Tasarım Bienali'nin kelebek etkisi

Tasarım Bienali'nin kelebek etkisi
Tasarım Bienali'nin kelebek etkisi
Geçmiş, şimdi ve gelecek ile tüm bunların birbirleriyle ilişkisini tartışmaya açan ve bunu tasarımın günlük hayatımızdaki yeri üzerinden hem kavramsal hem de çok pratik bir pencereden yapan 2. İstanbul Tasarım Bienal'in bir 'kelebek etkisi' yaratma potansiyeli beklenmedik bir durum değil. 'Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil' başlıklı bienaldeki projeler arasında, geleceğe taşınacak olan heyecan verici izleri takip etmek etkinliğin etkisini kuvvetlendiriyor.
Haber: BAHAR TURKAY - bahar.turkay@gmail.com / Arşivi

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl ikincisi gerçekleştirilen İstanbul Tasarım Bienali’nde yer alan toplam 53 proje, küratör Zoe Ryan ve yardımcı Küratör Meredith Carruthers tarafından belirlenmiş olan ‘Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil/ The Future is Not What it Used To Be’ başlıklı tema çerçevesinde Galata Rum İlk Öretim Okulu’nda sergileniyor.

‘Gelecek artık eskisi gibi değil’, küratör Zoe Ryan’ın açıkladığı gibi, “Fransız şair Paul Valery’nin 1937’de, iki dünya savaşı arasında, toplumun hızla artan endüstrileşme ve teknolojik devrim vaadine ayak uydurma çabası içinde olduğu dönemde ortaya koyduğu bir eleştiri” ve günümüzde halen geçerliliğini koruyor. Bu eleştirinin günümüze taşıyacağı sorgulama tasarım bienali için hayli anlamlı. Zira, Ryan’ın tarifiyle, “Doğaları itibariyle toplumun durumuyla ilgili bir sınav rolü oynadıkları gibi, geleceğe odaklanma geleneğini de sürdüren bienaller arasında tasarım bienalleri, mevcut düşüncelerden kesitler sunan değerli forumlar niteliğinde. Bir yandan da, diyalog yoluyla uzak diyarlardan gelen yeni seslere kulak verme potansiyeline sahip. “

Geçmiş, içinde bulunduğumuz şu an ve gelecek ile, tüm bunların kendi içinde ve birbirleriyle olan bağlamları adına zaman kesitlerini tartışmaya açan ve bunu tasarımın günlük hayatımızdaki yeri üzerinden hem kavramsal, hem de çok pratik bir pencereden yapan Bienal’in bir “kelebek etkisi” yaratma potansiyeli beklenmedik bir durum değil. Diğer taraftan küratöryel ekibin, hazırlık sürecinde ve şimdi burada Bienal’in izleyiciyle buluştuğu noktada, bu etkinin görüleceğine ve hatta görülmesi gerektiğine samimiyetle inanması ve bunun için gösterilen çaba, Bienal’in kalıcı sözler söylecek ve hatırlanacak olması adına önemli.

Bunun izlerini öncelikle sergi tasarımının kendisinde izlemek mümkün. Bienal’in ortak alanı tabir edilen Galata Rum İlköğretim Okulu’nda, panellerin ve atölyelerin gerçekleştiği interaktif kullanım alanı, sergi tasarımının tümünü gerçekleştiren Superpool tarafından mantar malzemesi kullanılarak yeniden kurgulandı. 18. Yüzyıldan beri dünyadaki mantar üretimi konusunda lider olan Portekizli Amorim firmasının desteğiyle sağlanan malzemenin tasarıma aktarılmasıyla profesyoneller ve izleyiciler çok farklı bir ölçekte ve boyutta mantar kullanımını deneyimlemiş oluyorlar.



