Toronto'da ses getiren 'Baskın'ın yönetmeni Evrenol: Daha iyisi olamazdı!

Toronto'da ses getiren 'Baskın'ın yönetmeni Evrenol: Daha iyisi olamazdı!
Toronto'da ses getiren 'Baskın'ın yönetmeni Evrenol: Daha iyisi olamazdı!
Korku türündeki kısalarıyla tanıdığımız Can Evrenol'un ilk uzun metraj filmi 'Baskın'ın dünya prömiyeri Toronto Film Festivali'nde yapıldı. Festivalin prestijli korku sineması bölümü Midnight Madness'a (Geceyarısı Çılgınlığı) seçilen 'Baskın', bir grup polisin aldıkları ihbar üzerine çıktıkları tekinsiz yolculuğu konu alıyor. Festivalde epey ses getiren ve olumlu eleştiriler alan 'Baskın'ı Can Evrenol ile Toronto'da konuştuk.
Haber: ENGİN ERTAN - engin_ertan@yahoo.com / Arşivi

“Baskın”ı veya genel olarak yaptığın filmleri Türkiye ’deki korku sineması akımı içerisinde nerede görüyorsun?
Korku değil de fantastik sinema dersek... Açıkçası “Küçük Kıyamet” (Taylan Biraderler) veya “Sen Aydınlatırsın Geceyi” (Onur Ünlü) gibi filmleri kendi yapmak istediğim sinemaya daha yakın buluyorum. Bu filmlerin yanına yine Taylan Biraderlerin “Vavien”ini de ekleyebilirim.

Belki de tür sinemasıyla sanat sineması arasında bir yeri hedefliyorsun diyebilir miyiz?
Açıkçası “Baskın”ın böyle algılanması beni mutlu eder. Çünkü dünya sinemasından beslenen, daha uluslararası bir dil yakalamak istediğimi söyleyebilirim.

Sanat sineması ve uluslararası bir sinema dili demişken, “Baskın” için esin kaynakların arasında Yeni Fransız Aşırılığı akımını sayıyorsun. Buradan hareketle günümüz korku filmlerinde şiddet kullanımıyla ilgili neler düşünüyorsun?
Korku türü 70’ler ve 80’lerde tavan yapınca popüler kültüre de iyice sızmıştı. Michael Jackson’ın ‘Thriller’ klibi vardı örneğin... Fakat 80’lerde korku türündeki üretim iyice artıp işin suyu çıkınca, 90’lı yıllarda korkunun yerini daha ağır başlı gerilim/polisiye tarzı filmler aldı, hatta korku sineması biraz gözden düştü. 2000’lerdeyse, belki biraz da buna tepki olarak, ‘şiddet pornosu’ da denilen aşırı filmler ortaya çıktı. Tabii bunda dijital medyanın ve haberlerde gördüğümüz savaş görüntüleri ve şiddetin de etkisi var kuşkusuz. Mesela Tom Savini korku filmlerinde makyaj yapmaya başlamadan önce Vietnam’da savaş fotoğrafçısı imiş. Yaptığı işlerde orada tanıklık ettiği gerçek şiddetin etkisi olduğu söylenir. Sonuçta sanatçılar gündelik hayatta tanıklık ettikleri şiddeti bir şekilde işlerine de yansıtıyorlar.


'Baskın' ekibi Toronto'da.
Buraya gelmemiz iyi oldu... Sence “Baskın” için Gezi Ruhu’nun etkisini taşıyan bir film denilebilir mi? Bu filmdeki şiddet son yıllarda Türkiye’de gündelik hayatta tanıklık ettiğimiz şiddetle ilişkili olarak okunabilir mi?

Böyle bir okuma benim için gurur kaynağı olur. Fakat “Baskın” aynı isimli kısa filmimin genişletilmiş versiyonu ve ben bu kısa filmi Gezi’den önce yazmıştım. Diğer yandan, belki bazılarımız bu ülkeyle ilgili bazı şeyleri Gezi’den sonra daha iyi anladık ama o gerçekler ve o şiddet hep oradaydı zaten. “Baskın” için “Sınır(da)” (Frontière(s)) önemli bir esin kaynağı mesela. Sadece her ikisi de bir nevi ‘Hansel ve Gretel’ hikâyesi olduğu için değil... Mesela “Sınır(da)” da Fransa’daki sokak ayaklanmalarından başlayıp ormanda kaybolan gençlerle devam ediyor. Gündelik hayatımızdaki gerçek sorunları alıp onları böyle bir anlatı içerisine yerleştirmek bana çok ilginç geliyor.

