Televole sanat mı?

Bir noktadan itibaren sanat teşhirciliktir. Bu teşhircilik sanatçının, kendisini açmasıyla ilgili bir husustur.
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

İSTANBUL - Bir noktadan itibaren sanat teşhirciliktir. Bu teşhircilik sanatçının, kendisini açmasıyla ilgili bir husustur. Fakat, bir ayrıma dikkat etmek gerekir. Sanatın ortaya koyduğu ve bize teşhir diye gelen şey aslında itiraftır. Batı'nın büyük roman geleneğinin bir itiraf olgusundan kopmaması bundandır. Hatta itiraf söz konusu olduğunda mesele romanın çok önüne ve ötesine geçer. Ermiş Augustin'le birlikte başlayan büyük atılım Rousseau'nun da yapıtının adını 'İtiraflar' koymasıyla devam eder.
Bütün bunlara bakınca insan bazen düşünüyor. Bizde itirafın ortalığa saçılması sadece televole programlarında ve köşe yazılarında gerçekleşiyor. Oralarda kimi kişiler ve sanatçılar kendilerini, hayatlarını göz önüne seriyor. O zaman yaptıkları sanat mı? Anlamak için bu itiraf işine daha yakından bakalım.
Gide'in itirafları
20'nci yüzyıl roman geleneği itiraf olgusuna Andre Gide eliyle bir katkıda bulunur. Kendi gerçeğini arayış sürecinde Gide, 'uçurum
edebiyatı' dediği yeni bir anlayış geliştirir. Dinsel, cinsel ve kimliksel dönüşümü yaşarken, Gide yazıcılığını bir temel noktada düğümler. Daima birinci tekil şahıs ağzından anlatır her şeyi ve anlatı, insanın kendi içine doğru, kendisiyle, hesaplaşarak yaptığı bir yolculuktur.
O yolculuğun karanlık dönemeçleri vardır. Gide, o dönemeçlerde insanın 'en mahrem' noktalarına dokunur. Onları 'ben' diye anlatmaktan da çekinmez. Üstelik ben diye anlattıkları ve o tehlikeli dönemeçlere soktuğu insanlar arasında papazlar da vardır.
Bu gelenek ikinci büyük düğümünü Bataille'da atar. Elbette anlattıkları Gide'e oranla çok daha 'cüretkâr' şeylerdir. Gide'de olmayan bir cinsel açıklığı Bataille da 'ben' diyerek anlatır. Olmadık 'ayıp' şeyleri dile getirirken hiçbir şeyi kendisiyle özdeşleştirmekten kaçınmaz. Bataille'ın da Gide'in de ardında Batı, ama özellikle Hıristiyan geleneğinden türemiş ahlak anlayışına dönük bir tavır hemen göze çarpar.
İyilik, kötülük, çirkin, yasak gibi olguları her iki yazar da belli bir metafizik sınamadan geçirir. Bataille bunu özellikle 'beden', 'ölüm', 'zevk' kavramları etrafında dönerek yapar. Nitekim onun da 'L'Abbe C'de (Papaz C; ama Fransızca okunuşu ses olarak 'a, b, se', yani 'alfabe' demek) bir papazı ve onun dönüşümünü anlatması rastlantı değildir.
Bu iki 'dehşet yazarına' olsun, bütün farkına rağmen aynı alana katkıda bulunan Jean Genet'ye olsun, 1945 sonrasında gelişen modern sanatın bedeni, gövdeyi, hazzı, saplantıları, onları üretenlerin kişilikleriyle bütünleşmiş bir biçimde sonuna kadar açarak ortaya dökmesine olsun bakıp, sanatın itiraf olduğunu söylemekte hiçbir sakınca yok. Hatta, 1945 sonrasında üretilen performansa, gövde sanatına,
'oluşun/varlığın sanatı' (art of being)' denmesi bile çok şeyi açıklıyor.
Şimdi, gene aynı soruya dönelim, son birkaç yıldır televizyonları, köşe yazılarını kaplayan 'teşhir' olgusu bizim de benzeri bir noktaya geldiğimiz söylenebilir mi?
Hayır, söylenemez! Çünkü, her şeyden önce bizdeki itiraf değil teşhirdir ve teşhirle itiraf arasında çok ciddi bir fark vardır.
İtiraf aslında muhalefettir
Batı'daki sanatsal teşhir daima itirafa dayanır. İtiraf tek başına bir olgu değildir. Mutlaka bir sorgulama içerir.
İtiraf bir arayıştır. Her itirafın ardında, 'Benim yaptığım daha doğrudur' sorgulaması yatar. İtiraf, o nedenle aslında muhalefettir! Sistemle özdeşleşmeyi değil, ona gizliden gizliye de olsa karşı çıkmayı içerir. Bu yanıyla itiraf ve onun teşhiri açıkça ahlaki bir sorunsaldır ve elbette ahlaki bir sorgulamayı içerir. İtiraf anlamındaki teşhir metafizik bir zorlamaya dayanır.
Bu nedenle sanatsal teşhir, yani itiraf rahatsız edicidir. Bu her şeyin teşhiri anlamına gelmez. Sanatsal teşhir, sıradanı saklar. Sıra dışı olanı, rahatsız edici olanı öne çıkarır. Bu teşhirde, dile getirilen ne olursa olsun, erotik bir yan mevcuttur.
Bir üçüncüsü de sanatsal teşhirin daima bir trajik duygusuyla iç içe oluşudur. O niteliğiyle, göze girmeyi değil, gözden çıkmayı göze almaktır. İtiraf, başka yanıyla da biriciktir. Tekrara dayanmaz. Yaşanır ve biter. Geride ortadan hiç kalkmayacak bir tortu bırakır.
Ne televole kültürü buradadır ne de köşe yazarlarının anlattıkları. Onlar, sıradan olanı, gündelik olanı ve hepsinden önemlisi tekrar edilebilecek şeyleri dile getiriyor. Trajik değil komik olandır karşımızda duran. O nedenle de itiraf değil, teşhirdir ortaya koydukları.
Bu koşulları bağrında taşıyan ve itiraf sanılan şey, teşhirdir, teşhir de, itiraf ediyorum, pornografidir.


    ETİKETLER:

    İstanbul