Toktamış Ateş'e mektup

Sayın Toktamış Ateş, 13 Eylül 2001 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, 'Arayış' köşenizde,
'Komünist' adlı kitabımla ilgili, 'Anlamsız...
Haber: Vedat TÜRKALİ / Arşivi

Sayın Toktamış Ateş, 13 Eylül 2001 tarihli Cumhuriyet gazetesinde, 'Arayış' köşenizde,
'Komünist' adlı kitabımla ilgili, 'Anlamsız bir polemik' başlıklı yazınızdaki kimi dokundurmalarınıza değinmek için izninizi istiyorum.
1. "Kitabı okuduğum zaman... doğruluğu çok kuşkulu... suçlamalar ve bana bir 'çiçek'(!) görünce hem şaşırmış, hem
üzülmüştüm" diyorsunuz.
Söylediklerimle yüzleşince üzülmüşseniz, doğrulukları durumunda, sözü edilen kişiler için övünç, kıvanç duyulamayacak niteliklerin bilincindesiniz demektir. Dediğiniz gibi, uzun boylu bir tanışıklığımız olmadı sizinle. Kimi ortak dostlarımızdan sizin için duyduklarıma uygun düşen yerinde bir duyarlılık gösteriyorsunuz sayın Toktamış Ateş.
Ne bir eksik, ne bir fazla
Kuşkularınızı sürdürebilirsiniz. İnanıp
inanmamak da sizin bileceğiniz şey. Ben
içimle barışığım; bir kez daha yineleyeyim ki, söylediklerim fakülte yıllarıyla ilgilidir, ne bir eksik, ne bir fazla, sözcüğü sözcüğüne doğrudur. Kişinin annesi, babasıyla ilgili suçlamaya tepki duyması doğaldır. Görevi de bilinir. Ancak siz, akademik konumda birisiniz; hele geçmişle ilgili sosyo-politik konularda en yakınlarınızı bile nesnel yargılamakla yükümlü sayılırsınız.
Bana inanmayabilirsiniz. 86 yaşında yaşamakta olduğunu öğrendiğimiz (Uzun yıllar yaşamasını dilerim) anneniz hanımefendiye sorarsanız, sonraki yıllarda değişim-gelişim göstermediyse, komünistlere karşı nasıl savaşım yürüttüğünü ola ki saklamayacak, belki övünerek anlatacaktır! O kuşaklarca mayalanmış bu 'antikomünist', 'ulusalcı heyecan!'ın ülkemizden neler alıp götürdüğünü size anlatmama gerek var mı?
2. Birilerine kara çalmak, çatmak ya da polemik yaratmak için yazılmadı o yazılar. Kimi eski arkadaşlarım TKP'nin kuruluş yıldönümü için bir yazı istediler benden. Anılarımı yazmam da istenir durur öteden beri. Asıl işim olan yeni romanıma çalışmayı aralayıp söyleşi biçiminde yazdım okuduklarınızı. TKP'nin desantralizasyondan sonraki, içinde bulunduğum çalışma dönemini anlatmaya çalıştım. O dönemi, ülkenin o günlerini yansıttıkları ölçüde değinilmiştir kişilere.
Düşüncelerim niye değersiz?
Aslında yazılacak epeyi şey var daha, uygun düşerse ilerde daha uzun durur, sonraki dönemlere de değinmeye çalışırım. 'SSCB'nin çökmesi vb. konulardaki değerli düşünceleri(!)'mi alaycı küçümsemenize de bir şey diyemem. Büyük bir savım yok bu konuda. Ne özgün öğreti peşinde biriyim, ne de profesyonel politikacı. Romancıyım, sinema emekçisiyim. Bir bilim adamı olarak siz sayın profesörün bu konu üzerine aydınlatıcı, öğretici çalışmalarınızı görmek beni mutlu eder.
Bu arada, bir alçakgönüllülükle düşüncelerimi
niye değersiz bulduğunuzu açıklamanız da hepimiz için kazanım sayılabilir. Yaparsanız şimdiden sağ olun!
3. Yazımda size takılmam rastlantı değil sayın Toktamış Ateş. Kemalizmi bugünün gerçeklerine göre yorumlamaya çalışan ilericilerden biri olma çabasındasınız. Siz de bilirsiniz ki, günün ilericisi olabilmek için dünün doğru saptanması gerekir. Bugün kimi çevrelerin diline dolanmış 'aydınlanma' da geçmişin sorgulanmasıyla başlar. Yanlışa batık önyargıların kirlettiği toplumu arıtmaktır aydınlanma. Bugünlere nereden, nasıl geldiğimizi bilmeden ülkemizin içinde kıvrandığı çıkmazı kavramak da olası değildir, gerçek bir aydınlanmaya kavuşmak da.
Birileri yeni bir oyun tutturuyor
Dramatik bir dönem yaşandı Türkiye'nin geçmişinde. Ülkenin emekçi yığınlarını
uyandırma çabasında olanlar en ağır biçimde suçlandı, aşağılandı, işkenceden geçirildi, giderek yadsınıp yok edilmeye çalışıldı.
'Komünist'in 48. sayfasında anlatıldığı gibi, üretip savundukları kimi düşünceleri çarpıtılmış biçimde sömürülerek hem de.
