Tarihe ait olan bugüne de aittir

Tarihe ait olan bugüne de aittir
Tarihe ait olan bugüne de aittir
Karaköy'deki Galeri Mana'da bu günlerde Yunan ve Romalılardan kurtulma senaryoları masaya yatırılıyor. Modern mitler, arkeolojik buluntular, Çin'den buraya uzanan antik model sütunların hikâyesini serginin küratörü Christiana Perrella ve Arnavut sanatçı Adrian Paci ile konuştuk.
Haber: GÜLNAZ CAN / Arşivi

Karaköy’deki Galeri Mana bu günlerde ‘Bizi Yunanlardan ve Romalılardan Kim Kurtaracak?’ sergisine ev sahipliği yapıyor. Bu ‘sanatsal kurtulma pratiği’ bir psikanaliz seansını andırıyor: İçinde ona bir mektup yazmak, yüzleşmek, taklidini yapmak, barışmak, yeniden üretmek, bolca tartışmak gibi yöntemler var. İlham geçmiş ve gelenekten gelse de her sanatçı aslında kendi hikâyesini anlatıyor. Lisa Anne Auerbach & Aleksandra Mir, Steven Claydon, Gregory Crewdson, Aslı Çavuşoğlu, Özlem Günyol & Mustafa Kunt, Matthew Monahan, Jonathan Monk, Adrian Paci, Pedro Reyes, Daniel Silver, Francesco Vezzoli ve Liam Gillick’in işlerini içeriyor sergi. Modern mitler, arkeolojik buluntular, Çin’den buraya uzanan antik model sütunların hikâyesi, Caligula ve Francis Bacon buluşması, Greko-Romen sanat kültürünün bugüne yansımaları olarak karşımızda duruyor. Sergiyi küratörü Christiana Perrella ve sanatçılardan biri, bu günlerde İstanbul Modern’deki Komşular sergisinde de bir eseri görülebilen Arnavut sanatçı Adrian Paci ile konuştuk.

Bu serginin tohumları nasıl atıldı?

Christiana Perrella: Daha önce geçmiş kavramının bazı çağdaş sanatçıların pratikleri üzerinden yeniden şekillendirilişi ile ilgili çalışmıştım. ‘Classico’ bir ham materyal idi, herkes bununla çok özgür ve karmaşık biçimde çalışıyordu; formları tamamiyle yeni anlamlara, anlatımlara açıp, kültürel, tarihi ve görsel farklardan bir hibrit oluşturuyorlardı. Bu repertuvar inanılmaz zengin ve güçlü idi. Bu serginin fikri işte burada oluştu. Bu sergide sanatçıların farklı yaklaşımlarını bir araya getirmeye çalıştım, tektiplikten kaçındım ve farklı işlerin arasındaki diyalogla ilgilendim. Video, heykel, metin işleri, yerleştirme, fotoğraf gibi değişik eserler var. Ayrıca kültürel bağlam da çeşitli: Meksika, California, İngiltere ve elbette Akdenizli sanatçılar…



Çağdaş sanatın geçmiş ya da gelenekle ilişkisi, sizce hikâyeyi yeniden anlatmak üzerine mi, yoksa daha ziyade bir sorgulama, henüz çözülmemiş, yarım kalmış bir meseleleri mi var?
CP: Kesinlikle hikâyeyi yeniden anlatmıyorlar; her sanatçı kendi hikâyesini anlatıyor. Klasik sanatın referansları, kullandıkları araçlardan sadece biri. Bence biz muhtemelen klasik kültürün kriz anlarından birini daha deneyimliyoruz bu günlerde. Küreselleşmiş, multikültürel ve teknolojik bir dünyada yaşıyoruz ve şöyle sorabiliriz: Klasik kültürün ne anlamı kaldı? Bir zamanlar kolonyal vizyonun, Avrupamerkezciliğin tanıtımını yapıyordu, artık böyle bir ortam kalmadı. Dolayısıyla bu kriz anında çağdaş sanatçıların da çok fazla olasılık bulduğunu düşünüyorum.

Peki, sizce antik sanat, çağdaş sanatçılara musallat olmuş durumda mı?
Adrian Paci: Geçmişe bakmak, bunu tekrar sorunsallaştırmak yahut içinde güncel olanı, güncelleştirebilme olasılıklarını görmeye çalışmak fikiri hep var. Ancak güncel dünyanın dinamikleri içinde, kültürün ve sanat eserinin taşınması, geçişkenlik, küresel dünyada emeğin sömürülüşü, jeopolitik dinamikler de işin bir parçası. Tüm bunların antikite fikri, güzellik ve geçmiş nosyonu ile ilişkisinin doğrusal ve ahenkli olmayışı, geçmiş ve bugünle bir çatışma ve gerilim yaratıyor. Aynı zamanda bu mantıksal moddan da çıkmak, geçmişi bir nostalji pınarı olarak değil de bakıp, ilişki kurabileceğimiz, yeniden aktive edebileceğimiz bir alan olarak görmek nasıl mümkün, bunu sorguluyorum. İstanbul’da bu var; geçmiş burada. Her ne tarihe aitse, bugüne de ait. Hafıza, fiziksel modellerle iletişime geçiyor, bence sanat bundan kaçmamalı.


