Taa uzak yollardan...

Taa uzak yollardan...
Taa uzak yollardan...
Ali Atay'ın ilk yönetmenlik hamlesi 'Limonata', İstanbul'da başlayıp Makedonya'ya kadar uzanan bir zıt kardeşler hikâyesi. Serkan Keskin-Ertan Saban ikilisinin sürüklediği filmin özellikle ilk bölümündeki sahneler çok komik.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

LİMONATA (Not: 3/5)
Yönetmen: Ali Atay
Oyuncular: Ertan Saban, Serkan Keskin, Funda Eryiğit, Luran Ahmeti, Ciguli
Yapım: 2015, Türkiye
Süre: 105 dk.

En iyi yapımlarından biri Şerif Gören-Yılmaz Güney imzalı ‘Yol’ olmasına rağmen (!) sinemamız genel olarak yollara pek düşmez. Bu bakımdan oyuncu Ali Atay’ın ilk yönetmenlik çalışması ‘Limonata’, en azından konusu itibariyle farklı bir çabayı barındırıyor.
Önce kısaca konu diyelim: Yer Makedonya, Manastır... Eski TIR şoförü Suat, ölüm döşeğindeyken oğlu Sakip’ten, yıllar önce İstanbul ’da imam nikâhıyla evlendiği bir kadından olan oğlu Selim’i bulup yanına getirmesini istiyor. Sakip de babasının bu son isteğini gerçekleştirmek üzere emektar arabasıyla yollara düşüyor ve 500 km. kat ettikten sonra koca şehirde adeta iğneyle kuyu kazıyor. Ama asıl dert bir şekilde Selim’i bulduğunda başlıyor...
Senaryosunu Ali Atay’ın başrol oyuncularından Ertan Saban’la birlikte kaleme aldığı ‘Limonata’, deyim yerindeyse fişek gibi başlıyor. Sakip’in babasının arkadaşı Ali Rıza üzerinden şehirdeki camilerdeki arayışı, peşi sıra Selim’i bulduktan sonra adeta hayatına ‘çöreklenmesi’ bölümlerinde metrekareye düşen kahkaha sayısı o kadar yüksek ki... Bu arada anneyle babanın ‘Telefon sahnesi’ de çok iyi. Böylesi bir tabloda da özellikle son dönemde karşımıza çıkan yerli komedi filmlerindeki sefalet göz önüne alınırsa ‘Limonata’ sanki ulaşılması zor bir yerde duruyor.

Ciguli’ye saygılarımızla...
Film aslında üç katman ya da üç bölüm gibi: İstanbul, yolculuk ve Makedonya... Öykünün genel tonu ise komediden hüzne çalıyor. Lakin bu diziliş, sahada söyle bir probleme neden oluyor: Başlarda art arda gelen sıkı esprilerden sonra hikâye hafiften hüzne göz kırpınca tempo düşmüş hissi yaratıyor...

Oyunculuklara gelince: Serkan Keskin kıymetine daha öncelerden vâkıf olduğumuz bir yetenek. Ertan Saban’ı ise daha çok dizilerden ve ‘Başka Semtin Çocukları’ndaki ‘Psikopat Gürdal’ rolünden hatırlıyoruz. ‘Limonata’ özellikle Saban’daki cevheri daha fazla ortaya çıkaran bir proje olmuş. Ayrıca Keskin’le birlikte son derece verimli bir ikili olmuşlar... Ya da şöyle söyleyelim: ‘Yol filmleri’ formatının aradığı ‘zıt kişilikler’ bu ikilide fazlasıyla var.
Öykünün Bulgaristan üzerinden ‘rahmetli’ Ciguli’ye (Angel Jordanov Kapsov) uğraması da sanki özel bir veda olmuş gibi.
Sonuç? ‘Limonata’nın bir ilk film olduğu da düşünülürse Ali Atay açısından yönetmenlik uğraşı adına gayet başarılı bir giriş olmuş.

Son bir not, ki bu notu filmi izledikten sonra okumanızı tavsiye ederim: Peki filmin ismi niçin ‘Limonata’? Buna ilişkin öyküde tek bir ipucu var: Makedonya bölümünde Manastır sokaklarında ‘Blood is not lemonade’ (‘Kan, limonata değildir’) diye bir duvar yazısı görüyoruz. Sanırım bu Balkanlar’ın yakın geçmişinde yaşanmış onca acılı günlere, kayıp canlara bir gönderme.