'Tekel işçilerinin sonuna kadar yanındayız'

'Tekel işçilerinin sonuna kadar yanındayız'
'Tekel işçilerinin sonuna kadar yanındayız'

Century grubu saksofonda Robert Reigle, basta Demirhan Baylan, gitarlarda Şevket Akıncı, davulda Şenol Küçükyıldırım?dan oluşuyor.

'Dünyamızın ne kadar kapitalist olduğunu göz önünde bulundurursak bütün marketin bize satmaya çalıştığı sesler topluluğunun dışında kalan bir müzik, derdimiz bu.' Century grubu, bu sözlerle tanımladığı albümlerini Tekel işçilerine adamış
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

İSTANBUL - Özgür doğaçlama ve özgür caz üzerine yaptıkları çalışmalarla, enstrümanlarından farklı sesler de üretilebileceğini gösteren dört önemli isim, ortak ilk albümleri Century ile müziğin deneysel evreninde yeni bir kapıyı aralıyorlar. Gitarlarda Şevket Akıncı, basta Demirhan Baylan, davulda Şenol Küçükyıldırım ve tenor saksofonda Robert Reigle’dan oluşan dörtlü Century’de üretildiği anı, seslendirenlerin özgür iradelerini ve yaşadığımız yüzyılın çok çok ötesini temsil eden yenilikçi müzikleriyle Türkiye’nin deneysel müzik ortamına büyük kıyak geçiyorlar.

Parçalara filmlerden isim seçmenin o filmleri çağrıştırma tehlikesi yok mu?
Şevket Akıncı: Bazen çarpışıyorlar, çağrıştırıyorlar, bazen çağrıştırmıyorlar. Biz girip sadece çaldık. Parça ismi bulmak gerekince bir hafta boyunca izlediğim filmlerin isimlerini koydum. Dolayısıyla bu süreç de kompozisyon değil bir doğaçlamaydı. Ama önemli olan müzik burada.

Sen ise bunlara matematik formülleri üstünden isimler vermeyi tercih ettiğini söylemiştin.
Demirhan Baylan: Ben bu filmlerin hiçbirini izlemedim. Açıkcası sinemayla çok ilgili değilim. Bence matematik çok daha popüler olmalıydı. Hatta geometri ve astronomi tabii ki.
Şenol Küçükyıldırım: İsimler sonradan geliyor. Bu isimleri seçerken benim için de şu olabilirdi: Bu müzik neyi çağrıştıryor, ben o günlerde hangi ruh hali içindeyim, hangi istekteyim. O günümün etrafından gelen bir im de olabilirdi bu. 3000 yıl öncesinden bir şeyi de çağrıştırabilirdi.
Ş.A.:Ben Kropotkin ve Bakunin’in fikirlerine inanıyorum. Bu müzikte hiyerar aşi yok...

John Cage mi diyordu ‘sesler arasında hiyerarşi yoktur’ diye?
Ş.A.: Başka şeyler arasında da yok. Sesler, egolar... İnsanın düşünebilmesi her tür hiyerarşiyi yok eder.
DB: Ben bir haftadan beri böyle şeyleri dinlemeyeceğini bildiğim insanlara albümü dinletiyorum. Aldığım zevki anlatamam, suratlarındaki korkuyu görünce.Yöntem bu insanlara ‘dünyanız çok küçük anlamıyorsunuz bizi’ demek olmamalı. Bence onlara bunları zorla dinletmeli ve suratlarındaki dehşetten zevk almalıyız. 

Bu albümü suratında memnuniyetle karşılayanlar hangi müzik yollarından geçmiş olabilir?
Ş.K.: Bu yapılan müzik tanımlama zorlukları içinde çok genel, yerleşik, genelgeçer tüm kültürlere karşı olması açısından alışılagelmiş her şeye karşı olmasından kimliğini buluyor. Aslında değerlerle çok ilgisi var. Dünyamızın ne kadar kapitalist olduğunu göz önünde bulundurursak bütün marketin bize satmaya çalıştığı sesler topluluğunun dışında kalan bir müzik, bence derdimiz bu. Eski okul dahil olmak üzere klasikleşmiş, oturmuş hatta bu işin parsasını toplamaya alışmış olanlara karşı 60’lardan bu yana kendi küçük bisikletiyle bir mesaj vermeye çalışan bir müzik bu.
D.B.: Hani exploitation sinema var ya bu albüm bana biraz öyle geliyor. Bunun için kendini rahat bırakman gerekiyor. Sadece çalıyorsun ve dinliyorsun. Bu insanları dehşete düşürmeye yetiyor. Kötü niyet yok, kendini ifade ediyorsun.

