Tate Modern'e teğet düşler

Proje sahiplerine kazandırdığı 100 bin dolarlık para ödülünün yanı sıra prestij ve ün getiren Uluslararası Pritzker Mimarlık Projesi Ödülü, bu yıl İsviçreli mimarlar Jacques Herzog ile Pierre de Meuron'a verildi.
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - Proje sahiplerine kazandırdığı 100 bin dolarlık para ödülünün yanı sıra prestij ve ün getiren Uluslararası Pritzker Mimarlık Projesi Ödülü, bu yıl İsviçreli mimarlar Jacques Herzog ile Pierre de Meuron'a verildi. Onları bu büyük ödüle kavuşturan proje ise geçen yıl hizmete giren Tate Modern Sanat Galerisi. Londra'da Thames Nehri kıyısına inşa edilen Tate Modern,
'küresel sanat ortamı' için heyecan verici olduğu kadar, aktüel, kültürel ve elbette mimari bakımdan ülkemize de 'teğet geçen' bir tasarım bütünlüğüne sahip. Çünkü proje, 'atıl' durumdaki bir enerji santralının yenilenmesi suretiyle geleceğe kazandırıldı.
'Tate'imiz olacak mı?
O anda aklımıza şu düşünceler takıldı: Çektiği 5 milyonu aşkın sanatsever ve yarattığı 3 bin kişilik istihdam ile farklı bir enerjiyi, sanatın enerjisini yaymaya başlayan Tate'e karşılık 'bize dair' projeler, en azından düşlenebilir miydi? Bizim de gizli 'Tate'lerimiz var mıydı? Eğer var iseler, neredeydiler?
Geride bıraktığımız Müzeler Haftası'nda pek gündeme gelmeyen ama bizim aklımıza takılıp kalan bu soruları, uzmanlığını üniversite çalışmaları ya da uygulanmış projelerle kanıtlayan mimarlara da iletelim istedik. Onlar da İstanbul'un yapılarını göz önüne alarak nasıl bir çağdaş sanat müzesi oluşturabileceğimize dair ufuk açıcı görüşlerini aktardı.
Birden çok 'Tate'imiz var'
Haydar Karabey: İstanbul'un kullanılmayan yapı stokundan birden çok çağdaş sanat müzesi çıkar. Bunlar arasından benim özellikle önerebileceğim ikisi: Salıpazarı antrepoları veya Yedikule Gazhanesi olabilir. Ama asıl sorun, böyle bir müzenin arkasındaki dinamiğin örgütlenebilmesidir.
Zira Haliç'te benzer bir amaçla yenilenen Feshane'nin örgütlenme ve işletme zaafı yüzünden nasıl ziyan edildiğini gördük. Burada Tate'in alelade bir ihaleyle değil; çok kapsamlı, uluslararası bir mimari yarışmayla projeye dönüştürüldüğünü hatırlatmalıyım.
Ekolojik ve kültürel fayda
Gökhan Avcıoğlu: Ya Londra'daki gibi eski bir yapıyı bu amaçlı bir kullanıma çevirmek ya da Bilbao'daki gibi yeni bir yapıyı uygun bir yere kondurmak. Yapılmışların en büyüğü, en çığırtkanı olması gerekmez. Fonksiyonuna uygun temiz bir yapı. Bu, aynı zamanda ekolojik bir davranıştır da.
Böylece eski yapı potansiyeli değerlenmiş olur. İstanbul bu tür eski yapılarla dolu. Gönüllü ve bilgili herkesin oyları alınır. Bir yapı seçilir. İki etaplı uluslararası bir yarışma açılır. Yardımlar toplanır. Bu iş olur. Çağdaş sanat müzeleri, günümüzün 'katedralleri'dir. Onları görmeye dünyanın her yerinden insan gider. New York, Barcelona, Bilbao ve Londra böyledir. Yatırılan parayı kat kat çıkarır. Ziyaretçiler, ticari hayatı da canlandırırlar. Bu, uluslararası medyaya da yansır. Aradığımız taze kanı da bu sayede bulabiliriz.
Verilen kararlar umutsuz
Emre Arolat: Türkiye'de gerçek anlamda bir çağdaş sanatlar müzesinin kurulması konusu uzun zamandır gündemde. Bir ısıtılıyor; bir soğutuluyor. Modernleşme sürecini tamamlamış,
postmodern süreci yaşamış ve süpermoderniteyi soluyan 'merkez' ülkelerde ise milyonlarca dolarlık bütçeler bu türden yapılara ayrılıyor.
Yatırımcılar bu mecrada devletin desteğini arkalarında buluyorlar. Tate örneğinden hareketle, Türkiye'de kimi yapıların
'dönüştürülmeleri' ile benzer mekânların üretilebileceği açıktır. Esasen bu konuda birkaç iyi niyetli çaba da yıllardır gösterilmektedir. Feshane bu çabaların bir örneğidir.
