Tiyatronun ödüllü genç kadınları

Tiyatronun ödüllü genç kadınları
Tiyatronun ödüllü genç kadınları

FOTOĞRAFLAR: HÜSEYİN ÖZDEMİR

Farklı projelerde yaptıkları işlerle göz kamaştıran beş genç kadını tanıtmak istedik size. Öncesinden her birinin başarılarına ayrı ayrı kefiliz, sahne üstündeki çabaları bu sezon Afife, Sadri Alışık ve Direklerarası ödülleri jürilerince de tescillenmiş oldu. Milliyet Sanat dergisinde yer alan, 'tiyatronun ödüllü genç kadınları' dosyasını paylaşıyoruz...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

AYÇA KOYUNOĞLU: ÇOCUKSU HEVES HİÇ GEÇMİYOR 
Yüzüne, Tiyatroadam’ın en başından aşinayız. Performanslarıyla ismini ve cismini, seyircinin aklına yazdırmayı başaran bir oyuncu. Oyunculuğunda belli dozlarda 'telaşlı bir sakinlik' var. Bu dozdan her rolüne, uygun kıvamlarda hazırlayıp katıyor adeta. Ayça Koyunoğlu, Tiyatroadam’ın '5. Frank'indeki 'Ottilie Frank' performansıyla 20. Sadri Alışık Oyunculuk Ödülleri’nde Komedi, Müzikli Oyun ya da Müzikal Dalında Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu ilan edildi.
Oyunculuk virüsü ablası Aybanu Aykut’tan… Ablası arkadaşlarıyla çalışırken onlara ezber yapmakla, ablasının peşinden konservatuvarı ziyaret etmekle başlamış işe... 1996’da sadece bir, iki ay devam edeceği YTÜ Ulaştırma Bölümü’ne girse de Devlet Tiyatrosu'nda sahneye çıkmaya da başlamış. Ve 1998’de Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ne kabul edilmiş. Mezuniyet ertesinde Oyun Atölyesi’ne başlıyor. 2007’de ise 'yol arkadaşlarıyla' Tiyatro Adam’ı kuruyorlar.
Oyunlara aynı korku-heyecan hisleriyle başladığından bahsediyor: “Oyunlarımıza beyin fırtınalarıyla karar veriyoruz. Kişisel sancılarımın yanında, ekip olarak ‘Bu yıl bunu anlatmak istiyoruz’ diye seçtiğimiz oyunumuzu oynarken de tuhaf bir gurur duyuyorum.” Bir oyunu çalışırken çocuk gibi heveslenip ürkermiş. Yönetmenin dünyasına içine girmeye çalışıp yönetmenin dediklerine tam olarak ulaşmak için de elinden geleni yaparmış.
Risk alan oyuncuları seviyor: Meryl Streep, Judi Dench, 'Nora Bir Bebek Evi'nde bayıldığı Anne Tismer. Sonra Adile Naşit ve Nisa Serezli… Bir de ablası! Ödüle dair hisleri şöyle: “Beğenilmek, beğenilmemek, ödüller... Bunlar işin sonuçları. Fakat sonuçları düşünerek hareket etmek sizi kısıtlı kılar. Yüreğimdekine yönelmeye çalışıyorum. Başarı geliyorsa insan mutlu oluyor ama ertesi gün aynı soru: Yapabilecek miyim?”

ASLI YILMAZ: OYUNCULUK, ÖĞRETMENLİKTEN SONRA GELİYOR
İsmini sezonun parlak oyunlarından, Siyah, Beyaz ve Renkli Tiyatro yapımı ‘Tesir’ ile duyduk. İlk oyunculuk ödülünü de bu oyunla, 19. Afife Tiyatro Ödülleri’nde ‘En Başarılı Kadın Oyuncu’ seçilerek almış oldu. ‘Tesir’de bir deney yürüten doktor olarak karşımıza çıkmasına, oyunu sahneleyen eski öğrencilerinin tatlı ısrarı vesile olmuş. Aslı Yılmaz, adının önünde akademik Yard. Doç. ünvanını taşıyan, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda oyunculuk ve diksiyon dersleri veren bir isim.
Bir antidepresan deneyinde tanışan iki gencin öyküsünde, doktor olarak sahnede. Depresyondan mustarip ama kendini kontrol altında tutmaya çalışan doktor rolü için,  keskin ama incelikli hatlara sahip bir karakter yaratmış.
Tiyatro hayatına sekiz yaşındayken giriyor. AKM’de çalışan annesinin odasının yerine yanlışlıkla Can Gürzap’ın prova aldığı odaya girince... Sonrasında Gürzap’ın yönettiği ‘Julius Caesar’da çocuk oyuncu olarak buluyor kendini. Okul hayatı boyunca AKM’de sahne alıyor, lise ertesi İ.Ü. Devlet Konservatuvarı, ardından İngiltere’de yüksek lisans eğitimi ve Şehir Tiyatroları, Devlet Tiyatrosu sahneleri dönemleri… Hocalarının teklifiyle de okulunda hocalık yapmaya başlıyor.
‘Tesir’i okur okumaz sevmiş. “Bizde nispeten yeni bir konu. Depresyon-ilaç ilişkisi epeydir tartışılıyor. Bizdeki tartışmalarsa daha yüzeysel. Bu ciddi konu çok iyi anlatılıyor metinde.”
Öğrencileri provalar esnasında aksini söylese de o kendini ‘beğenmekte’ hep zorlanmış. En çok da öğrencileri tarafından seyredilirken gerildiğini söylüyor.
Hayranlıkla izlediği kadın oyuncu olarak 'gıpta ediyorum ona' dediği Cate Blanchett’in adını veriyor. Ödül için ise “Mutlu oldum” diyor: “Adaylığa değil ama ödüle çok şaşırdım. Bir de oyunumuza ilgiyi arttıracağını düşündüğüm için ayrıca mutluluk duydum.”

