Tarihe odaklı objektif

Galata'nın tarih kokan arka sokakları, eski Ceneviz Ticaret Merkezi'nın bugün kullanılmayan bölümünü 13. yüzyıldan...
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - Galata'nın tarih kokan arka sokakları, eski Ceneviz Ticaret Merkezi'nın bugün kullanılmayan bölümünü 13. yüzyıldan bugüne kadar büyük bir maharetle hepimizden gizledi. Formu bile başlı başına sihir dolu bu eski yapı, Fransız şair Andre Chenier'in doğduğuna inanılan bir binayla bugün sırt sırta, yaşamaya devam ediyor.
Vaktiyle içinde ticari kayıtların tutulduğu ve bugün Milli Emlak'ın Galata Derneği'ne 29 yıllığına kiraya verdiği bu bina, şu sıralarda içinde sakladığı büyük bir sürprizin açığa çıkmasını sabırla bekliyor.
Fransız sanatçı Georges Rousse, adını
'İstanbul' koyduğu enstalasyonunu dev boyutlu ve renkli iki ayrı fotoğrafa dönüştürüyor. Mart ayından beri çalışmalarını
sürdüren Rousse'un projesi, 3 Ekim'de Fransız Kültür Merkezi'nde açacağı serginin bir parçası olacak.
'İstanbul' nasıl doğdu?
Fas'ın Kazablanka kentindeyken Fransız Kültür Merkezi'nin bugünkü müdürü, dostum Alain Bourdon da orada müdürdü. Aslında projeyi Kazablanka'da hazırlayacaktım. Ancak koşullar değişti ve İstanbul'a gelen Bourdon projemi İstanbul'a uyarlayıp uyarlamayacağımı
bana önerdi. Teklifini sevinçle kabul edip projem için İstanbul'da birçok yeri araştırmaya başladım. Ancak ışığı ve tarihsel konumu bakımından içinde bulunduğumuz bu mekânı görünce neredeyse hiç düşünmeden burayı seçtim.
Tıpkı projeniz gibi, Galata'da kültür, dinler ve farklı kökenlerin 'odak noktası' değil mi?
Bu mekândaki ışık ve mimari, söz ettiğiniz değerleri neredeyse tümüyle temsil ediyor. Ancak ben burada bir semtin dokümanterine girişmiyorum. Mekânın eskiliği, duvarları ve pencerelerinden anlaşılıyor. Projede vermeye çalıştığım görüntünün odak noktasından bakınca, tıpkı eski, körüklü fotoğraf makinelerindeki gibi, ışığın yarattığı görüntü size ters olarak yansıtılıyor.
Proje mekâna nasıl sindi?
Bu mekâna girdiğim anda ışığın yarattığı şiirsellik bana çok önemli geldi. İç ile dış mekân arasındaki ilişkinin yanı sıra, tepeden inen gökyüzünün verdiği etki azımsanamayacak bir değer taşıyor. Bu nedenle projemde, fotoğraf makinesinin bakış açısıyla, yedi renkten oluşan 'spectrum'u,
ışığın izdüşümünü görselleştirmeye çalıştığımı söyleyebilirim. Burada ışığın beyazlığı ve mükemmeliğini bir fotoğrafla vurgularken, diğeriyle ise rengin yarattığı etkiye yoğunlaştım. Ayrıca tarihi bir yapıda çağdaş bir form oluşturarak ayrı bir buluşmaya da ön ayak oldum sanırım.
Renkler mekânı yeniliyorlar.
Mekânın eskizlerini ve düşündüğüm yapının çeşitlemelerini tek tek çizdiğim renkli desenlerle geliştirdim. Yapıyı bembeyaz haliyle tamamladıktan sonra, 'Niçin onu farklı renklerde boyamayayım?' sorusuna takıldım. O sırada bir adım daha ileri giderek yapıyı oluşturan her bir formun renginin bir diğeriyle aynı ortamda bulunmamasına da özen gösterdim. İki boyutta da olsa, üç boyutta da olsa, renkler aynı anda yan yana gelmemeliydi.
Projenizle 'bir fotoğraf makinesi olmaya' mı çalıştınız?
Fotoğraf benim için 'kendi anlatımıma ulaşmaya çalışmak' anlamına geliyor. Bunun için elimden geleni yapıyorum. Sonuçta gerçek görüntünün belli sınırları vardır. Ama ben objektifin gördüğü alanın özgünlüğü ve özgürlüğünün peşindeyim. Evet, bir fotoğraf makinesi olmaya çalışıyorum. Zaten sokağa çıktığımızda hepimiz öyle davranmıyor muyuz? Evimize döndüğümüzde hepimizin belleği belli görüntülerle dolu oluyor. İşte bu noktada, boş alanların bile kendine ait ruhları olduğuna inanıyorum.
Sanki tüm bina bir 'negatif', fotoğraflar ise 'pozitif' gibi...
Bu çok doğru bir düşünce. Kaldı ki sergilediğim fotoğraflarımda özellikle
izleyicinin bu dünya içinde yer alabilme etkisini sağlamak için büyük boyutları tercih ediyorum. Ayrıca 'fotoğraf belleği' ile 'gerçekliğin belleği' arasındaki farkı izleyicilere deneyimletebilmek için sergi süresince bu mekânı da onlara açık tutmayı amaçlıyorum.
Georges Rousse'un 'İstanbul' sergisi Fransız Kültür Merkezi ve Galata'da 3 Ekim'de açılıyor. Tel: 0212 252 02 62