Gerek siyasi tavrı gerekse çıkan sesler yönünden Century’e punk caz desem...
D.B.: Punk’ın bende çağrışımları ilginç.
Ş.K.: Dr. Martens sattırdığı için mi?
D.B.: Yoo, punk kelimesini de, müziğini de sevmem. Çalmayı da bilmezler. Altyapı istiyorum ben. Mesela bu gruptaki herkes gerçekten müzisyen.
Şe.A.: Caz kendine geleni alan bir müziktir. Caz tarihini takip ederseniz, hep değişikliğe uğradığını görürsünüz. Çünkü hep alıyor. Buradaki her enstrümanla biz bir müzik çıkarabiliriz ve ben buna caz diyebilirim. Ama cazın hep klas tarafını öne çıkarıyorlar gibi geliyor. Biz proleteriz, yok abi.  

Robert sen bu müziği nasıl tarif ediyorsun?
Robert Reigle: Bir başlık seçmek ve plak dükkânında o başlığın altında durmak gerekiyor, o yüzden caz. Eğer adamın birine ne tür müzik dinliyorsun  diye sorarsan, her çeşit müziği sevdiğini söyleyecektir. Çünkü insanlar dinledikleri müziklerin evrendeki tüm müzikleri kapsadığını zannediyor. Evet caz buradaki müziğin sorduklarına en yakın yanıtları içeriyor. Müzisyenlere sorarsanız ise caz değil müzik derler. Ama şöyle söyleyeyim: Bu albümü dinleyenlere Last Exit dinlemelerine ve youtube’a girip Matt Gustavson videolarını izlemelerini öneririm.
Ş.A.: Hatta biraz daha eskiye gidip John Zorn veya Albert Ayler, John Coltrane gibi referanslar bulunabilir.
DB: Bence hiçbirini dinlemesinler, bizim albümümüzü dinlesinler. Hayalini kurduğum şey ayaklarını İstanbul’a basmış ve yüzünü dünyaya dönmüş bir müzikal akımın içinde yer almak. Herkes cover üzerine cover yapıyor ya da pencere, tencere, telefon satmak için aşk şarkısı yazıyor. Bu şizofrenik bir durum. Tabii bir açıdan da çok iyi bir şey: Bu zevata karşı her şeyi karman çorman edip yeni bir sezgiyle yeni bir akımın çıkmasına yol açmak gerekiyor. Ancak çok hırslı ve serseri ruhların yapacağı şeylerdir bunlar. Sanatçının görevi tanımları yapmaktır, takip etmek değil. Takip edene zanaatkâr denir.  

Bu arada plak şirketlerini nasıl ikna ediyorsunuz böyle albümler yapmaya?
Ş.K.: İşte bunun bilinçli bir savaş olduğunu söyleyebiliriz. Ortadoğululuğun içinde bıraktırıldığı bir şey; eğitimsizlik, ilgisizlik, ezbercilik, verilenle yetinmek...
Ş.A.: Verilenle yetinip düşünmeye başkasının bırakıldığı bir eğitim sistemimiz var. Ben Belçika ’da okudum aynı faşizm orada da var. Çocuklara ne düşüneceklerini, ne düşünmeleri gerektiğini dayatıyorlar. Sınav kapitalist sistemin bir ifadesidir, rekabetçi bir durumdur.. Kitap okumayı külfet gibi gösteren bir sistem bu. Kitap okumayan bir nesil yarattıktan sonra bütün kitapları basmak ise çok sahte bir özgürlük. Marx’ı şimdi görüyoruz raflarda, çünkü okunmayacak öyle duruyor. 
DB: Etkili bir şey söylüyorsan başına gelebilecek en kötü şey ilgilenilmemektir. Bu toprakların yöntemi bu. Sosyal izolasyona tabi tutmak. Bunu da kolay kolay kıramazsın. Ya hakikaten delirerek yok olursun ya da bu durum seni öyle hareketler yapmaya zorlar ki hata yaparsın. Tekel eylemini hayranlıkla izliyorum çünkü adamlar hata yapmadan ilerliyor.
Şevket: Evet son olarak bunu mutlaka söyleyelim: Tekel işçilerinin sonuna kadar yanındayız. Bu albümü onlara ithaf ediyoruz.


    ETİKETLER:

    Belçika

    ,

    Faşizm

    ,

    caz