İlerici, sosyalist, Kemalist kimlikle ortaya çıkan birilerince yeni bir oyun tutturuluyor bugün. Geçmişteki çirkinlikler uyanıklıkla
örtbas ediliyor. Dünün karanlığını yaratanlardan söz etmeniz en azından
ayıplanıyor. O günler tüm ülkeyi açık seçik karartan faşistliğine tanık olduğunuz kişileri belgelere dayalı biçimde ortaya koyduğunuzda bile yalancılıkla suçlanıyorsunuz. Salt sevecenlikten kaynaklanan, birilerini koruma içgüdüsüne dayalı şeyler de değil bunlar. Ülkeyi geçmişlerdeki 'devr-i saadet!'e götürmek için yürütülen sol görünümlü ideolojik çizgiye engel saydıkları kimi doğruları örtbas etme, gerçekleri ortaya çıkarma yolunda uğraş verenleri dışlama çabası.
'Sayın' demişsiniz, eksik olmayın
'Babalarından çektiğimiz yetmedi, bir de çocuklarından çekeceğiz' demişti bir eski arkadaş! Eskilerde ilerici kavgaya katılanlar için, '... bu yolun yolculuğunu -bir süre için olsa bile- yapan yaşlılarımıza duyduğumuz saygı'dan diye söz ediyorsunuz.
Kiminde kendinizi zorlayarak da olsa!'sayın' demeye özen gösteriyorsunuz. Eksik olmayın!
'Dinozor' deyip okşayanlar, 'eski tüfek' deyip sırtımızı sıvazlayanlar da var.
Biçimsel gösteriler bunlar, işin özü değil. Önemli olan Türkiyemizin bugününü biçimlendiren eski dönemin tüm doğruları, eğrileriyle tastamam saptanıp kavranmasıdır, bugünün düşün-kol emekçileriyle dün Marksist-Leninist çizgide sosyo-politik savaş vermiş bir tarihsel kurumun, unutturulmak istenmiş TKP'nin yürüttüğü acı kavganın kalıt bağını kurmaktır.
Geçmişlerindeki akları, karaları doğru öğrenmelidirler ki, bugünkü aklarla karaları da ayırabilsinler. Toplumca yolumuzu bulabilmemiz buna bağlı gibi geliyor bana. Her şeyden önce geçmişini doğru öğrenmek gibi bir 'aydınlanma'ya gereksinimi var Türkiye'nin. O yolda bir şeyler yapmaya, yaşadıklarımı olduğu gibi yansıtmaya çalışıyorum, ne sizin sevgili anneniz, babanızla, ne de başkalarıyla kişisel sorunum yok. Kompleksim niye olsun?
4. "Biz, emniyette yediği bir tokat nedeniyle, her türlü düşüncesinden cayan ve günah çıkartarak ordu kademelerinde yükselmeye çalışan 'edebiyatçılar' da biliriz. Ama bunları eşelemeyi düşünmeyiz."
Lütfen açıklar mısınız?
Benimle ilgili bir yazıya sokuluvermiş bu tümcenin ne anlama geldiğini düşündüm, çıkaramadım. Çevremdekilere sordum, onlar da bir anlam veremediler. Lütfen açıklar mısınız sayın Toktamış Ateş; örtülü biçimde sözünü ettiğiniz bu kişi ya da kişiler kimdir, kimlerdir? Benim için düşünülmüş bir taşsa sizin için üzülürüm.
Değer verdiğimiz bir profesörsünüz, size
yakıştırılamaz ama kızgınlıkla gözünüz karardı diyelim- kara çalma, çamur atmadaki şu zekâ düzeyi size uygun düşmüyor. Çizdiğiniz portreyle bir benzerliğim yok, öyle bir yüz karam da yok. Yalnız beni tanıyanları değil, aklı başında çoğu kişiyi güldüreceksiniz. 'Ben Emniyet'te tokat filan yemedim'le başlayıp savunmaya kalkışmam da gülünç kaçar.
Yaşam çizgim bütün açıklığıyla, yapıtlarımın tanıklığıyla da ortada. 'Bir Gün Tek Başına' adlı romanımda, güvenlikte yediği bir tokatla yılan kahraman Kenan'la mı karıştırıldım, diye düşündüm. Romanlarımdaki birilerinde beni bulmak, sıradan okuyucunun, çok karşılaştığım, gülünç öykülere varan onulmaz eğilimidir çünkü. Size bu da yakışmaz.
Bakın, annenizi bilemem rahmetli babanız Ahmet Ateş de böyle bir çamur atmaya kalkışmazdı. Ürküyle sağa kaymış, siyasal konumda gerilere düşmüş de olsa dürüst, namuslu biriydi. Kara çalması ya da aykırı bulduğu inançlarından ötürü biri için kolculuğa kalkışması düşünülemezdi. Ahlakına güvenmesem, asker öğrenci olarak siyasal düşüncelerimi açıklayıcı tartışmaya girmezdim. Ben sizin de bu yola başvuracağınızı sanmıyorum.
Saklarsanız suç ortağı olursunuz
Söylediğinize göre bildiğiniz böyle biri ya da -'edebiyatçılar' diyorsunuz!- birileri var demektir. Lütfen açıklayın, kim ya da kimler bunlar? Etik bir kirletmeyle toplumu karartan kişilerdir böyleleri; eşelenip ortaya çıkarılmaları her namuslu yurttaşın görevidir. Saklamaya kalkarsanız suç ortağı durumuna düşersiniz. 'Eşelemeyi düşünmeyiz' demeniz bile ayıplanası bir tutumdur. O bir takılmaydı, sizden kitap filan beklediğim yok sayın Ateş. Ancak bildiğinizi söylediğiniz o 'edebiyatçılar'ı açıklamanızı istiyorum. Yalnız ben değil, sanırım namuslu tüm kişiler istiyor bunu. 'Bir hakikat kalmasın âlemde Allahım nihan.'Yazdıklarımı
kızgınlıkla değil, serinkanlılıkla düşünerek, konumunuza yakışır biçimde okumanızı diliyorum bir de!
Başarı dileklerimle.