BANU ÇİÇEK BARUTÇUGİL: BİR ‘MASAL’LA BAŞLADI HER ŞEY!
‘Limonata’da ailenin içine kapanık genç kızı, ‘Üst Kattaki Terörist’in oğlunu güneydoğuda kaybetmiş acılı-öfkeli annesi, ‘Poz’un hırslı gazetecisi… ikincikat imzalı üç farklı oyun, birbirinden farklı üç ‘yan rol’ ve akılda kalmayı başaran bir kadın. 15. Direklerarası Seyirci Ödülleri’nde, ‘Üst Kattaki Terörist’teki performansıyla ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödülünü alan Banu Çiçek Barutçugil, oyunculuk serüveni erken başlayanlardan: “13 yaşındaydım. Tiyatro kursunda ‘Masal’ diye bir oyun çalışmıştık, oyundan üç gün önce trafik kazası geçirdim. Bir bandajla 1,5 ay yatmam gerekiyordu. Gösteri günü iki tatlı öğretmen Sibel Seyhan ve Murat Aygen istersem oynayabileceğimi, sadece hareketleri tam yapmak zorunda olmadığımı söyledi. Oynadım. Fark ettim ki beni uyutmayan omzumdaki ağrı, bir buçuk saatliğine yok oldu! O anda ‘masal’lara inanmaya başladım. Bir masal yaratabileceğime, bunun hepimizin gerçeği olabileceğine...”
Sonrasında aileyi ikna çabaları, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde eğitim, amatör tiyatrolar, çocuk oyunları, yönetmen yardımcılığı, drama öğretmenliği derken bizim onun oyunculuğuna ve ismine aşina olduğumuz günlere geliyor…
‘Üst Kattaki Terörist’ için ‘muhteşem bir serüven’ diyor: “İlk aklıma gelen büyük memeler oldu. Bir anne... Sonra onca acı ve bir anne... Her evladı kendi evladı gibi seven bir anne...”
Hazırlık aşamasında her rolün farklı bir serüveni olduğunu anlatıyor. Ödül ise büyük manevi motivasyon: “Ne kazanıyoruz ki tiyatrodan maddi olarak. Ayrıca büyük sorumluluk... Birileri ‘Bunu istiyorum’ dediğin yola parmak gösterince, stabilize olma ihtiyacına giriyorsun ama serüven iyidir. İnsanı uyanık tutar.”

SELEN UÇER: İRONİ-GERİLİM HATTINDA BİR KOMİK KADIN!
Üstüne aldığı karakterin her bir duygu zerreciğini bedenine ve suratına işleyen oyunculara denk gelir insan bazen. Kendisini çeşitli oyunlarda ya da filmlerde her izleyişimde, Selen Uçer’in bu klasmandaki oyunculardan olduğunu hatırlıyorum. Karakteristik yüz hatlarının da ironi-gerilim hattında gidip gelmesine katkı sunduğu kanısındayım. Komedide ısrarlı olmasını arzu edeceğim kadın oyunculardan. ikincikat’ın ‘Poz’u ve BKM Yapımı ‘Kurusukı’ ile sahnedeydi Uçer, ‘Kurusıkı’ ile 20. Sadri Alışık Oyunculuk Ödülleri’nde Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu ilan edildi.
Tiyatrodan önce Boğaziçi Üniversitesi’nde kimya eğitimi geliyor Uçer’in öyküsünde. Ama Boğaziçi’ne asıl girme sebebini de üniversitenin tiyatro kulübü, Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları olarak anlatıyor. Konservatuvarda şan eğitimi alıyor; Levent Kırca Tiyatrosu, Işıl Kasapoğlu ile çalışmalar derken Chicago’da tiyatro master’ı yapıyor. Ardından New York’ta tiyatro günleri, 2005’te ŞT’de ‘Kantocu’, Tiyatro DOT ile ‘Böcek’…
‘Poz’ için “Karakter yazımları çok heyecan verici, zeki, yeni bir tekst; anlatmak istedigim dertlerle ilgili nefes aldığım bir yerde duruyor” diyor. ‘Kurusıkı’ ise başka bir yerde: “Uzun zamandır beraber çalıştığım, inandığım bir ekip, matematiksel olarak iyi bir komedi teksti ve bir gecede 500 kişiye ulaşarak oynanıyor. Seyirciye bu şekilde ulaşmak, doğal bir anlatımla güldürmek müthiş.” Ödülü sorunca, “Esas ödül, o ekip” diyor: “Motive edici etkisi de var…”
Uçer bir karakteri önce kendisinden anlamaya çalışırmış: “Sonra farkları ve karakterin seçimlerini detaylandırırım. Sonra sen bitersin, karakter başlar. O karakter anın içinde öyle tepkiler vermeye başlar ki, sen şaşırırsın. Bunu ne kadar becermişsen, o kadar iyi.” Uçer’in seyretmeye doyamadığı kadınlar Cate Blanchett, Meryl Streep ve Julianne Moore. 

