'Suni kusursuzluk rahatsız edici'

'Suni kusursuzluk rahatsız edici'
'Suni kusursuzluk rahatsız edici'
Liège-Montpellier-İstanbul hattında yol alırken müzik hep yanı başında olmuş. Uzun yıllar özel sektörde çalıştıktan sonra şimdi ilk albümü 'Kusur Güzeldir' ile karşımızda. Yalçın Konuk anlatıyor...
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Hiç duymamış olanlar için soralım, kimdir Yalçın Konuk?
1970’te Belçika’nın Liège kentinde dünyaya geldim. İlk ve orta öğrenimimi orada gördüm. 80’ler ortasında bir Türkiye ’ye dönüş furyası vardı, ailem de onlara katıldı ve Aksaray’a yerleştik. Liseyi orada bitirdim, sonra Ankara ’da Hacettepe İşletme’de okudum. Birleşmiş Milletler bursuyla Fransa’da master yaptım, akabinde Türkiye’ye döndüm. İstanbul ’a 99’da yerleştim. Turizm, yatırım danışmanlığı gibi sektörlerde yönetici olarak çalıştım. 

Müzik ne zamandan beri hayatınızda?
Çocukluğumdan beri aslında. Liége’in Kraliyet Akademisi Operası’nın yaz kursları vardı. İki kere davetiye geldi ama ailem göndermedi. Ama okulun solistiydim. O günlerde radyoda dinlediğim şarkıların devamını yeniden yazardım. Küçüklüğümden beri müzikle bilinçli bilinçsiz hep iç içe oldum. Gitarı ve notayı kendi kendime öğrendim. 

Ailede var mı müzisyenlik?
Babam türkü tutkunu bir insan. Evde bağlama çalar, türkü söylerdi. Belçika’dayken Türk mahallesinde oturmuyorduk. İtalyanlar, Sicilyalılar ve İspanyolların yaşadığı mahallede yaşıyorduk. Yan komşumuzla mutfaklar bitişikti, yazın pencereler de açıktı. İki kızları vardı; ne zaman mutfakta yemek yapsalar gür sesle opera söylerlerdi. Onları dinlemekten çok hoşlanırdım. Müzik tutkum hep devam etti. Fransa’da Montpellier’de sokak müzisyenliği yaptım. Ama haftalık bir yerde program yapmak bana göre değildi. Sokak müzisyenliği daha reel geliyordu. 

“Kurulu düzenim var, ne gerek var bu saatten sonra müzik piyasasına girmeye” demediniz mi hiç?
Hayat çok kısa, her şeyden tat almak lazım. Bu çocukluğumdan beri yapmak istediğim bir şeydi. Neredeyse bütün hayatımı buna göre yönlendirdim. Başarısız da olsam çok önemli değil. Başarı benim için müziği daha çok insanla paylaşabilmek. 

Çıkış şarkınızda 62 kere Leyla diyorsunuz. Kimdir bu ‘Leyla’?
Bilinçli yapılmış bir şey değil, şarkının melodisi gerektirdi. O şarkıyı 1993’te, Fransızca sözlerle yazdım. Sonra çok hoşuma gitmedi, Türkçeye çevirdim. Bu kadın var olmadı. Leyla diye biri yok. İçimdeki duygular, hüzünler, sevinçler notaya dönüşüyor. Leyla olmayan biri ama Leyla’nın yaşatabileceği acıyı çok yaşadım. 

Albümün ismi ‘Kusur güzeldir’. Bu topluma bir tepki mi?
Günümüzde fotoğraf çekilmiyor adeta yapılıyor. Yaratılmış bir güzellik var. Dijital ortamda birçok etaptan geçirilerek fotoğraftaki kişinin gerçek yüzü yerine olağanüstü bir fotoğraf çıkıyor ortaya. Bir çocuk günde 7 bin görüntüye maruz kalıyormuş. Çocuklar bu sanal imajlarla büyüyor. Amerika’da ‘Yeniden yarat’ programları var. Estetik ameliyatlar oluyor insanlar. Ailesi, eşi, dostu toplanıp o kişinin yeni haline seviniyor. Bundan mutlu olmaları ne kadar acı. Suni kusursuzluğu rahatsız edici buluyorum. 

Sizin albüm fotoğraflarınızda Photoshop yok mu?
Yok. Fotoğrafçım alnımdaki izi, kırışıklıkları düzeltmek istedi ancak izin vermedim. Bugün televizyonda gördüğümüz insanları sokakta gördüğümüz zaman arada bir fark vardır. Bence insanı olduğundan daha güzel göstermeye gerek yok. 

‘Ayışığı’ adlı şarkınızda Jane Birkin-Serge Gainsbourg’un bir diyaloğunu kullanmışsınız, nereden aklınıza geldi böyle bir şey yapmak?
Şarkı şehir sesiyle başlıyor ve şehir sesiyle bitiyor. Piyano ve çello kullandık. Fransızca bir diyalog yapıştırsak şık olur, dedim. Serge Gainsbourg ve Jane Birkin geldi aklıma ve çok hoşuma gitti. Hem provokatif bir çift hem de çocukluğumdan beri hayran olduğum insanlar. Ben menajersiz çalışıyorum. YouTube’da herhangi bir röportaj aradım. Telif haklarını almak için uzun süre uğraştım ve bir yılın sonunda aldım. Diyaloğu kullanmak için aile üyelerinden tek tek izin almam gerekiyordu. Onlarla iletişime geçmek için uğraştım. 17 saniye için 1 buçuk yıl uğraştım. 

Etkilendiğiniz şarkıcılar kimler?
Liste çok uzun; Türkiye’den Bora Uzer, Teoman, Kenan Doğulu var. Dünyadan Frins, Amy Winehouse, George Martin, Elvis Presley... Türkiye’de çok iyi sanatçılar var. Küçümseyenleri anlayamıyorum. Yurtdışında yapılan müzik çok matah değil. MTV’de dinlediğimiz yabancı müzisyenler teknik anlamda çok iyiler ama duygu anlamında çok bir şey verebildiklerine inanmıyorum.