Projeler arasındaysa, geleceğe taşınacak olan heyecan verici izleri takip etmek etkinliğin etkisini kuvvetlendiriyor. Bu projeler arasında önemli biri, mimar Cenk Hasan Dereli, Yelta Köm ve Hayrettin Günç tarafından gerçekleştirilen, Bienal’in yayın programı, Kontraakt. Bienaldeki manifestosu, “Gelecekte...yayın yapın” olan ve 21. yüzyılın fikir yayma platformlarının neler olduğunu sorgulayan proje 6 hafta boyunca Bienal temalarına değinen canlı, görsel ve işitsel yayınları içeriyor ve ekip, yayınlar bütünüyle çok geniş bir izleyici kitlesine ulaşmış oluyor. Ekipten Yelta’nın ifade ettiği gibi, “eğer açtıkları eleştirel iletişim kanalı aldığı ivmeyle devam ederse, tasarım ve mimarlık ortamı için yeni bir mecra yaratabilmiş olacaklar”. Cenk ise süreci şöyle aktarıyor: “ Tasarım ortamının dönüşümü için, kullandığı dilin ve iletişim araçlarının da değişmesi gerekli. Farklı iletişim platformlarının ve onları farklı kılacak özgün dillerin yaratılması ve bu içeriğin özgürce paylaşılması gerekli. Bu kapsamda, Kontraakt da tasarım medyası kapsamında böyle bir deneye girişti. Bu bir başlangıç tabi ki.”

Bienal’e Türkiye’den katılan ve geleceğe taşınacak olan başka projeler var.

Crafted in Istanbul 

Projenin manifestosu; “Gelecekte... el sanatlarıyla tasarlayın”. Manifestolarından da anlaşılacağı gibi, proje ekibi, zanaatkarları daha görünür kılmak ve tasarımcıların zanaatkarlarla birlikte çalışmasına olanak vermek üzere geliştirilen bir haritalama sistemi. Türkiye’deki zanaatkarları keşfe çıkan ve haritalama yapan kolektifin hayata geçirdiği harita, ahşap işçiliği, metal işçiliği, cam ve seramik üretimi başta olmak üzere pek çok el sanatı alanında üretim yapan atölyelerin konum ve iletilim bilgileriyle birlikte, zanaatkarların bizzat anlattığı öykülerin olduğu belgeselleri de içeriyor.

Ortak Geleceğimizi Düşlemek, Atatürk Kitaplığı 

Manifestosu; “Gelecekte...kütüphanelerde bir kitaptan fazlasını alıp verin” olan ve mimar, şehirci Alexis Şanal ve şehircilik alanında araştırmalar yapan fotoğrafçı Ali Taptık tarafından gerçekleştirilen proje, Bienal sırasında Atatürk Kitaplığı’nda gerçekleşen bir eylem. Kitapların geleceği tartışmalarının hararetini koruduğu günlerde, kütüphanelerin de geleceği bir muamma. Günümüzde bilgiye ulaşmanın hergün başka bir yöntemi karşımıza çıkarken ve daha birkaç ay önce alıştığımız sistemler bile bazen bize güncel gelmezken, kütüphaneler gelecekte nasıl bir işlev görebilir soru çok enteresan alternatiflere gebe. Proje ekibi bu sorgulamalardan hareketle kütüphane araçlarını yeni şekillerde harekete geçirecek yöntemler üzerine çalışıyor. Şanal ve Taptık’ın hayli interaktif ve katılımcı proje kurgusunda, Gümüşsuyu’nda yer alan, etkileyici bir mimariye sahip Atatürk Kitaplığı hem bir başlangıç noktası, hem de proje için bilgi toplama ve paylaşma olanağı yaratan bir ortam olarak konumlanıyor. Proje kapsamında, Bienal ile başlayan ve bitimine kadar devam edecek olan çok katmanlı bir program hazırlandı. İlk aşama olarak Atatürk Kitaplığı’na kurulan iletişim panoları üzerinden, kütüphane kullanıcıları ve çalışanlar başta olmak üzere bireylerin katılımıyla, kütüphanelerin kültürel bir merkez olarak düşünülmesine yönelik görüşler toplanıyor. Toplanan bu bilgilerin kütüphanenin geleceği için yaratıcı fikirler geliştirmek adına çok faydalı olduğunu gözlemleyen yetkililer, bu bilgi toplsma ve paylaşım sürecinin Bienal sonrasında da evrilerek devam edeceği konusunda çok heyecanlı ve inançlı görünüyor.

