ürünlerle yeni pazarlar yaratmanın da ifadesiydi.

Ve geliyoruz 2015’e... ‘Star Wars evreni’nde bir kez daha yeni bir sayfa açılıyor... Son adım olan ‘Revenge of the Sith’in 2005’te çekildiği düşünülürse yeni ve taptaze bir kuşağın hedef alındığı söylenebilir; zaten halihazırda onca hayran kitlesi var; dolayısıyla bu yeni serinin ekonomik olarak son derece doğru bir hamle olduğu gün gibi aşikâr. Peki ilk adım niteliğindeki ‘Güç Uyanıyor’ (‘The Force Awakens’) nasıl olmuş, meseleyi sinemasal yanlarıyla da masaya yatıralım:

Film, kronolojik açıdan ‘Return of the Jedi’ sonrası bir zaman diliminde geçiyor. ‘İlk Düzen’ adı altında kurulan yeni dünya nizamında sistem, kaçak konumundaki Luke Skywalker’ı aramaktadır. Öykü bu arayış etrafında biçimlenirken devreye artık yaşını başını almış Han Solo ve yardımcısı Chewbacca giriyor. Öykünün yeni karakterleri isyankâr kız Rey, direnişçilerin yetenekli pilotu Poe Dameron, ‘İlk Düzen’e başkaldıran eski ‘Stormtrooper’ Finn; Solo’nun yanında mücadeleye soyunuyor. Bu arada ‘Direnişçiler’in başına geçen Prenses Leia da varlığını hatırlatıyor. Kötüler safının yenileri olarak da ‘İlk Düzen’in başındaki ‘Yüce lider’ Snoke’u ve doğaüstü güçlere sahip Kylo Ren ön plana çıkıyor...

HİTLER’E GÖNDERME

Yaş, kuşak, bakış açısı, sinemasal zevkler gibi farklı nedenlerle ‘Star Wars’ serisine bakış ve sevda, kuşkusuz kişiden kişiye değişir. Naçizane bendeniz, muhtemelen ilk göz ağrısı olması nedeniyle ilki 1977’de çekilen öncü serinin sevdalısıyım. İkinci üçlüyü hem zorlama bulurum hem de asıl olarak seriden yeni bir ekonomik fayda elde etme adına yapılmış filmler olarak görürüm. Lakin ideolojik açıdan serinin ilk hamleleri ‘Soğuk Savaş dönemi’nin reflekslerine sahiptir. Zamanında çok yazılıp çizildiği üzere ‘Darth Vader ve şürekâsı’, aslında Sovyetler Birliği göndermeleriyle dolu bir kötülüğün tasviridir. İkinci üçlüde ise çok derin olmasa da sosyolojik okumalarda dönemin Amerikan başkanının işaret edildiğini fark ederiz; kötülüğün, yüzeysel de olsa tarifinde parmaklar George W. Bush’u gösterir.

‘Yedinci adım’ niteliğindeki ‘Güç Uyanıyor’ üzerinden sosyolojik okuma yapmak için (Kylo Ren’in ‘İlk Düzen’ ordusuna hitap ettiği sahne, Hitler’in 1934’te Nürnberg konuşmasındaki görüntülerini andırıyor, bir de ilk kez ‘siyahi’ bir karakter öne çıkıyor) vakit henüz erken gibi görünüyor. Ama sinemasal erdemler açısından film, sanki bizi en başa, ‘Star Wars’ atmosferine döndürüyor. Kamera arkasına geçen J.J. Abrams bilindiği gibi ilk olarak popüler TV dizisi Lost’la tanınan bir sinemacı (yapımcı ve yönetmen olarak). Uzun metraj sahasında ise ‘Görevimiz Tehlike III’le birlikte eski bir TV dizisi olan ‘Uzay Yolu’nun (ki bizim kuşak için ‘Star Wars’tan önce o vardı) iki sinema uyarlamasına yönetmen olarak imza attı. Yani eski değerlerin kıymetini bilen ve onları yeni sinemasever kuşaklarla buluşturan bir sinemacı. ‘Güç Uyanıyor’ da bu mantığın yeni bir uzantısı olmuş. Film atmosfer, karakterler, anlatım, öncelikler vs. açısından serinin ilk üç adımına hem bir saygı duruşu hem de o ‘ruh’u bugünlere taşıma çabasına dönüşmüş. Bence ‘Güç Uyanıyor’un takdir edilmesi gereken en önemli yanı bu. Kuşkusuz böylesi bir alkışın en önemli yanı, benim serinin ilk üç bölümüne duyduğum sevgi saygı; bu bölümleri arkaik, tavan arasına atılmış tozlu anılar, demode bir sinemasal çaba olarak nitelendirebilecek seyirci profili ‘Güç Uyanıyor’da aradığı aksiyonu ve dinamizmi bulamayabilir, naçizane uyarırım.


YİNE ‘FREUDYEN’ DURUMLAR...
Ve oyunculuklar... Han Solo’da Harrison Ford, ‘Ustalara Saygı’ kabilinden karşımızda. Yeni karakterlerden Rey’de İngiliz oyuncu Daisy Ridley, ‘Mad Max: Fury Road’dan fırlamış bir karakter gibi dururken oyuncu, yüzü ve vurguları itibariyle Keira Knightley’yi fazlaca andırıyor. Finn, ‘Star Wars’ serisinde en ön plana çıkan ilk siyahi aksiyon kahramanı olarak tarihe geçerken bu rolde John Boyega gayet iyi oynuyor. ‘Coen Biraderler’in ‘Inside Llewyn Davis’iyle yıldızı parlayan Oscar Isaac, direnişçi pilot Poe Dameron’da ‘Star Wars evreni’ne dahil oluyor. Keza yine ‘Inside Llewyn Davis’ten hatırladığımız Adam Driver da ‘Yeni neslin Darth Vader’ı Kylo Ren’de filmin yıldızı oluyor. Sanırım serinin sonraki halkalarında ona sıkça rastlayacağız. Bir de R2D2-C3PO robot ikilisinin (ki onlar da yine ‘Ustalara Saygı’ kontenjanından karşımıza çıkıyor) yerine öyküye dahil olmuş izlenimi veren ‘BB-8’den bahsedelim. ‘Wall-E’yi hatırlatan bu minik robot (yani ‘Droid’), ‘Güç Uyanıyor’da ‘Gönüllerin yıldızı’ oluyor. Sanırım filmin popüler kültüre en önemli armağanı ‘BB-8’ olacak. ‘Yüce lider’ Snoke ise bence en zorlama karakter olmuş. Andy Serkis’in (namıdiğer ‘Gollum’) canlandırdığı bu tipleme, özellikle ‘proporsiyon’ olarak pek oturmamış.
Sonuç? Yine kimi Freudyen öğelere göz kırpan ve ‘Gücün karanlık tarafı’na geçişi yine ‘Baba-oğul’ ilişkisi üzerinden tanımlayan ‘Güç Uyanıyor’, seriye sanki ‘Retro’ tadı katmış ve en çok da bu yönüyle ön plana çıkmış. Öyküde kuşkusuz cevapları olmayan kimi sorular ve olaylar var; sanırım bütün bunlara ilişkin doyurucu açıklamaları ve ‘Kim, neden öyle olmuş’ların karşılıklarını sonraki adımlarda bulacağız. Bekleyelim görelim...