'Terörün Topoğrafyası' ya da bir korku imparatorluğu

'Terörün Topoğrafyası' ya da bir korku imparatorluğu
'Terörün Topoğrafyası' ya da bir korku imparatorluğu
'Terörün Topoğrafyası' (Topographie des terrors), Berlin'de, Nazi rejiminin güvenlik üssü olarak kullandığı bölgede kurulmuş bir utanç müzesi ve açıkhava sergisi hüviyetinde. Nazi rejiminin yarattığı korkunç tabloyu belgeler ve tarihi öneme sahip fotoğraflarla gözler önüne seren kalıcı sergi, yaşanan dehşeti hatırlatırken bunların bir daha yaşanmamasına vesile olmayı amaçlıyor. Sergi herkese açık ve ücretsiz.
Haber: MURAT EMİR EREN - memireren@gmail.com / Arşivi

Soren Kierkegaard’ın ünlü kitabı ‘Tekerrür’de dediği gibi “Hatırlamak geriye doğru bir harekettir; geçmişte olanın geri çağrılmasıdır. Tekerrür ise ileriye doğru bir harekettir; deneyimlerimizin ve öğrendiklerimizin tekrar ede ede birikim haline getirilmesi ama bir köşeye saklamadan taze ve canlı tutulmasıdır”. Berlin’deki ‘Terörün Topoğrafyası’ adlı kalıcı sergi, hem hatırlama hem de tekerrür duygusunu aynı anda yaşatan son derece etkileyici bir girişim.

Sergi Berlin’de, tarihi öneme sahip Checkpoint Charlie ve ünlü Potsdamer Platz’ın arasında yer alan caddelerden Niederkirchnerstraße’de bulunan, geçmişte Nazi rejiminin milli güvenlik merkezi ofisi olarak kullandığı bir binada inşa edilmiş. Serginin amacı, isminden de anlaşılacağı üzere, geçmişte yaşananları mekanlarla ilişkilendirmek suretiyle zihinlere ‘yerinde’ kazımak. Gerek binanın içerisinde kapalı alanda, gerekse binanın dışındaki açıkhava sergisinde Nazi rejimini yaratan unsurları ve rejimin yarattığı dehşeti belgeler, gazete kupürleri, nadir bulunan afiş ve fotoğraflarla ortaya koyuyor.
2014 yılında açılan sergiyi şimdiye kadar 1 milyondan fazla kişi ziyaret etmiş. Almanya’daki çeşitli okullardan öğrencilerin akın akın gelip ziyaret ettiği sergi, yaşanan dehşeti hatırlatırken bunların bir daha yaşanmamasına da vesile olmayı, olası bir tekerrüre mani olmayı amaçlıyor şüphesiz.


‘Terörün Topoğrafyası’, 1920’li yıllardan başlamak suretiyle, Nazi rejiminin, yaşanan büyük ekonomik buhran üzerine insanların umutlarını sömürmek suretiyle nasıl iktidara geldiğini gözler önüne seriyor. Nazi partisinin iktidarı ele geçirdikten sonra demokrasiyi ve muhalifleri tek tek yok ederken yaptıklarını başarılı bir sunumla gözler önüne seriyor. Bu süreçte Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin (NSDAP) fikirlerini onaylamasalar dahi konumlarını korumak için yerel yöneticilerin ve sermaye dünyasının olan biteni sessizce nasıl izlediğini de şaşırmadan idrak etmeniz mümkün sergide.


Nazi rejimini ameliyat masasına yatırıp mümkün mertebe objektif, detaylı bir analizini yapan, parti rejiminde kimin hangi vazifeye nasıl atandığından, hangi binada hangi korkunç işkencelerin yaşandığına değin birçok belgeye erişim sağlayan sergide en çok dikkat çeken noktalardan biri de, sergiye ismini veren bu ‘topoğrafya’ meselesi. Nazi rejimi her şeyin eskisinden çok daha farklı olacağını, eski Almanya’yı unutmalarını ve bunun yeni bir Almanya olduğunu belirten birçok emareyle çıkıyor halkın karşısına. Öncelikle kendilerinden önceki yöneticilerin kullandığı yönetim mekanlarını merkez olarak kullanmıyor, insanların benliğini ve hafızlarını değiştiriyorlar. Gücü tek bir bölgeye topluyorlar. Eski rejimin bir çok binasını ise boşaltıyorlar (serginin yapıldığı alan da Gestapo binalarından biri). Yine bu yeni rejime dahil vatandaşlar ‘Halkın Cemiyeti’ (Volksgemeinschaft) olarak lanse ediliyor. Rejime biat etmeyen, Aryan olmayan, Yahudi, Çingene, farklı ırk ve renkten herkesi, ama herkesi ise ‘Antisosyal’ ya da millet karşıtı, ‘demokrasi karşıtı’ olarak yaftalıyorlar. Tüm bunlar bir yandan geçmişi hatırlarken, bilhassa bizler üzerinde bir yandan da tekerrür hissini veriyor.


Hakkında birçoğumuzun filmlerden ve kitaplardan elde edilmiş malumata sahip olduğumuz tüm bu bilgileri, derli toplu biçimde ve günyüzü görmemiş evraklarla, bizzat bir gestapo binasında deneyimlemek elbette etkisini iki katına çıkartıyor. Şüphesiz serginin belki de nefes aldıran yegane kısmı, bu korku rejiminin çöküş kısmı!

Yolunuz Berlin’e düşerse, muhakkak uğrayıp bu hatırlama ve tekerrür hissini tatmalısınız. Bir daha bunların yaşanmaması için farkındalığınızı artırmak için.