FİRUZE ENGİN: YAZIYLA İLİŞKİSİ BİR KÜS, BİR BARIŞIK
Bağımsız tiyatro mecrasının üretken isimlerinden: Çocuklar için obje tiyatrosu yaparken, bambaşka bir oyunda yine oyuncu olarak çıkabilir karşınıza. Bir bakmışsınız Şehir Tiyatroları program kitapçığında ‘yazar’ hanesinde ismi, bir başka vakit bağımsız bir ekibin projesindeki yazarlardan biri olarak. Oyuncu ve oyun yazarı Firuze Engin, 19. Afife Tiyatro Ödülleri’nde ilk kez o yıl sergilenmiş en başarılı yerli oyunun yazarına verilen Cevat Fehmi Başkut Ödülü’nün sahibi oldu. Ödül, Yarının Oyunları projesi için kaleme aldığı ‘Cambazın Cenazesi’yle geldi.
Tiyatro BeReZe’nin kurucularından olan Engin’in sanatla ilk ‘resmi’ mesaisi Güzel Sanatlar Lisesi’ndeki resim eğitimi: “Ressam olmak istiyordum. Güzel Sanatlar Lisesi'nin Resim Bölümü’nde okurken bir gün okula bizden birkaç yaş büyük bir adam geldi. Tiyatro ekibinine beni de seçti, bir oyun hazırladık. Sonra amatör bir topluluk kurduk, dört sene çalıştık. O kişi, Mahşeri Cümbüş ekibinden Fatih Pestil'dir. İki yıl sonra doğrudan DTCF Tiyatro Bölümü sınavına girdim.” Bugünün BeReZe’sinin temelleri de DTCF’den arkadaşları Erkan Uyanıksoy ve Elif Temuçin'le atılıyor.
‘Cambazın Cenazesi’nin kendisi için ifade ettiklerini kendisinden dinliyoruz: “Kentsel dönüşüm sadece rantla gelmez, yerli halkın dönüşüme hevesli olması da söz konusudur. ‘Cambazın Cenazesi’ meselenin bu tarafına bakmaya çalışıyor. Bana çok sevdiğim ve ölmüş olan herkesin cenazesinden bir şeyler hatırlatıyor. Ölümle barışamayan biriyim. Cenaze evlerinde, günlük hayatın tıkır tıkır işlemesi çok garip geliyor. Yabancılaşıyorum. O yüzden de ‘Cambazın Cenazesi’ komik bir oyun oldu.”  
Bir metni çalışırken karakter odaklı düşünürmüş: “Öykünün tamamı değil bir durum belirir kafamda ve o durum içindeki karakteri kurgulamaya çalışırım. Bir karakter kafamda belirmeye başlayınca, zaaflarıyla şekilleniyor. Kişileri bir vaziyetin içine atıp, faklı durumlar içinde nasıl ilişkilendiklerine bakıyorum. Eylemin ne olduğunu çok önemsemiyorum, o eyleme bağlı ilişkilerin dibini kazmaya meyilliyim.”
Yazıyla ilişkisini hep bir küs bir barışık, kendisini de ‘üşengeç biri’ olarak tanımıyor. Ödül heveslendirmiş Engin’i: “Çoğu zaman bir öyküyü hayal etmekle yetiniyorum, onunla yatıp kalkıyorum, sonra doyup bırakıyorum. Ama şimdi, barışık bir döneme geçtik.”
Engin sinema oyunculuğundan daha çok etkilendiğini anlatıyor: “Olive Kitteridge'de Frances McDormand'a bayıldım.” Bir de Marion Cotillard, Meryl Streep, Cate Blanchett ve Binnur Kaya’yı çok severmiş… (Milliyet Sanat) 

FOTOĞRAFLAR: HÜSEYİN ÖZDEMİR