Tek başına çok 'kalabalık'

Tek başına çok 'kalabalık'
Tek başına çok 'kalabalık'
Jack White'ın solo albümü 'Blunderbuss', seneler önce yarattığı nefis sound'un çevresinde dolaşan keyifli bir albüm. 2012'nin en iyilerinden biri olmaya da aday
Haber: SELİN DAMAR / Arşivi

Jack White’ın çok uzun süredir heyecanla beklenen ilk solo albümü ‘Blunderbuss’ kendi plak şirketi Third Man etiketiyle yayımlandı. Henüz çıkmadan video’larını izlediğimiz ve albüm hakkında ipuçları veren iki parça ‘Love Interruption’ ve ‘Sixteen Saltines’in ardından online dinleme şansı da bulduğumuz ‘Blunderbuss’ tam da ‘sürprizsever’ Jack White’tan beklenebilecek bir albüm. Solo’ya dönmesi White’ın söylemlerine göre kendiliğinden gelişmiş ‘organik’ bir sürecin sonucu. Ancak buna rağmen ‘Blunderbuss’ı dinlemeye başladığınız ilk notadan itibaren ince düşünülmüş detaylar içerdiğini ve bunların çoğunun da dinleyenleri şaşırtmak için tasarlandığını anlayabiliyoruz. ‘Fender Rhodes’la başlayan albümde piyano, klarnet, keman gibi enstrümanları cayır cayır gitarlara oranla daha sık duyuyoruz mesela. Her zamanki ‘blues’ akışını ve kıvrak gitar riflerini bu sefer daha sade parçalar ve piyanolar arasından ayırt ediyoruz. Klasik Jack White gitar soloları da The White Stripes’ın 2007 senesi ‘Icky Thump’ albümünü hatırlatacak cinsten… 

Albümdeki parçalara baktığımızda tek bir tarzdan bahsetmek yanlış olur. Nashville’in göbeğinde yazıldıkları için haliyle az da olsa country bulaşmış, blues, caz, soul, r&b ve tabii rock hatta grunge ‘havalar’ bulabileceğiniz bir çalışma ‘Blunderbuss’. Albümde yer alan ‘Missing Pieces’, ‘Blunderbuss’, ‘I Guess I Should Go To Sleep’, ‘On And On And On’ ve ‘Trash Tongue Talker’ tıpkı ilk single ‘Love Interruption’ gibi daha sakin havada, klasik White vokalleri ve ‘duraksamalarıyla’ soul ve blues tarzında parçalar. Hepsinde 50’lerden kalma etkiler olduğunu söyleyebiliriz. ‘Sixteen Saltines’ eski günlerine yakın ama biraz da grunge etkilerinde ve konserlerinde de sıkça duyacağımız ‘sıkı’ parçalardan. Kimi yorumlara göre de Meg’in ruhunu yansıtan cinsten. Daha ticari düşünülmüş ve belki de bu yüzden hemen akılda kalacak ‘Freedom At’ ve ‘Weep Themselves To Sleep’ albümün en iyi parçalarından. ‘Take Me With You When You Go’ da muhteşem gitar soloları, keman ve ritmiyle albümün kapanışını yapan ilginç bir başka parça. 

‘Blunderbuss’, ilişkiler ve ölüm üzerine sert sözler içeriyor. White, şarkılardaki durgun sound’u sözlerle keskin hale getirmiş de diyebiliriz. Her ne kadar sevgilileri ve evlendiği kadınlarla anılmamak için türlü ‘entrikalar’ çevirse de bundan uzak kalamayan Jack White’a, Meg White ve Karen Elson’la olan geçmişinin bu sözlere yansıyıp yansımadığı sorulduğunda, yazdıklarının birçok farklı kadınla ilgisi olabileceği gibi yuvarlak cevaplar veriyor. Bir yandan da artık kendisiyle ilgili daha az şarkı yazdığını ve kurgusal sözlere eğildiğini her fırsatta söylüyor.
Son 10 yılın en dikkat çekici, yetenekli ve birçoklarına göre en ‘entelektüel’ müzisyenlerinden Jack White’ın ilk solo çalışması müzik dünyasına çok yenilik getirmese de, seneler önce yarattığı nefis sound’un çevresinde dolaşan oldukça keyifli bir albüm. Tek başına ilerlediği hissiyatını da yaşatan ancak dinlendikçe kendi içinde zenginleşen, bütünü oldukça ‘kalabalık’ bir ‘White’ eseri. Senenin ilk yarısına baktığımızda, 2012’nin en iyi albümlerinden biri olmaya da aday .


    ETİKETLER:

    Aday

    ,

    caz

    ,

    Rock

    ,

    Müzik

    ,

    Sözler

    ,

    klasik

    ,

    Uzak

    ,

    piyano