Sergideki işiniz ‘Sütun’ nasıl oluştu?
AP: Biri bana Çin’de mermer kolonlar yaptıklarını söyledi. Bu hikâye kafamda çalışmaya başladı böyle başladı. ‘Sütun’ kültürlerin ilişki dinamiği üzerine kurulu; bir Batı modeli Doğu’ya gidiyor ve orada vücuda erip Batı’ya geri geliyor. Bu işte elbette emeğin sömürülüşü, bugünün dünyasında Çin’in yeri de âşikar. Ancak bu ilişki bile antik zanaat ile güncel mantığı buluşturuyor. Hikâyede de videoda da sembolik boyutlar var: Bu bir yolculuk aynı zamanda ve yolculuk esnasında dönüşen bir obje… Bir taş parçasından güzel bir sütuna dönüşüyor. Ancak sütunlar iktidar ve istikrar ve aynı zamanda ereksiyon-dikme sembolü. Bu şekilde çerçevelendiğinde ise bir şekilde tüm bu semboller de sorunsallaştırılıyor çünkü her şeyden önce sütun dikilmemiş, yatay pozisyonda.

Oymacıların ve diğer işçilerin yüzlerine odaklanıyor kamera çoğu zaman ve onların hayatlarıyla ilgili detaylar da görüyoruz.
AP: Abartılı bir sembolizm kullanmaktan kaçınarak, sütunun etrafındaki insanları ve onların hikâyesini de vermek istedim. Bu video bir kurgu değil ancak belgesel de değil. Çin’e gidip, gerçek insanlarla bu hikayeyi çekmek istedim ancak detaylarla, tanımlarla doldurmak istemedim videoyu.

Bu serginin İstanbul’da gerçekleşmesinin özel bir anlamı oldu mu?
CP: Kesinlike. Tema, hem serginin İstanbul’da gerçekleşiyor olması hem de benim bir Romalı olmamdan etkilendi. Geçmiş problemi hep hayatımın, kültürümün, çağdaş sanatla ilişkimin önemli bir parçası olmuştu. Roma’da çağdaş kültür bir şekilde sürekli olarak tarih ile bir mücadele içinde. Geçmişin, geleceğe bakmakta bir engel olduğu hissiyle büyüdüm. Benim için bu sergi bir terapi, şeytan çıkarma… İstanbul, iletişim ve güncel meselelerle yüzleşmek için mükemmel bir yerdi. 90lardan bu yana İstanbul’u ziyaret ediyorum ve her seferinde çok değişmiş buluyorum. Roma’daki sabitlik burada yok, orada hayat çok yavaş akar. Burası çok canlı ve hızlı bir kent, aynı zamanda katman katman hem tarihi hem bugünü hem de geleceğe dair bir izdüşümü sunabiliyor.

İstanbul’da iki ayrı yerde işleriniz sergileniyor. İstanbul Modern’deki işin ‘Ressam’da eve dair bir hikâye anlatıyorsun, buradaki işte ise çok daha uzakta başlıyor anlatı…
AP: Bir ilişki elbette kurulabilir ikisi arasında. ‘Ressam’ sanki sanat yapmak için bir alan aramak üzerine. Bir ressam, ressam adı altında bambaşka işler yapıyor, sahte belgeler üretiyor vs... Bu, daha ziyade bir sanatçı olarak pek dostane olmayan bir çevrede nasıl hayatta kalabilirsin sorusunu sorduruyor. Ölüm ve yaşam konularıyla yüzleşiyor ressam. ‘Sütun’ bile aslında bu bağlamda evine dönüyor, çünkü aslında o Batılı bir model. Ancak elbette bu seyahat esnasındaki dönüşüm sorunsal burada; hiç dokunulmamış, değişmemiş, saf ve sadece güzel biçimde dönmüyor evine.

‘Sütun’a ne oldu peki?
AP: Sütun, önce Paris’te gösterildi, sonra Milan’a geldi bir sergi için ve şimdi stüdyomda uyuyor.

Bir sütunu iktidar ve istikrar bağlamlarından ve tarihsel anlamından kopararak yerleştirmek, sergilemek mümkün mü?
AP: Sadece dikilmemiş ve uzanmış olması gerçeği bile onu bu bağlamlardan koparmak için yeterli. Videoda da sürekli yatay pozisyonda; hem potansiyel olarak yüklü hem de aciz. Böylece sadece bir başka yolculuk için hazır görünüyor, güç simgesi gibi değil. Ancak aynı zamanda video ile birlikte gösteriliyor bu sütun. Video, bu sütunun fiziksel varlığını sorguluyor. Ben sütunu bu işe onun önemli bir parçası olarak, video ve heykel olarak dahil etmek istemiştim.

‘Bizi Yunanlardan ve Romalılardan Kim Kurtaracak?’ Galeri Mana’da 10 Mayıs’a kadar görülebilir.