Tepeler yarıklar karıklar aşkına

Tepeler yarıklar karıklar aşkına
Tepeler yarıklar karıklar aşkına
Cumhuriyet manzaralarına yıllardır özel bir ilgiyle bakan Murat Akagündüz'ün, yeni sergisindeki uğraşı yüzey 'formasyonları'. Başka bir sergide, Ahmet Doğu İpek de gri, çetrefil, güzel ve esrarengiz yüzeyler oluşturuyor
Haber: FATİH ÖZGÜVEN / Arşivi

Murat Akagündüz, diğer şeylerin yanı sıra, Cumhuriyet’in resmi binalarına, manzaralarına, hatta ‘an’larına yıllardır kendine özgü bir ilgiyle bakar. Özellikle binalar onun büyük boy tuvallerinde çoğunlukla yalnız başlarına, insansız duradururlar. Bu boşluğun, yalnız başınalığın ta kendisinde dramatik bir etki vardır. Binaların heybet, buyurganlık ve otorite imlediklerini bilsek bile pastel renklerle sepya arasındaki renk skalası ressamın bu binalarla otorite eleştirisinden çok, ya da onunla birlikte, ağırlığını kaybetmiş birer kütle olarak da ilgilendiğini düşündürür. Sondan bir önceki sergisinde gene benzer binalar, boş havuzlar, müze girişleri vb. kütlenin, hacmin ima ettiği şeyin tam tersi olan son derece uçucu, adeta rüya renkleriyle resmedilmiş idiler. O kadar ki, bu ağırlıksız kütlelerin, cüssesiz bedenlerin daha ne kadar havada asılı kalabileceğini merak ediyor, romantik bir sise karışıp gitmelerinden korkuyordunuz. 

Fakat Akagündüz’ün ilgisi, zaman içinde doğanın kendi mimarilerine de yöneldi. Mana Galerisi’nde sergilediği son resimlerde adeta doğaya karışmış kale ya da harabe siluetleri hariç, adını koymanın sanki resimlerin büyüsünü bozacağını hissettiren yüzey formasyonlarıyla uğraşmış. Sepya renklerle resmedilmiş çukurlar, birkaç tuval boyu yükselip alçalan tepeler, çatlak ya da yarıklarla tarif edilmiş yüzeyler, bir yol kıvrımı, bir helezon çizerek içe doğru kıvrılan bir form… Bütünde altı çizilmemiş bir genel plan hissinden (ne çok uzak ne çok yakın) resim konularına aniden yaklaşmak da söz konusu bazen bu resimlerde. Tahmin edilebilir ki bu da serginin video ekranlarında kırpışan ‘kuş bakışları’ndan oluşan yerleştirme kısmıyla bağlantılı. (Daha önce Arter’de sergilenmişlerdi.) Doğrusunu söylemek gerekirse bu ‘bağlantı’ , Murat Akagündüz’ün ressam gözüne bir şey eklemiyor (Bir şey de eksiltmiyor.) Tuvallerindeki doğa ve ona ansızın ‘yamuk’ bakıverişi ise Turner’in, Balthus’ün desenlerini hatırlatıyor; tekinsiz, yeniden yorumlanmış bir romantizm. 

Sanatoryum’daki sergisinde fantastik (yakından bakıldığında belki de değil, günümüzün yüksek binaları düşünülürse) siyah- beyaz mimari formların oluşturduğu sık ve yoğun dokularla, ‘bina ormanları’yla uğraşan Ahmet Doğu İpek’in resimlerinde de benzer bir şey var. Ama onda, kütleler örgüler, örgüler de adeta nüfuz edilmez ‘silme’ yüzeyler oluşturmakta. Çok da büyük olmayan bu tuvallere biraz geriden baktığınızda böyle bir hisse kapılmakla birlikte yakından baktığınızda da esrarengiz, adeta ‘birbirine kaynamış’ teraslar, balkonlar, mimari unsurlar, vinçler keşfedeceksiniz. Örgüleşerek, dokulaşarak adeta organizmalar oluşturan bu mimari manzaralarda Ernst’in ormanlarının, Piranesi’nin hiç inşa edilmemiş, hayali binalarının izleri var. Gri, çetrefil ve güzeller; çok isterseniz onları giderek çehreleri değişen şehirler üzerine ‘kâbuslar’ olarak da okuyabilirsiniz. 

Murat Akagündüz’ün sergisi 28 Nisan’a kadar Galeri Manâ’da, Ahmet Doğu İpek’in sergisi ise 14 Nisan’a kadar Sanatorium’da.


    ETİKETLER:

    Beyaz

    ,

    Resim

    ,

    Müze

    ,

    Galeri

    ,

    Rüya

    ,

    doğa

    ,

    zaman

    ,

    kuş

    ,

    Resmi

    ,

    derece

    ,

    hisse

    ,

    Uzak