Tarkan'ın öğrenecekleri var

Tarkan, son söyledikleri ve sergilediği tavır nedeniyle ters bir pop kültür kahramanı.
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

Tarkan, son söyledikleri ve sergilediği tavır nedeniyle ters bir pop kültür kahramanı. Çünkü, daha önce yazdığım yazılarda da vurguladığım gibi, kitle kültüründe bir isim, hatta bir simge olmaktan 'kahramanlığa' sıçramış olan adlar muhalif olmayı bilenlerdir. Özellikle rock müzik alanında bu böyledir. Yaşantılarıyla, tepkileriyle, düşünceleriyle o alanın sivrilttiği isimler tam da böyle bir çizgidedir ve bu bir uzlaşmazlık çizgisidir. Gerçi kitle kültüründe bunun tam tersi bir tutum içine girenler de yok değildir ama, o noktada da bile bir yenilik getirmeyen,
'sarsıcı' bir şey ortaya koymayan bir isme rastlamak oldukça güçtür. Dışarıdan örnek Elvis Presley'se bizdeki örnek Zeki Müren'dir ama, kim bu iki ismin de bütün uzlaşmacı görüntüsüne rağmen toplumu irkilten, rahatsız eden özelliklere sahip olmadığını söyleyebilir. Kaldı ki Zeki Müren örneğinde işler büsbütün karışır. Çünkü, uzlaşmacılığını bir kez sergiledikten sonra Zeki müren, hayatının hiçbir noktasında kamusal bir sorun karşısında 'tepki' göstermedi. Hayatını saklamayı seçmişti, onu yürütmesini, hatta onu bir efsane yaratmak için kullanmasını bildi. Oysa, Tarkan, başka bir şey deniyor.
Kırılgan bir kimliği var
Tarkan, kahraman olmayı istiyor. Fakat bunu yapacak büyük bir cesareti ve egosu yok. Kitle kültürünün bu noktasına tırmanabilmiş olanlar daima büyük bir egonun içinden hareket eder. Tarkan'sa henüz o noktada değil. Oldukça kırılgan bir kimlik sergiliyor. Bu, onun temel kararlarını henüz oluşturmamasından kaynaklanıyor. Tarkan'ın güçlüğü, postmodern bir dünyada bu fırtınaya yakalanması. Zeki Müren, her şeye rağmen moderndi. Onu kabul etmişti. Bu kabullenme,
onun sahne dilinden ve orada sergilediği estetikten, kamusal-özel alanlar arasındaki ayrımı kesinkes kabullenişe kadar her noktada belliydi. Tarkan, alanlar arasındaki soğukluğun giderildiği, biraz da kavramların tersine döndüğü bir dönem ve dünyada kahraman olmaya çalışmıyor, kahraman olarak algılanmak istiyor.
Ama sadece istiyor.
Bütün bunlar biraz da Türkiye'nin de dünyanın da içinden geçmekte olduğu siyaset anlayışı ve yapılanmasıyla ilgili bir boyuta sahip. Bugün, apolitik politikanın yapıldığı ve üretildiği bir dönemden geçiliyor. Hele Türkiye için bu gerçek büsbütün geçerli. Popüler kültür, onun pırıltılı imajları bu oluşumu yıllar yılı besledi. Tarkan, özellikle bu amaç için hazırlandı, kesilip biçildi. Yeniden Türkiye'ye dönüşü, ona 'giydirilen' imaj, neresinden bakılırsa bakılsın böyle bir amaç için hazırlanmıştı; Tarkan'a politikayla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir kimlik oluşturuyordu. Fakat birdenbire bir kayaya çarpıldı.
Politik olması istendi
Tarkan, yalnız bir fırtınaya yakalanmakla kalmamıştı. Ondan bir de sis çanı, deniz feneri olması bekleniyordu. Üstelik de çok çetrefil bir hususta. Tarkan, kendisini doğuran, gerçek anlamda besleyip büyüten medyanın karşısına geçecek, özel hayat/kamusal alan tartışması yapacak, açılmanın ve kapanmanın sınırlarını belirleyecekti. Kısacası, Tarkan'dan politik olması isteniyordu. Çünkü, köprülerin altından çok sular akmış, toplum farkında olmadan siyasallaşmıştı. Oysa o ne yapacağını, nerede duracağını bilmiyordu. Özel alanın hâkim olacağı noktada kamusal, kamusal alanın öne çıktığı aşamalarda da özel kimliğinin arkasına gizleniyordu.
Eğer Tarkan, kitleleri gerçek anlamda yönlendirme, kaosu biçimlendirme ve oradan bir sonuç, kazanç çıkarabilme gücüne sahip olabilseydi, bu defa da 'yırtabilir' bu tartışmayı lehine çevirebilirdi. Yapamadı. Yapamazdı da. Çünkü, özel olanın siyasal olduğunu bilmediği gibi, oyununu topluma değil, sadece 'küçük çocuklara' oynuyordu. (Zeki Müren'se büyük bir kimlikti, çünkü, toplumu karşısına almış, hedefine oturtmuştu.) Politik bir tavır alsa o kesime bir şey iletemeyecekti, almasa hiç kazanmadığı toplumu büsbütün yitirecekti. O zaman Tarkan, ortada kaldı ve hiç olmayacak bir şey yaptı: Buraları 'cehennem' ilan etti. Küstü, mücadeleden çekildi, gene rahatı tercih etti, Türkiye'den gideceğini söyledi. Bu, hiç yapılmayacak bir şeyi yapmaktı: Acınan birisi ve antikahraman olmak!
Birer antikahraman, negatif-kahraman olarak, belki, Oblomov, belki Cyrano, onlar bile bir kahramanlığa sahiptir. Onları, bazen de kızdığımız için severiz; çünkü, sonunda yerleri bellidir, tercihlerinde kararlıdırlar. Ama, bir popüler kültür kahramanı, bizde taraf olma veya kızgınlık değil, acıma duygusu uyandırırsa, galiba ona karşı yapılacak bir şey kalmamış demektir.