Topkapı Sarayı'na 'kapatılmış' ülke

Milli Reasürans Sanat Galerisi, 28 Ekim'e kadar Gülgün Başarır'ın resimlerini sergiliyor. Ama sergilenenler birer resim değil. Birer 'sessiz delil'.
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - Milli Reasürans Sanat Galerisi, 28 Ekim'e kadar Gülgün Başarır'ın resimlerini sergiliyor. Ama sergilenenler birer resim değil. Birer 'sessiz delil'.
İnsanların, özellikle de toplumsal hak ve özgürlükler adına kadınların Topkapı Sarayı'ndan dışarı çıkamadığını anlamış uygar bir kadının, Godot misali 'o bir türlü gelmeyen modernite'yi ve hepimizin içinde korkudan yarattığı 'öteki'ni arayışının koyu ve sessiz delilleri.
Sarayın ölü sessizliği
Sergisi için bu defa aralık kapıların, kararmış aynaların, yamuk yumuk zeminlerin, paslı menteşelerin sembolizmiyle randevulaşmış sanatçı. Topkapı Sarayı'nda; geceli gündüzlü, etütlü eskizli, çalışmaları tam iki yıl boyu sürmüş. Bu süre zarfında da belleğinde gezinen Andrey Tarkovski'yle, Orhan Pamuk'la, Oya Baydar'la ve Ferzan Özpetek'le ortak bir izlek oluşturmuş.
Ve bu göstergelerin coşkusuyla tuvallerine, çevresindeki zamanı tersine çeviren bir sarayın içindekileri, çürümenin tüm doku ve kokusunu sindirivermiş. İşe elde ettiği desenlerinin büyütülmüş dijital baskılarını elde etmekle başlamış, bir 'dış mekan'ın içini merak ederek. Bunu 'enteryör'ün (iç mekân) gerçekte 'eksteryör'e (dış mekân) ne kadar yakın olduğunu anlayarak yapmış. Tıpkı bir kadavraya otopsi yaparcasına, tarihsel olanın 'olay yeri inceleme'siyle.
Kendisi 'İşte sonra bu ayrıntılarla, tuvaller resimlere dönüştü' dese de, eserler resimden öte birer metin haline gelmiş. Sanatçı vaktiyle Osmanlı'da bir iç mekân mantığıyla ele alındığı için bilhassa saraydaki bahçelerin, 'iç bahçelerin' üzerine odaklanmış. Ziyaretine gittiği ağaçların 'en ağaç halini' yakalamaya çalışmış.
Sorguya çeken çizgiler
Başarır yaşadığı ortamdaki konumu da, yine o tanıdık kırmızı lekelerinde insana çimdik atan bir resim diliyle sorgulamasını bilmiş. Çünkü o, 'ülkenin yaşadığı sıkışmışlığı' gökte ararken tüm görselliğiyle sarayda bulmuş. Soyulmuş eşiklerde, ömrünün son basamağındaki merdivenlerde, taşlaşan sürgülerde. Ve ölümün dikine giden, dizili ağaçlarda. Çünküsü şu: Onun coğrafyası bugüne değin, kendi tabiriyle üç tane ağır darbe yemiş. Bulduğunda tüm saray, çevre üzerine çevre, kimlik üzerine zorla kimlik giyinmenin bindirdiği yükü, travmatik bir sarhoşlukla taşıyormuş. Kabuklarıyla, külleriyle. Son kertede Başarır, oraya zaten kendisini aramaya gitmiş, ve gördüğü de ona kendinden fazlasını vermemiş. Hep aynı ebatta, aynı gerili beyaz pencerede, o tutarlı görüntüyü yakalamış. Bunları bana resimler söyledi. Eğer başlarında beklerseniz, dehlizlerinden çıkardıkları yeni öyküleri, sizinkileri de anlatacaklar. Yeter ki kendinizden emin olun. Yoksa kafanızda yarattığınız 'öteki'nden değil.
Galeri Pazar-Pazartesi hariç açık. Tel: 0212 230 19 76