Tamam hamasi olunabilir de...

Tamam hamasi olunabilir de...
Tamam hamasi olunabilir de...
Hamaset elbette, 11 Eylül sonrası uçak gerilimlerinin olmazsa olmazı. Ancak Jaume Collet-Serra imzalı 'Non-Stop'ta bunun dozunun kaçırılması, eldeki birçok imkânın da heba edilmesine vesile.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

NON-STOP (2 Yıldız)
Yönetmen: Jaume Collet-Serra
Oyuncular: Liam Neeson, Julianne Moore, Scott McNairy
Yapım: 2014/İngiltere, ABD , Fransa
Süresi: 106 dk.

Zaman nelere kadir? 11 Eylül hadisesinden hemen sonra ABD güvenlik görevlilerinin de terörist olabileceği hikâyeler seyredeceğinizi düşünür müydünüz? Politik doğruculuk adına ‘aslında iyi olan’ ama hep yanlış anlaşılan Arap asıllı karakterlerin oraya buraya serpiştirildiğine tanık oluyorduk. Ama onun haricinde aksiyon sinemasının neyin terör neyin savunma hakkı olduğu konusundaki görüşü netti. Artık iyiden iyiye B tipi aksiyon sinemasının yıldızlığına soyunan Liam Neeson’ın bu türdeki son filminde ise bu ayrım pek o kadar net değil. Tabii seyircimiz halen kimin terörist kimin kurban olduğu konusunda şüpheye mahal bırakmayacak donelerle donatılıyor. Zaten, uçak gibi fallik bir objenin seyri için varını yoğunu, hatta itibarını bile masaya koyan beyaz bir erkek varsa ortada, kimin tarafında olunacağı çok da belirsiz değil.
Liam Neeson’ın aksiyon kahramanları serisindeki son halka Bill Marks, tabii ki büyük bir travmadan mustarip havayolu güvenliği ajanı. Adet yerini bulsun, ‘spoiler’ vermemek için travmanın ne olduğunu söylemeyelim. Ama zaten filmin başından anlamak için ‘spoiler’a da ihtiyacı olmayan travmalardan bu. Marks’ın güvenliğinden sorumlu olduğu New York – Londra uçuşunda gizli telefonuna gelen tehdit mesajlarıyla uçağın içinde bir kedi-fare oyunu başlıyor. O noktadan sonra uçaktaki tüm yolcular olası şüpheli. Bill Marks da sıradışı yöntemleri nedeniyle havayollarının güvenlik kurumlarının standartlarına göre bir tehdit unsuru.
Aslında haliyle 11 Eylül sonrası en bereketli dönemini yaşayan uçak aksiyonları arasında ‘Non-Stop’, işin içine Agatha Christie usulü bir ‘suçlu kim’ atmosferi koyarak kendini ayırıyor. Jaume – Collet Serra’nın da bir aşama sonrasında ‘kabak tadı’ verecek oyuncaklı mizansenleri, ilgiyi az da olsa ayakta tutuyor. Ancak ne senaryo ne de karakterler bu şansı değerlendirebilecek güçte. İyi bir ‘suçlu kim’ hikâyesinde en azından karakterlerde, suçlu adaylarında renklilik, eğlence olmazsa olmaz. Ancak ‘Non-Stop’ta niye Julianne Moore kalibresinde bir oyuncu tarafından canlandırıldığını anlamadığımız, tek işlevi Bill Marks’ın hikâyesine eklemlenmek olan Jen Summers gibi o kadar fazla karton karakter var ki… Entrikaların tadına varmak imkânsız. Hele bir de “Güvenliğin, paranoyanın tadını iyice kaçırdık” cümlesiyle özetlenebilecek bir hamaset devreye girince ‘Non-Stop’ta cereyan eden hiçbir olayı kaale alamayacak bir noktaya geliyorsunuz.
Tamam; hamaset bu işin olmazsa olmazı… Ama kahramanımızı fonda hafif hafif yükselen bir müzik eşliğinde ‘birlik, beraberlik’ konuşması yaparken gösteren ve üstelik bu durumu ciddiye almamızı bekleyen sahneleri de hiçbirimiz hak etmiyoruz artık.