Terzinin yalanları

Bizim kuşağın çoğunlukla televizyon ekranlarından takip edebildiği 'sinemada Soğuk Savaş' yılları, zirvelerini 1960'larda yaşamış bir dönemdir. Sonraki yıllarda da varlığını sürdüren, ancak...
Haber: Film Eleştirisi: Murat ÖZER / Arşivi

PANAMA TERZİSİ
THE TAILOR OF PANAMA

Yönetmen: John Boorman
Senaryo: Andrew Davies, John Le Carre, John Boorman (John Le Carre'nin romanından)
Görüntü: Philippe Rousselot
Müzik: Shaun Davey
Oyuncular: Pierce Brosnan, Geoffrey Rush, Jamie Lee Curtis, Leonor Varela, Brendan Gleeson, Harold Pinter, Catherine McCormack, Daniel Radcliffe, Lola Boorman, David Hayman
2001 ABD-İrlanda, 109 dk. (Warner Bros.)
***
Bizim kuşağın çoğunlukla televizyon ekranlarından takip edebildiği 'sinemada Soğuk Savaş' yılları, zirvelerini 1960'larda yaşamış bir dönemdir. Sonraki yıllarda da varlığını sürdüren, ancak Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte etkisini yitiren bu akım, beraberinde birbirinden ilginç 'casus filmleri' getirmiştir. Son zamanlarda iyice tükenen, ürün yelpazesi açısından da 'kıtlık dönemi'ne giren casus öyküleri, İngiliz sinemasının ustalarından John Boorman'ın gayretleriyle yeniden canlanma işaretleri veriyor.
Casusluk romanlarının tartışılmaz biçimde en çarpıcı yazarlarından biri olan John Le Carre'nin aynı adlı romanından uyarladığı
'Panama Terzisi' (The Tailor of Panama) ile türü diriltme çabası içine giren Boorman, Carre'nin bizzat kendisinin de katkıda bulunduğu senaryonun ince ayrıntılarla güçlendirilmiş yapısından da destek alarak trajikomik bir 'casusluk parodisi'ne kucak açıyor.
Casusun şantajları
Öykünün iki ana kahramanı var; biri uçkuruna sahip olamadığı için Panama'ya sürgüne gönderilen İngiliz casusu Andrew Osnard (Pierce Brosnan), diğeri ise geçmişinde kalan kötü günleri aşarak ve onları gizleyerek Panama'da saygın bir terzi olarak yaşayan Harold Pendel (Geoffrey Rush).
Pendel'ın geçmişini bilen Osnard, ona şantaj yaparak, terziden hem çevresini hem de başkanlık binasında çalışan karısını (Jamie Lee Curtis) kullanmasını ve kendisine bilgi aktarmasını ister. Karısına bile itiraf edemediği karanlık geçmişinin açığa çıkmasından korkan Pendel, ona istediğini vereceğini söyler. Aslında verilecek pek de bilgi yoktur; bunun üzerine 'uydurmaya' başlar çaresiz terzi. Sonuçlarsa alabildiğine trajik olacaktır...
'Panama Terzisi', John Boorman sinemasının karakteristiği olan antikahramanları bir kez daha karşımıza çıkarıyor. İki kahramanını da belli zayıflıkları ve kırılma noktaları olan karakterler olarak çiziyor yönetmen. Bunda büyük ölçüde John Le Carre imzasının etkileri de var doğallıkla. Yazarın içten pazarlıklı casus tiplemelerinden biriyle daha tanışıyoruz burada. Öte yandan saf ve iyi gibi görünmesine karşın türlü 'numaralar' çeviren bir terzi karakteri de tamamlıyor resmi. Dolayısıyla her ikisi de güvenimizi kazanamıyor ve her an her şeyi yapabilirler kaygısıyla izliyoruz filmi. Bunun doğal bir sonucu olarak da 'sürprizlere gebe, temposunu yitirmeyen ve merak duygusunu son ana kadar ayakta tutan bir yapıt çıkıyor ortaya.
Absürd ve gerçek yan yana
Öykünün trajikomik boyutuna gelince... Bir ülkenin kaderinin pamuk ipliğine, daha doğrusu bir kişinin düş gücüne bağlı olması gibi son derece 'absürd', bir yandan da gerçeğin yanı başında duran bir entrikası var 'Panama Terzisi'nin. Masumca başlayan bir yalanlar zincirinin ulaştığı boyutu görünce; gülmek, düşünmek, hüzünlenmek, acımak ve nefret etmek gibi birbiriyle çelişen insani adımlardan hangisini atacağınıza karar veremiyorsunuz. Bu kararsızlığın damağınızda bıraktığı tatsa, 'soğuk demir' etkisi yapıyor doğal olarak.
Panama'yı mekân olarak seçen ilk Amerikan filmi olma özelliğini de taşıyan 'Panama Terzisi', oyunculuk açısından küçük doruklar barındırıyor bünyesinde. Geoffrey Rush'ın 'kafası karışmış' terzi kompozisyonuna yüklediği anlam bir yana, Brendan Gleeson'ın 'ayyaş vatansever' Abraxas'ta yaşattığı 'iki arada bir derede kalmışlık' duygusu, oyunculuk kurumu sınırlarının ötesine taşıyor aktörü. Pierce Brosnan ve Jamie Lee Curtis ise, arayı kapatmakla uğraşıyorlar film boyunca.
John Boorman'ın trendlere itibar etmeyen sinemasının şimdilik son ürünü olan 'Panama Terzisi', casus filmleriyle büyüyen bir kuşağı 'nostalji koması'na sokacağı gibi, 'modern dünya'nın dinamikleriyle haşır neşir olmuş yeni kuşakları da etkileyecektir kuşkusuz. Çünkü anlattıkları o kadar 'canlı' ki...
Son bir not: 1 Şubat'tan itibaren 'Harry Potter'la izleyeceğimiz küçük aktör Daniel Radcliffe'i önceden etüt etmek isteyenler, burada terzi Harold Pendel'ın oğlu Mark rolünde deneyebilirler bunu.