Peki, neden başkarakterleri polis olan bir film çekmek istedin?
Aslında bu edebiyatta ve mitolojide çok sık kullanılan bir olgu: Tepedeki otoritenin, özellikle de elindeki gücü kötüye kullanan bir otoritenin, kendisinden daha güçlü bir yapıyla karşılaşınca kurban konumuna düşmesi... Farklı dönemlere veya sosyolojik yapılara çok rahatlıkla uyarlanabilecek, oyuncaklı bir tema bu. O yüzden bana da cazip geldi.


Türkiye sinemasında polisleri kahraman olarak göstermeyen filmlerin de sayısı pek fazla değildir.

Evet, bu da benim için ayrıca heyecan vericiydi. Gezi’de gözünü kaybeden bir vatandaşımızın “Ben polislere kızmıyorum, onlar benim için henüz olgunlaşmamış insanlar, çocuk gibiler” dediğini okumuştum. Bu bana “Sineklerin Tanrısı”nı hatırlatmıştı. Dolayısıyla “Baskın”daki polisleri de biraz böyle görüyorum. Onları iyi veya kötü gibi kalıpların dışında ele almaya ve şiddetle ilişkilerini de henüz olgunlaşmamış olmaları üzerinden anlamlandırmaya çalıştım.

Olgunlaşamamak veya ‘çocuk erkekler’ deyince, “Baskın” aslında polisin ötesinde daha genel bir çerçevede Türk erkeğinin kendi korkularıyla yüzleşmesini de konu alıyor.
Evet... Bunlar sürekli üzerine kafa yorduğum meseleler olduğu için, yaptığım işlere yansıyor. Ben Televole izlemenin yasak olduğu, çok koruyucu bir ailede büyüdüm. Okula servisle gidip servisle gelirdik ve dış dünyayla bağlantım çok azdı. Sonraki yıllarda taksi şoförlerinden duyduğum cinsel hikâyeler bana çok garip gelmişti, ki filmdeki polislerin arasındaki muhabbetlerin çoğu da oradan kalma. Kadınların kadınlığını yaşayamadığı bir yerde erkekler de erkekliğini yaşayamaz diye bir laf var. Ben buna inanıyorum ve Türkiye’deki durum da tam olarak bu bence. “Baskın”daki erkekler de bunun bir uzantısı.

Filmde hem polislerin ekibini hem de final bölümünde karşılaştıkları kültü birer aile olarak tanımlıyorsun. Yukarıda söylediklerinle aileyi ne kadar ilişkilendirebiliriz?
Sonuçta her şey ailede başlıyor. Korkularımız, özgüven sorunlarımız... Bu nedenle benim kısa filmlerimde de bir aile vurgusu hep vardır. Aile üzerinden giden hikâyelerin de toplumda daha çok yankı bulacağını düşünüyorum.


'Baskın', Toronto'da yoğun ilgi gördü. (Fotoğraf Haberturk.com'dan alınmıştır.)
Peki, “Baskın”ın Toronto’da getirdiği yankı hakkında ne düşünüyorsun? Filminin dünya prömiyerinin burada gerçekleşmesi nasıl bir duygu?

Yıllardır kısa filmlerimle Sitges, FrightFest, Fantastic Fest gibi festivalleri dolaştım, bu festivallerde birçok yönetmenle tanıştım. Toronto Film Festivali’nde Midnight Madness’a seçilmek herkesin en üst nokta olarak değerlendirdiği bir şeydi. Dolayısıyla benim için neredeyse çocukluk düşüm gerçekleşti gibi bir şey, daha iyisi olamazdı! Midnight Madness bölümünün küratörü Colin Geddes’in “Baskın”ı bu kadar sevmesi ve sahiplenmesi benim için gerçekten çok değerli. Sonuçta filmin buraya seçilmesinden başlayarak oluşan son derece yüksek bir beklenti de var. Bu beklenti beni heyecanlandırdığı kadar biraz korkutuyor da... Filmim hakkında çıkan yorumları öncesine göre daha farklı bir hassasiyetle okuyorum.

Türkiye prömiyeri Filmekimi kapsamında 9 Ekim Cuma 21.30'da Atlas Sineması'da yapılacak 'Baskın', Türkiye’de 13 Kasım’da gösterime girecek.