Tanrı'nın ruh avcıları

Açıkhava sahnesine bu akşam yedi kişi çıkıyor: Nick Cave, Hans Christian Emmerich (gitar), Martyn Paul Casey (bas)...

İSTANBUL - Açıkhava sahnesine bu akşam yedi kişi çıkıyor: Nick Cave, Hans Christian Emmerich (gitar), Martyn Paul Casey (bas), Warren Ellis (keman), Conway Victor Savage (piyano), James Anthony Sclavunos (vurmalı çalgılar) ve Thomas Wydler (davul). Yedi kişi: Nick Cave and the Bad Seeds. Tam artık ondan umudumuzu kesmişken... Adı ilk geçtiğinden beri Görgün'ün (Taner) masasının önünde dizüstü gelip, ellerim salta durmuş fino pozisyonunda enik sesleri çıkaran biri
olarak, ilk kez bu yıl "Geliyor mu?" diye sormamıştım. Fazla naz, âşığın umudunu kesiyor. Oysa geliyor işte. Üstelik artık bizi aşağılama ihtimali de zayıf. Nick Cave, basını küçük görmekte haklı olduğuna inansa da, artık seyircilere ya da sahne önünde bağırıp çağıran o bir avuç falan filana karşı eski günlerdeki tepkisinin profesyonelce olmadığını düşünüyor.
Evinin erkeği oldu
Nicholas Edward Cave, Wangarattalı öfkeli çocuk, şimdi Londralı, çoluk çocuk sahibi, orta yaşlı bir adam. Soylu bir İngiliz modelle evli, kendine bir büro kurmuş, herkesin ağzına pelesenk ettiği bir 9'dan 5'e düzeni yaratmış. Hâlâ, 40 yaşını geçmiş olmanın şaşkınlığı, belki de memnuniyeti içinde. Wangaratta'de başlayıp Melburn'da süren, oradan Londra'ya, Batı Berlin'e, Sao Paolo'ya uzanan mekân değişimi macerası, gene Londra'da noktalanmış görünüyor. Şimdilik. The Boys Next Door ve The Birthday Boys'un belki de doğal sonucu olan grubu The Bad Seeds ise, hayli değişik bir kadroyla da olsa, hâlâ hayatta. Cave zaman zaman da iki iyi arkadaşıyla, The Dirty Three'den Warren Ellis ve Jim White'la takılıyor. Bad Seeds'in dışında, dostlarla yapılan müzik ona farklı duygular tattırmış. Zaten 'The Boatman's Call'dan beri artık müzisyen olduğunu, müzik hakkında çok şey öğrendiğini düşünüyor. Dörtlülerle çalışmalar, piyano çalıp şarkı söylemeler, gruba gerçek anlamda liderlik etmek onun için yeni tecrübeler. Oysa o daha çok bir şarkı yazmaya, o şarkıyı çalsınlar diye gruba bırakmaya ve müziğin üstünde kendi şiirini okumaya alışkın. Ama Dirty Three'yi Bad Seeds'e bir ölçüde monte etmeyi başardı. Yavaş yavaş 'Big Bad Seed' haline gelen kemancı Ellis, bu akşamki grupta da yer alıyor.
Öfkeli aşk şarkıları yazarı
Nick Cave, onulmaz bir arayış ve özlemle, bir eksiklik duygusu ve bundan kaynaklanan öfkeyle yıllar boyunca aşk şarkıları yazdı. Böylece kendi imgelemine, esine ve Tanrı'ya ulaştı. Öfkesinden hüzün, Portekizlilerin
'saudade' dediği, onun ruhuna yakın o anlaşılmaz, ad konmaz, muammalı özlem doğdu. Bir de Lorca'nın 'deunde' dediği şey. Herkesin hissettiği ama filozofların açıklayamadığı gene anlaşılmaz, tekinsiz hüzün. "Ben bir ruh avcısıyım" diyor,
"kelimelerden oluşan ağımla gelmişim, henüz oluşmamış kelebeği yakalıyorum. Bedenlere hayat üflüyorum, onları yıldızlara ve Tanrı'nın eline doğru savuruyorum."
Nick Cave and The Bad Seeds'in Avrupa 2001 programında 30 şarkı var. Bakalım bize hangilerini çalacaklar? Hem belki Nick Cave en az beş yıldır onu bekleyenlere merhamet eder ve iftihar ettiğini söylediği birkaç eski aşk şarkısından da örnekler sunar. Hangileri mi? Sad Waters, Black Hair, I Let Love In, Deanna, From Her To Eternity, Nobody's Baby Now, Into My Arms, Lime Tree Arbour, Lucy, vs. Neden olmasın? Mucizelerin sonu gelmez. Sonunda ona bile kavuşmadık mı?
Caz Festivali kapsamınındaki Nick Cave konseri bu gece saat 21.30'da Açıkhava'da izlenebilir.