Tüm festivallerin efendisi

Onlarca Hollywood yapımının yanı sıra pek çok bağımsız filmin prömiyer yaptığı Toronto Dünya Film Festivali, dev küresel şirketleri akla getiriyor.
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

TORONTO - Onlarca Hollywood yapımının yanı sıra pek çok bağımsız filmin prömiyer yaptığı Toronto Dünya Film Festivali, dev küresel şirketleri akla getiriyor. 28 yıl önce 'festivallerin festivali' iddiasıyla başlayan bu etkinlik, son yılın en iyi ve en yeni filmlerini sunan zengin programıyla sanat sineması ile endüstriyi buluşturan vazgeçilmez merkezi olmuş durumda. 18 Eylül'de sona eren festival, yapımcısından dağıtımcısına, oyuncusundan yönetmenine, beş kıtanın profesyonelleri için yedinci sanatla ticari sinemanın buluşarak diyalog kurabildiği bir yer olarak büyük önem taşımakta.
Ödülsüz bir etkinlik olan Toronto, sunduğu yüzlerce film, ağırladığı binlerce konuk ve bilet sattığı yüz binlerce izleyiciyle Cannes, Venedik gibi A sınıfı festivalleri bir anlamda kanatları altında almış durumda...
Cannes, Venedik orada
Bolca örnek vermek mümkün. Cannes'da yarışan filmlerin Kuzey Amerika pazarında gösterime girmemiş örneklerinin hemen hemen hepsi Toronto'daydı. Ve Venedik'te bir hafta önce gösterilen filmlerin yarısından çoğu... 'Vera Drake' yok ama Lido'dan iki ödülle dönen Alejandro Amenabar'ın 'Mar Adentro'su vardı mesela. Venedik'in sürpriz filmi, Koreli Kim Ki-duk'un '3-Iron'ı da Toronto'da çoşkuyla alkışlandı. Yine Venedik'te övgü toplayan İsrailli yönetmen Amos Gitai de Hanna Schygulla'nın rol aldığı filmi 'Promised Land'in gösterimleri için Venedik'ten ayağının tozuyla gelir gelmez, Fransız oyuncu ve yapımcı Jacques Perrin'le oturmuş burada, uzun uzun iş konuştu.
Bitmedi. Locarno'da beğendiklerimiz de Toronto'daydı. Şimdi San Sebastian'da gösterilen filmlerin bazıları da. Ayrıca Maggie Cheung'e Cannes'da kadın oyuncu ödülünü getiren Olivier Assayas'ın 'Clean'ı, en düşük bilet fiyatının 30 dolar olduğu prestijli gala gösterileri programında sunuldu.
Hollywood'un yeni ağır topları yanında, farklı seslere, yeni denemelere de yer vardı. Sandra Bullock'un rol aldığı, ırkçılık temasını başarıyla işleyen bağımsız Amerikan sineması örneği 'Crash'ın yönetmeni Paul Haggis ile Toronto'da tanıştık. Yeni Dalga akımının enerjisi tükenmeyen yönetmenlerinden Agnes Varda'nın son belgeseli 'Cinevardaphoto'yu da keyifle izledik. Festivalin tek Türk filmi 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'ın programda yer alması, Ahmet Uluçay konuklar arasında olmasa da adının uluslararası düzeyde en geniş yankıyı bulması açısından önem taşıyordu.
12 milyon dolarlık yatırım
Festival, Ontario sinemateğini de işleten Toronto International Film Festival Group adlı kurum tarafından düzenleniyor. Her yıl sunulan programın çok sesli zengin içeriği bağımsız seçiciler tarafından oluşturulurken, organizasyon söz konusu olduğunda sanat değil iş dünyası kanunları devreye giriyor. Söz konusu grup büyük bir şirket gibi çalışıyor. Son yılların en önemli yatırımı, 2006'da hizmete girmesi planlanan yepyeni festival merkezi, yıl boyunca, 12 milyon dolarlık işletme bütçesiyle, çok yönlü sinemasal etkinliklere ev sahipliği yapacak. Beş katlı ve beş salonlu bu pırıl pırıl festival merkezinin açılmasıyla Toronto Film Festivali kuşkusuz daha da önem kazanacak...
'Yılda sadece bir film festivaline gitmek zorunda kalsanız, hangisini seçerdiniz?' sorusuna verilebilecek yanıtlar içinde Toronto giderek ilk sıralara tırmanmakta. Küreselleşmenin sinema dünyasına yansıması şeklinde yorumlayabileceğibiz Toronto'nun hem olumlu, hem de olumsuz yanları var
Olumlu yanı, farklı ülke ve kültürlerden bağımsız sinema örneklerini bir arada sunması. Ancak, küreselleşen dünyada sinemasal özgürlük de giderek sıkı denetim altında tutuluyor. Değişik baskılarla karşılaşıyor. Toronto Festivali'nin en ciddi çelişkisi işte bu noktada somutlaşmakta: Yaratıcı sinema sanatına, sinema endüstrisinin oluşturduğu koşullar çerçevesinde yer vermek. Başka bir deyişle, gücü küreselleşerek artan sistemin içinde, sisteme karşı olana, sistemin belirlediği sınırlar içinde tolerans göstermek.