Yetiştirme Manifestosu 

Londra merkezli Something & Son ekibinin proje manifestosu, “Gelecekte...bitkilerle sosyalleşin”. Aktif bir kent bahçesi projesinin devamı olan proje, kamuya açık bir bitki alanı yaratıyor ve bahçelerin ortak çalışma ve paylaşma mekanları olarak kullanılmasını araştırıyor. Bienal süresince Galata Rum Okulu’ndaki proje alanında kendi bitkilerini eken ziyaretçiler, etkinlik süresince kendi sulama ve ışıklandırma sistemi olan bu mekanda bitkilerinin büyümelerini gözlemleyebiliyorlar. Daha sonra bu bitkilerin, her bileşenin birbirini beslediği bir sistem içinde gerçek hayata karışacak olması söz konusu...Bu sistemde balık çiftliği bitkilere besin sağlıyor, bitkiler suyu yeniliyor, çatı kısmındaki tavuklar bu su ve bitkilerle besleniyor ve tavukların yumurtaları mekanda satılıyor olacak. Görülebilir ve uygulanabilir olan bu sistem, toplantı odaları ve atölyelerde hayata geçerek topluluk oluşumu ve büyüme potansiyeline sahip canlı bir sistem...

Bienale yurtdışından katılmış olan projeler arasında da benzer kelebek etkisi izlerine rastlamak mümkün.

Dylexie Yazı Karakteri
Hollanda’dan Christian Boer tarafından gerçekleştirilen ve manifestosu “Gelecekte...iletişimi yeniden düşünün” olan proje, disleksik kişilerin de rahatlıkla metin okuyabilmesini sağlayan Dyslexie Yazı Karakterinden oluşuyor. Disleksi, dil ve görsel işletme yetileri arasında kopukluğu yol açan nöroloji bir rahatsızlık ve Boer tarafından oluşturulan bu yeni yazı karakteri, disleksik kişilerin, basılı ya da yazılı harfleri yer ve yön değiştirmiş resim ve nesneler olarak algılamaları gerçeği üzerinden hareketle, belli harflerin tasarımı, stili ve eşbiçimlilik gözetilerek geliştirilmesiyle ortaya çıktı. Karakterin tasarımında, taban çizgisinin kalınlaştırılması, alt ve üst harf çıkıntılarının uzatılması ve harf açıklıklarının genişletilmesi gibi değişikliklerle ortaya çıkan yazı, tipik bir font görünümü sergilemekle birlikte, disleksik kişilere okuma kolaylığı sağlanmasını amaçlıyor. Tasarımın günlük hayatın kenarda köşede kalmış gibi görünen alanları içinde de varolması adına, nörolojik bir rahatsızlığın hayata yansıdığı noktada devreye giren bu alternatif tasarım önerisi, gelecekte tasarımcıları ve geliştirdikleri projeleri alışık olduğumuz alanların dışında göreceğimize dair önemli ve gelecek vaad eden bir örnek.