Ancak ne yazık ki istenilen sonuca ulaşılamamıştır. Bir de Türkiye'nin dünyada en çok yapı üretilen ülkelerinden olduğu penceresinden bakarsak, harcananların çok azıyla bu türden yapılara kavuşabileceğimiz gerçeğini görürüz. Ancak üretilenlerin kalitesi ümidimizi kırıyor. Doğru ve iyi mimarlığa gereksinimi olmayan bir topluluk karar veriyor bizim adımıza. Hangi çağdaş sanattan bahsediyoruz!..
'Masaüstü müzesi'ne doğru
Can Çinici: Yeni sanatın bellli bir merkezi ve yeri olmadığını düşünüyorum. Sanat kent içinde artık her yerde karşımıza çıkabilir bir derinlik, 'nitelik' halini almalıdır. Gündelik hayatın sıkça kullanılan mekânlarında olduğu gibi, kentin eski yapı stoklarının iyileştirilmesiyle elde edilen mekânlarda da karşımıza çıkmalıdır sanat.
Bir seçme yapmak gerekiyorsa,
'merkez'leşmeden yapmak gerekir. Bu iş
için küratörlerin yönetiminde oluşturulan ve bilgisayarların masaüstü mönüsündeki başlıklardan biri olarak düzenlenen bir rehber, tatmin edici olabilir. Bu hem haber verir, hem izleyiciyi kentin değişik yerlerine yönlendirir.
Niçin antrepo olmasın?
Murat Tabanlıoğlu: Bu projelerin yeni sahiplerinin kimler olması gerektiği çok önemli. Çünkü yeni sahipler, bu binaların ruhunu bugüne taşıyacak yeni tasarımları bulmak, binaları o anlamda işletmekle esas başarıya ulaşıyorlar. Bilhassa İstanbul gibi dünyanın en büyük kontrastlarının bulunduğu bir şehirde böyle girişimlere açık binalar ve mekânlar var. Haliç kıyısındaki Feshane, Salıpazarı'ndaki antrepolar, Kasımpaşa'daki un fabrikası, Anadoluhisarı'ndaki halat fabrikası...Yeter ki doğru kişiler ve tasarımlarla bu binalar günümüze kazandırılsın.
Biz de yapabiliriz...
Ayşen Savaş: Bizim de işlevini yitirmiş buğday silolarımız, uçak hangarlarımız, depolarımız, gaz fabrikalarımız, tren garlarımız var. Her biri ayrı bir tema ile müzeye dönüştürülebilir. Ancak ben ülkemizdeki bir ya da birden çok çağdaş sanatlar müzesinin özgün tasarımları hak ettiğine inanıyorum.
Öncülüğünü Amerika'nın yaptığı yeni müzeler ya da eski müzelere yapılan ekler, mimarların mesleklerini gönüllerince icra ettiklerini kanıtlıyor. Avrupalı mimarlar, en çarpıcı ürünlerini Amerika'da veriyor. Amerika'daki ekonomik refah da sanatın ve mimarlığın desteklenmesini kolaylaştırıyor.
Çağdaş sanatın 'enerji santralı'
Maliyeti 192 milyon dolar tutan ve Bankside-Southwark bölgesindeki bir enerji santralından 'çağdaş sanat santralına dönüştürülen' Tate Modern, birinci yaşında ortaya çıkan bulgulara bakıldığında şu an için İngiltere'nin en fazla ziyaret edilen üçüncü mekânı. Bunda, galerinin ücretsiz olmasının payını da yabana atmamak gerek.
Yine aynı ziyaret rekoru listesinde ilk iki sırayı British Museum ve Millenium Dome alıyor. Önümüzdeki 10 yıl için halka daha da çekici gelebilecek planlar hazırlamakla meşgul olan Tate Modern'in yöneticisi
Sir Nicholas Serota'ya göre galeri, 'hizmete açıldığı günden bugüne dek görsel sanatların hayatlarımızdaki yerini yeniden belirlemiş bulunuyor.'
Galeri, özellikle Jackson Pollock, Andy Warhol ve Roy Lichtenstein gibi 'çeyrek asırlık' 20. yüzyıl efsanelerine ait koleksiyonlarıyla dikkati çekerken, binanın çevre bölgesi için gelecek 10 yıla yönelik düzenlemeler de şimdiden belirlenmeye başlamış.
Yönetici Serota bu noktada, Tate Modern'in kültürel vizyonunu özetlerken, Türkiye için son derece önemli olduğuna inandığımız bir mesaj vermeyi de ihmal etmiyor: "Tate Modern'in geleceğine yönelik bu planların uygulanabilir nitelikte olduğunu düşünüyoruz.
Bu düşüncemiz, onları zamana yayılan bir uzlaşı ve tartışma platformunda hayata geçirme niyetimizden geliyor." Bilgi için: www.tate.org.uk