Yeni Hayatta Kalmacılık 

Son yıllarda dünyanın pek çok farklı noktasında meydana gelen afetler neredeyse günlük haberlerin bir parçası haline geldi. Artık her yeniyıl almanağında birden fazla doğal afet görüntüsü var. Teknoloji ne kadar gelişse ve alınan önlemlerle öncesi-sırası-sonrası ne kadar asgari seviyede zarar olması yönünde geliştirilmeye çalışılsa da, insanoğlu doğal afetlere karşı hala hayli zayıf durumda. Bienal’e Amerika’dan katılan Jessica Charlesworth ve Tim Parsons ikilisi bu konuda biraz daha farklı, hem kişisel, hem toplumsal açılımı olan bir pencere aralıyorlar. “Gelecekte...çantanıza ihtiyaç duyduğunuz şeyleri koyun” manifestosuna sahip Yeni Hayatta Kalmacılık projesinde ikili, afet sonrası acil tahliye süreçlerinde kullanılan taşınabilir kitlerin nasıl hazırlandığına odaklanıyorlar. Genellikle acil durum çantası olarak adlandırılan bu kitlerde ilk yardım malzemeleri, yiyecek, koruyucu giysiler, el feneri, ip gibi temel gereçler bulunuyor elbette ama ya sizin için yeni kurmak istediğiniz gelecek gökyüzündeyse...ya da ya siz tekrar doğal yaşama dönmek taraftarıysanız ama başka bir yerde başka bir afetzede bambaşka bir gelecek kurmak istiyorsa...Bunlar sizi çanta hazırlamak için önceliklerinizi belirlemeye ve seçim yapmaya itmez mi? İşte proje biraz bu sorgulama üzerinde ilerliyor. Charlesworth ve Parsons projelerini “Her acil durum çantası bir gelecek tahminidir ve olması istenen şeylere dair bir manifesto şeklinde hazırlanabilir” diye anlatıyorlar. Bu açıdan çanta, “o sırada değer verdiğiniz ya da felaket anında fark yaratabilir diye düşündüğünüz şeyleri içeren bir zaman kapsülüne benziyor”.

Altıncı Soy Tükenmesi için Tasarım 

Londra’dan Bienal’e katılan Alexandra Daisy Ginsberg, bilim ve tasarımın kesişme noktaları üzerine giden, sentetik biyoloji ve tasarım alanında olası gelecek senaryoları üzerine pek çok proje üreten ve bunları geleceğe taşıyan ve bu çalışmalarıyla gitikçe daha çok takip edilmeye başlanan bir tasarımcı. Bienal’de yer alan “Altıncı Soy Tükenmesi için Tasarım” projesinin manifestosu “Gelecekte...doğadan daha fazlasını bekleyin”. Pek çok projesinde mühendisliğe, tıbbi uygulamalara ve biyolojik yöntemlere ait araçları kullanan Ginsberg, bu projesinde, toksik çevreyi düzeltebileceği ve yaklaşan ekolojik çöküşü önleyebileceği önermesinde bulunduğu sentetik makineler hayal ediyor. Bunlardan birisi, “biyoremidasyon sülüğü”. Bu sentetik makine ile, asit yağmurundan ötürü hasar görmüş toprağı iyileştirmek üzere, sülüklere özgü salgılama faaliyetlerinden hareketle kurgulanmış canlı bir makine yapılıyor ve nasıl sonuçlar doğurabileceği sorgulanıyor.

Elbette, özellikle içinde doğal yaşamı barındıran, gelecekle ilgili pek çok senaryo için olduğu gibi bu önerme için de tartışmaya katılan karşı görüşler de var. Mimar Cenk Hasan Dereli’nin paylaştığı üzere, bir görüşe göre; “insan doğaya hükmetmek kavramı ile beraber artık doğayla bir değil, onu araçsallaştıran bir canlı oldu. Kendi yarattığı ihtiyaçları için, doğa insana hizmet etmesi gereken bir ‘şey’ olarak nesneleştirildi. Bugün yaşadığımız, endüstrileşme sonrası yaşanan problemlerin çoğunda bu dışlaştırma sebep. O yüzden bu problemleri, bu defa canlıları programlayarak ya da belli hizmetleri görecek canlılar yaratarak tekrarlamak, buharlı bir makine yapmaktan çok farklı değil.”

Tüm bu tartışma ve önermelerle birlikte ise 2. İstanbul Tasarım Bienali süresince oluşacak bir kanat çırpış, dünyanın bambaşka bir yerinde bir etki yaratma potansiyeline sahip gibi görünüyor.
2. İstanbul Tasarım Bienali, 14 Aralık’a kadar Galata Rum Okulu’nda ücretsiz görülebilir.